Küresel Emperyalizm Hesabına Terör: PKK ve IŞİD

Kasım 2019, Ribat

Küresel emperyalizmin başını çeken ABD, terörü iki ucu keskin bir kılıç gibi kullanmaktadır. Yeri geldiğinde terörden, kendisinin haksız ve gayri meşru saldırıları, işgalleri için bir gerekçe olarak yararlanır. Ama bazen bu gerekçeyi de teröre gaz vererek kendisi oluşturur. Yeri geldiğinde de terör örgütlerinden kendisinin kirli oyunları ve hesapları için yararlanır. Normalde sürekli teröre karşı savaş verdiğini söylediği, kendi saldırılarında terörü bir gerekçe olarak kullandığı halde terör örgütü oldukları tescillenmiş birtakım silahlı gruplara da açıktan destek vermekten, onlara silah temin etmekten, hatta askeri eğitim vermekten çekinmez.

Bu iki farklı politikanın yani terörün iki ucu keskin kılıç olarak kullanılmasının Suriye'de karşımıza çıkan en bariz örnekleri ise IŞİD ve PKK örnekleridir.

Bu iki örgütün aslında her ikisi de ABD'nin oyunlarıyla, taktikleriyle ve politikalarıyla Suriye'de güç ve saha kazanmayı başarabilmiştir. Ancak ABD birinden kendince teröre müdahale etmek için gerekçe olarak yararlanmış, birini de bu gerekçeden yararlanarak desteklemiş ve bölgede kendisinin hesaplarının bekçiliğini yapacak yeni bir yönetim hatta devlet ortaya çıkarmak amacıyla desteklemiştir.

Kendini İslamcı olarak tanımlayan hatta Haricilerin yaptığı gibi kimin Müslüman olup kimin olmadığına karar verme konusunda kendini bir üst yargı mekanizması olarak gören IŞİD işin gerçeğinde küresel emperyalizmin hem Irak'ta hem de Suriye'de İslami hareketi ve direniş örgütlerini arkadan vurmak amacıyla kullandığı bir kukladır ve bu örgütün birtakım heyecanlı gençleri saflarında toplamak amacıyla ürettiği planların tamamı da birer senaryodur.

Bu örgütün bir komplo örgütü olduğu, ileri sürdüğü planların, heyecanlı gençleri etrafına çekmek amacıyla kullandığı malzemelerin, ileri sürdüğü iddiaların birer senaryo olduğunu biz örgütün ilk piyasaya çıktığı zamandan itibaren söylemeye başlamıştık. Zaman içinde izlediği tutum, sergilediği tavır ve bugün içinde bulunduğu durum bu gerçeği çok bariz bir şekilde ispat etti.

Küresel emperyalizm gerçekte sözünü ettiğimiz iki örgütün her ikisine de destek verdi. Ancak birine perdenin arkasında destek verirken perdenin önünde ona karşı tavır aldı. Onunla savaş halinde olduğunu ortaya koymaya çalıştı. Bu savaşından da diğerine destek vermek, terörü bir araç olarak kullandığı ve terör örgütü olduğu tescillenmiş bir örgüte verdiği desteği meşru göstermek için yararlandı.

Küresel emperyalizmin, önce Irak İslam Devleti sonra Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) en son da sadece İslam Devleti adıyla faaliyet gösteren karanlık örgüte destek vermesinin iki önemli amacı vardı. Birincisi başta Irak'ta Amerikan işgaline sonra Suriye'de Baas rejimine ve ona yardımcı olmak amacıyla Suriye'yi işgal eden İran ve Rusya'nın gönderdiği güçlere karşı savaşan direnişi arkadan vurmaktı. İkincisi de Afganistan'daki, Somali'deki ve daha başka çatışma bölgelerindeki savaşlara katıldıktan sonra kendi ülkelerine dönmekten korktukları için muhtelif Avrupa ülkelerine dağılan gençleri cezbedecek bir merkez, örgütsel yapı oluşturmak suretiyle onları oraya çekmek ve Avrupa ülkelerinde teker teker imha edilmeleri mümkün olmayan bu gençleri toplu olarak imha etmenin altyapısını oluşturmaktı.

