Suriye'de kritik süreç sürüyor

7 Mart 2020 Cumartesi, Yeni Akit

Suriye'de katil Esed rejiminin saldırıları karşısında Türkiye'nin kararlı bir duruş sergilemesi ve katil rejime önemli kayıplar verdirmesi onun arkasında duran Rusya'yı da masaya oturmaya ve ateşkes anlaşmasına yanaşmaya zorlamıştır. Eğer ki Türkiye'nin kararlı duruşu olmasaydı belki Esed rejimi insanlık dışı saldırılarını daha da şiddetlendirecek ve İdlib bölgesinin barındırdığı milyonlarca insanın tümünü Türkiye sınırına doğru sürecekti. Bu arada ona destek veren Rusya'nın uçakları da sivil hedeflere yönelik saldırılarının sayısını artıracaklardı.

Şimdilik bölgede gerginliğin azaltılması ve saldırıların durdurulması için ateşkes sağlanması, Rusya'nın Esed rejimini en azından bazı konularda dizginleyecek ve kontrol altına alacak şartları kabul etmek zorunda kalması olumlu bir gelişmedir. Ancak bu, Esed rejiminden ve onun arkasında duran müdahaleci dış güçlerden kaynaklanan tehdidin ortadan kalktığı, bölgenin süt liman hale geldiği anlamına gelmez. Bölgeyle ilgili kritik süreç şimdilik sürmektedir.

Her şeyden önce gerek katil Baas rejimi gerekse onun arkasında duran İran ve Rusya'nın hiçbiri güvenilir değildir. Onların taahhüt ettiklerini yerine getirmek zorunda kalmaları için saldırgan tutumlarının kendilerine de ağır bir geri dönüşünün olacağı konusunda güçlü bir kanaatlerinin olması gerekir. Aksi takdirde diplomatik etiğe ve karşılıklı ilişkilerde riayet edilmesi gereken değerlere, ölçülere bağlı kalarak saldırgan tutumlarından vazgeçmelerini beklemek fazla iyimserlik olur. Çünkü şimdiye kadar kabul edilen anlaşmalar sonrasında sergiledikleri tutum bu konuda kendilerine karşı iyimser olunmasının mümkün olmadığını ispat etmiştir. Dengelerin kendi lehlerine değiştiğini gördükleri an saldırgan tutumlarında yine azgınlaşmaları ve sivil hedefleri vurmama konusundaki taahhütlerinden dönmeleri hiç de ihtimal dışında değildir. O yüzden sadece bölgesel çapta değil uluslararası çapta onları taahhütlerine bağlı kalmaya zorlayacak bir tavır sergilenmesi ve kendilerine baskı yapılması için güç dengelerinin iyi değerlendirilmesi, bazı unsurların daha etkin bir şekilde devreye sokulması için çaba sarf edilmesi gerekir. Bu açıdan katil Baas rejiminin yurtlarından sürgün ettiği mültecilerden kaynaklanan yükün sadece Türkiye tarafından kaldırılmasının zorunlu ve mümkün olmadığının, bunun o insanları yurtlarından çıkaran zalimlere sessiz kalan bölgesel ve küresel güçlere de bir maliyetinin olması gerektiğinin bilinmesi belki faydalı olabilir.

Avrupa ülkelerinin, zulüm rejiminin sürgün ettiği milyonların kendi topraklarına girmelerini engellemek için sürekli savunuculuğunu yaptıkları değerleri nasıl ayaklar altına aldıklarını gördük. Onların bu konudaki tutumlarının yüzlerine vurulması ve ortaya çıkan gerçek yüzlerinin daha fazla ifşa edilmesi gerekir. Bu belki onları tutumlarını değiştirmeye zorlayabilir ve Suriye'deki zalimlerin insanları kitleler halinde yurtlarını terk etmeye zorlamalarını önlemek için biraz daha etkin bir şekilde devreye girmelerini sağlayabilir. Çünkü bu güçler ne yazık ki iddia ettikleri gibi insanlığın ortak değerlerine değil kendi çıkarlarına ve hesaplarına öncelik vermektedirler. Mültecilerin Avrupa Birliği'nin kapılarına dayanması karşısında Avrupa'nın içine düştüğü telaş ve üzerine gelen seli önleyebilmek için insana saygı diye bir hassasiyetinin olmadığını çok bariz bir şekilde izhar etmesi bunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Moskova'daki zirve Türkiye'nin olaylara yerinde müdahale etmesinin ve Baas zulmünün ilerleyişini durdurmak için harekete geçmesinin son derece isabetli bir tutum olduğunu göstermesi açısından da anlamlıdır. Ama yapılan anlaşma dediğimiz gibi tehlikenin tamamen bertaraf edildiğini ve ortadan kalktığını göstermiyor. Bu açıdan güç dengelerinin korunması politikasının sürdürülmesine ihtiyaç var.