Esed güçlerinin saldırıları

7 Şubat 2020 Cuma, Yeni Akit

Suriye'deki Baas rejimine bağlı güçler ve onu destekleyen işgal güçleri Halep'te kontrolü ele geçirdikten sonra bu bölgedeki rejim güçlerinin tehditlerinden kaçan ahalinin çoğunluğu İdlib'e sığınmıştı. Ancak rejim güçleri ve destekçileri Halep'ten sonra da İdlib'i tehdit etmeye başladılar.

Buraya karşı da bir yandan kara saldırıları için hazırlıklar yapıldığı mesajları verilirken ağırlıklı olarak hava saldırıları tehdidi yapılıyordu. Suriye'deki savaşta güç dengesizliğinin en önemli sebebi de zaten rejimin ve onun arkasında duran işgal güçlerinin hava saldırı imkânlarına sahip olmasına rağmen direnişin hava saldırılarına karşı bir savunma mekanizmasının bile bulunmaması ve küresel emperyalizmin de direnişçilerin hava savunma sistemi temin etmesini engellemek için bütün yollara başvurmuş olmasıydı.

İdlib'e yönelik hava saldırıları tehdidi sadece rejim güçleri tarafından değil aynı zamanda ona destek olmak amacıyla Suriye'de bulunan işgal güçleri tarafından da yapılıyordu. Bu tehditler doğal olarak İdlib'de oluşan kalabalık mülteci nüfûsun oradan başka yerlere akın etmesi endişesini oluşturdu. Bu nüfûsun Türkiye'den başka gidebileceği bir yer de yoktu. Türkiye ise zaten üç milyondan fazla bir Suriyeli mülteci nüfûsu barındırıyordu. Bunun üzerine yeni bir üç milyonluk mülteci nüfusu barındırmak için imkânlarının yeterli olmayacağı dolayısıyla İdlib'e yönelik bir saldırı nedeniyle akın edecek mültecilerin başka yerlere geçmesine engel olmayacağı Avrupa ülkeleri tarafından da bilinen bir gerçekti.

İdlib'e yönelen tehlikenin bütün dünyayı etkileyecek bir tehlike olacağı gerçeğinin görülmesi Rusya'nın tehditçi tutumunu değiştirmesi için görüşme mekanizmasının etkili kılınması açısından zorlayıcı bir sebep oldu. Sonunda Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan ile Rusya Cumhurbaşkanı Viladimir Putin arasında Soçi'de gerçekleştirilen zirvede silahsız bir çözüm bulunması konusunda bir anlaşma sağlandı.

Fakat maalesef gerek rejim güçleri ve gerekse destekçi güçler bu konudaki anlaşmalara bağlı kalmayarak saldırılarını sürdürdüler. Saldırılarında çoğunlukla sivil hedefleri vurdular. Çok sayıda sivilin hayatını kaybetmesine veya yaralanmasına neden oldular.

Saldırılar İdlib'e sığınmış durumdaki kalabalık kitlelerde can endişesine neden olduğu için birçokları kaldıkları evleri veya kampları terk ederek kuzeye, Türkiye sınırına doğru ilerlediler. Bu durum Türkiye sınırı yakınlarında kalabalık mülteci yığınlarının oluşmasına neden oldu.

Esed rejimi İdlib'de de Halep'te uyguladığı taktiği uygulamak ve halkı kıskaca alarak kontrolü ele geçirmek istiyordu. Ancak burada bölgeyi her taraftan kuşatma altına alma imkânı yoktu. Çünkü kuzey tarafını Türkiye'nin Soçi mutabakatına göre çatışmasızlığın sağlanması amacıyla göndermiş olduğu askerler kontrol ediyordu.

Esed rejiminin askerleri, Türkiye askerlerini tehdit etmek ve bölgeden uzaklaşmaya zorlamak amacıyla Soçi mutabakatını hiçe sayarak saldırı düzenlediler ve sekiz askerin şehit olmasına birçok askerin de yaralanmasına neden oldular. Bu saldırının Rusya'nın bilgisi ve muvafakati olmadan gerçekleştirildiğini sanmıyoruz. Ancak Rusya, konuyla ilgili tavrını şimdilik çok fazla açığa çıkarmaması gerektiğini düşünüyor.

İran, Esed güçlerinin saldırılarını açıktan destekleyerek onların bölgede tehdit oluşturan tüm terör ve işgal güçlerine karşı kendilerini savunma haklarının olduğu iddiasında bulundu. Oysa orada Türkiye askerlerinin varlığı bir işgal değil, Astana görüşmelerinde ve Soçi mutabakatında kabul edilen çatışmasızlığın sağlanması içindir ve bu konuda İran'ın da onayladığı bir uzlaşma söz konusudur.

Esed güçlerinin ilerlemesi aslında bölgede büyük bir tehlike arz etmektedir ve Türkiye sınırlarına doğru yeni bir iltica dalgasının gelmesine sebep olacaktır. Dolayısıyla Türkiye'nin bunu önlemek amacıyla bölgede Soçi mutabakatında kabul edilen çatışmasızlığın sağlanabilmesi için müdahale etmeye hakkı vardır.