Afganistan'da, Somali'de ve diğer çatışma bölgelerinde silahlı çatışmalara katıldıktan sonra Avrupa ülkelerine dağılan gençler genellikle kendilerini "cihadçı selefi akım (es-Selefiyye'l-Cihadiyye)" olarak tanımlayan kesimdendi. Bu kesim demokratik düzenlerde siyasi faaliyetler yapanları tekfir ediyordu. Hatta bazıları kendileri gibi düşünenlerin dışında kalanların tümünü tekfir edebilecek kadar ileri gidiyorlardı.

Avrupa ülkeleri bu gençleri nasıl tasfiye edeceği, çalışmalarını nasıl engelleyeceği konusunu uzun süre tartıştı. Hepsinin hapislere doldurulmasının başlarına dert açacağını, muhaliflerini idam etmekten çekinmeyen dikta rejimlerinin hakim olduğu ülkelerine zorla göndermenin onları zorla ölüme gönderme anlamına geleceği için tepkilere neden olacağını ve buna benzer muhtelif sorunları aralarında konuştular. Bütün bu tartışmaların arasından "arı kovanı" teorisi adı verilen bir teorinin ortaya çıktığı bazıları tarafından dile getirildi. Bu teoriye göre o gençler muhtelif bölgelere dağılmış arılar gibiydiler. Tek tek bulunup etkisiz hale getirilmeleri zordu. Onları cezbedecek ve kendilerinin de toplanmayı kabul edecekleri bir kovan oluşturulması durumunda onların oraya toplanmaları ve o kovanda topluca etkisiz hale getirilmeleri daha kolay olacaktı.

IŞİD de tam bu gençleri cezbedecek radikal ve tekfirci formatta üretilerek palazlandırıldı. Önce gerçekten bir cazibe merkezi olması için önemli bir hakimiyet alanı oluşturmasına fırsat verildi. Oluşturduğu güç, heyecanlı ve radikal söylemlere meyilli gençleri kendine çekecek söylem ve fiili bir savaşın içinde olması söz konusu "kovan teorisine" uygun bir mahiyet kazanmasına imkan sağladı.

Avrupa ülkelerinin söz konusu gençlerin, önemli bir atağa geçen IŞİD'in saflarında savaşmak için Suriye'ye akın etmeleri konusunda her türlü kolaylığı sağlamaları zikredilen teori hakkında söylenenleri tasdik ediyor gibiydi.

Bu örgüt ise "mürtetlerle savaş kafirlerle savaştan önce gelir" diyerek topladığı gençleri, Baas rejimine bağlı güçlerin veya onlara destek için Suriye'ye sokulmuş dış güçlerin değil onlarla karşı karşıya gelen direniş gruplarının üzerine sürdü. Onların kontrol altına aldığı bölgeleri ellerinden almak için çatıştı. Bu durum karşısında direniş grupları bir yandan Baas rejiminin ve ona destek için gelmiş olan dış güçlerin saldırılarına maruz kalırken diğer yandan IŞİD'ın saldırılarıyla karşı karşıya geldi ve böylece iki ateş arasında sıkıştılar. Rejim güçleri karşısında yoğunlaşmak amacıyla da IŞİD'in saldırıları karşısında zayıf kaldılar. Bu, IŞİD militanlarının işini kolaylaştırdı ve kısa zamanda geniş bir alan üzerinde etkili olmayı başardılar.

Bu aşamadan sonra küresel emperyalizmin oynadığı oyunun ikinci sahnesi geliyordu. Bu kez emperyalizm IŞİD tehdidine ve onun yayılmasına dikkat çekerek ona karşı savaşılması gerektiğini vurguladı ve bunun için de kendi askerlerini çarpıştırmak yerine var olan bir silahlı gerilla gücünü kullanmanın daha mantıklı olacağı düşüncesiyle PKK'nın Suriye yapılanması durumundaki PYD'ye her türlü desteği vermeye başladı. Bunun için binlerce tır dolusu silah sevk etti.

Suriye direnişini arkadan vururken bütün gücünü kullanan IŞİD ise PYD karşısında söze gelir bir varlık gösteremedi ve çok çabuk dökülmeye başladı. Bu durum, saflarına topladığı gençlerin bir kısmının öldürülmesine, bir kısmının da PYD militanlarına esir düşmesine neden oldu. IŞİD'in kontrolündeki alan ise iyice daraldı. Böylece IŞİD Suriye direnişini arkadan vurmak suretiyle kontrol altına aldığı bölgelerin önemli bir kısmını PKK'nın Suriye yapılanması durumundaki PYD'ye teslim etti.

Küresel emperyalizmin PKK'nın Suriye yapılanmasına destek vermesinin tek amacı IŞİD militanlarının etkisiz hale getirilmesi değildi. Aynı zamanda bölgede ikinci bir İsrail rolü üstlenecek ve küresel emperyalizmin bölgeyle ilgili çıkarlarını koruma görevini yerine getirecek yeni bir devlet ortaya çıkarmak istiyordu.

Bu plan en başta Suriye topraklarının bölünmesini amaçlıyordu. Türkiye açısından da ciddi bir tehdit ve tehlike oluşturuyordu. Yıllardan beri Türkiye topraklarını bölmek için fiili savaş içinde olan örgütün Suriye topraklarında devletleşmesi söz konusu olacaktı. ABD'nin örgütün Suriye yapılanmasına güya IŞİD'e karşı savaştığı gerekçesiyle verdiği silahlar da sadece Suriye'de kullanılmıyordu. Aynı zamanda örgütün Türkiye içindeki terör eylemlerinde kullanılmak üzere sınırdan kaçak yollarla geçiriliyordu. Türkiye, Suriye sınırında her ne kadar güvenlik tedbirlerini artırsa da sınırın öbür tarafında belli bir devlet kontrolünün olmaması ve terör örgütünün burada geniş bir alanda hakimiyeti sağlaması tehlikenin devam etmesine neden oluyordu.

O yüzden Türkiye hem silahlı terör örgütünün Türkiye'ye silah sokmasını engellemek hem de Türkiye'nin misafir ettiği mültecilerden bir kısmının Suriye topraklarına geri dönebilmelerini sağlamak amacıyla Suriye sınırı boyunca güvenli bölge oluşturmak istedi. Fakat ABD, Türkiye'nin bu konudaki taleplerini sürekli erteledi. Bunun sebebi Türkiye'nin taleplerinin ABD'nin işine gelmemesiydi. Çünkü ABD silahları sadece IŞİD'e karşı savaş için değil aynı zamanda örgütün Türkiye sınırları içinde gerçekleştirdiği terör eylemlerinde de kullanılmak üzere veriyordu. Dolayısıyla her ne kadar Türkiye'yle müttefik konumunda olsa da verdiği silahların bir kısmının Türkiye tarafına geçirilip silahlı terör eylemlerinde kullanılmasından rahatsız değildi.

Bu durum karşısında Türkiye kendi başının çaresine bakmak zorundaydı. Türkiye'nin "Barış Pınarı Harekatı" adını verdiği askeri harekâtı başlatması karşısında tüm küresel emperyalist güçlerin ve onların uzantılarının Türkiye'ye cephe alması PKK'nın aslında küresel emperyalizmin hesabına terör saldırıları gerçekleştirdiğini, Kürt sorununu ise bu konuda kendini haklı gösterebilmek için istismar ettiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Sosyalist ve solcu bir ideolojiyle piyasaya çıkan ve bugün hâlâ bu ideolojiyi bir siyasi çizgi ve anlayış olarak benimsemiş bir örgüt şeklinde kendini kabul ettirmeye çalışan PKK'nın aslında sırtını ABD'ye dayadığını, Türkiye'nin Barış Pınarı Harekâtı karşısında PKK hesabına ABD'nin pazarlık etmesi ve yine onun adına ABD'nin vaatlerde bulunabilmesi bütün açıklığıyla gözler önüne sermiştir. Bu da PKK'nın ideolojik kimliğinin aynen IŞİD'in, gençleri kendi safına çekmek için "İslamcı" kimliğini kullanması gibi göstermelik bir imajdan ve göz boyamadan ibaret olduğunu gerçekte bu örgütün de aynen IŞİD gibi taşeron bir örgüt olduğunu, aslında Kürt toplumunun hakları ve geleceği için değil küresel emperyalizmin İslam coğrafyasını yeni parçalara bölmek ve yeni kirli planlarını devreye sokmak amacıyla uyguladığı strateji hesabına savaştığını çok açık bir şekilde göstermektedir.

Türkiye'nin ABD'nin PKK vasıtasıyla hayata geçirmeye çalıştığı Suriye planının bozulması gerek bölge ve gerekse tüm İslam coğrafyası için önemli ve son derece tehlikeli bir oyunun bertaraf edilmesine vesile olacaktır. Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması da eli kanlı Baas diktasına destek verilmesiyle değil karanlık taşeron terör örgütlerinin küresel emperyalizm adına yürüttüğü kirli oyunların bozulmasıyla mümkün olabilecektir.