Suud'un İpiyle Yemen Kuyusuna İnmek

Eylül 2019, Ribat

Yemen'de eski diktatör Ali Abdullah Salih'in saltanatına son verilmesi Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin özellikle de Suudi Arabistan yönetiminin hoşuna gitmemişti. Halk devriminden sonra İslamî hareketin yıldızının parlaması ise Suudi Arabistan'daki işbirlikçi yönetimi daha çok rahatsız etti.

Tabii Suud rejimi sadece Yemen'de değil Tunus, Mısır ve Libya'da da hakim sistemlerin devrilmesinden rahatsız olmuş, buralarda da halkın kazanımlarının geri alınması için çeşitli oyunlara başvurmuştur. Arap Baharı olarak isimlendirilen halk hareketlerinin Suriye'de tıkanması Suudi Arabistan yönetiminin ve onunla işbirliği içindeki Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)'nin "karşı devrim" olarak nitelendirilen fitne hareketlerini organize etmesini ve yönlendirmesini kolaylaştırdı. Tunus'ta bazı karışıklıklar çıkardı ama burada amaçladıkları bir "karşı devrim" gerçekleştirme planlarında başarılı olamadılar. Mısır'da Baltacı fitnesini organize etti ve bunu bahane ederek Abdülfettah Sisi'nin darbe gerçekleştirmesinin önünü açtılar. Libya'da emekli subay Halife Hafter'in bir fitne hareketi başlatmasına destek verdiler.

Yemen'de ise "şerre karşı şer" sloganıyla hazırdaki Husi örgütünü kullanmaya karar verdiler. Aslında Husi örgütü İran'la işbirliği içinde olduğu için Suud rejimi onu çok tasvip etmiyor ve onu da bir "şer" olarak görüyordu. Zaten bu yüzden Yemen'de izlediği siyaseti "şerre karşı şer" olarak nitelendirmişti. Bir de Yemen'deki siyasetinde eski diktatör Ali Abdullah Salih'in yönlendirmesinin etkisi olmuştu. Çünkü Ali Abdullah Salih kendisine karşı gerçekleştirilen halk devriminin sahadan çıkarılması ve yeniden saltanatın ele geçirilmesi için daha önce kendisiyle savaş halinde olduğu Husi örgütüyle işbirliğinin işe yarayacağını düşünüyordu. Suudi Arabistan ise kendisi doğrudan veya açıktan Husi örgütüyle bir irtibat kurmadıysa da en azından eski rejim kalıntılarının Husi fitnesine arka çıkmalarına ve onunla işbirliği yapmalarına göz yumdu.

Suudi Arabistan, eski diktatör Ali Abdullah Salih'in Husi örgütüyle işbirliği içine girmesine itiraz etmezken bir yandan da halk devrimi sonrasında bir "uzlaşma formülü adamı" olarak cumhurbaşkanlığına seçilen Abdurabbih Mansur El-Hadi ile köprüleri kurdu. Bu adam normalde halk devrimi sonrasında aralarında ittifak sağlayan siyasi hareketlerin, geçiş dönemi için üzerinde uzlaştıkları isim olmasına rağmen arka planda Suudi Arabistan'la bağlantı kurarak onun Yemen'le ilgili planlarının önünü açan bir gizli siyaset takip etti. Bu gizli siyasetin sonucu ise Sana'nın kapılarına dayanan Husi militanlarına, kolluk güçlerinin ciddi bir şekilde tavır koymamaları ve böylece Sana'nın eski diktatör Ali Abdullah Salih'le işbirliği içindeki Husi örgütünün kontrolüne geçmesi oldu.

Devletin silahlı güçlerini ve emniyet güçlerini pasifize etmek suretiyle Husilerin önünü açan, bir yandan da Suudi Arabistan ile işbirliğini sürdüren Abdurabbih Mansur El-Hadi, Husi militanların kendisiyle anlaşma yapmalarını umuyordu. Ama Husiler kendi bileklerini güçlü gördüklerinden iktidarı El-Hadi ile paylaşacakları bir anlaşmaya yanaşmak yerine onu devre dışı bırakmak için etki gücünü tamamen yok etmeye çalıştılar.

Bölgedeki dikta rejimleri de Mısır'daki oyunlarının Yemen'de tutmadığını, burada sopa olarak kullandıkları Husi örgütünün kendi adamlarını da dövdüğünü görünce hesaplar değişti. Suudi Arabistan'la işbirliği içindeki Abdurabbih Mansur El-Hadi, Sana'yı terk edip gizlice Aden'e geçerek orada yeni bir hükümet oluşturdu. Aden'i de ülkenin geçici başkenti ilan etti. Suudi Arabistan ve onunla işbirliği içindeki Körfez ülkeleri de bunu Yemen'in meşru hükümeti olarak tanıdılar. Uluslararası platformda da meşru hükümet olarak tanınmasını sağladılar. Sana'daki Husi hakimiyetine son vermek için de Körfez Koalisyonu adını verdikleri bir askeri ittifak oluşturarak doğrudan müdahalede bulunmaya başladılar.

Bu cepheleşmede eski diktatör Ali Abdullah Salih ve adamları Husi örgütüyle ittifaklarını sürdürdüler. Dolayısıyla onlarla birlikte Aden'deki hükümetin askerlerine ve Körfez Koalisyonu'na karşı savaşıyorlardı. Fakat daha sonra Suudi Arabistan hükümeti Ali Abdullah Salih'e çengel atarak onun Husilerle bağları koparmasını sağladı. Bunun üzerine Salih, Husilerin aleyhine açıklamalar yapmaya ve Aden'deki hükümetle işbirliğine meylettiğini belli etmeye başladı. Bu duruma kızan Husiler, henüz kendi kontrollerindeki bölgede olan Ali Abdullah Salih'in Sana'dan doğum yeri olan şehre geçmeye çalıştığı sırada konvoyunun önünü keserek kendisini feci bir şekilde öldürdüler. Onun öldürülmesinden sonra taraftarları toparlanıp müstakil bir örgüt şeklinde sahneye çıkamadılar ve dağıldılar. Böylece onun dosyası tamamen kapanmış oldu.

Husi örgütü bir yandan Aden hükümetine bağlı askeri birliklerin bir yandan da Körfez Koalisyonu'nun hedefi olmasına rağmen askeri gücünü ve hakimiyeti altına aldığı alanın büyük bir bölümünü, tabii ki en başta İran'ın yaptığı yardımlarla ve verdiği destekle muhafaza etmeyi başardı. Öyle ki Husi örgütünün elinde artık balistik füzeler de vardı ve bunları Suudi Arabistan'ın içinde uzak mesafelere kadar ulaştırabiliyordu.

Bu durum karşısında BM'nin aracılığı ile masabaşında bir anlaşma sağlanması için görüşmeler başlatıldı. Bazı konularda birtakım anlaşmalar sağlandı ise de yapılan anlaşmalar asla savaşı tamamen durdurmadı. Gerginlik ve savaş şartları ülkede ekonomik sıkıntıların büyümesine, açlık probleminin artmasına ve bulaşıcı hastalıkların yayılmasına neden oldu.

Bir yandan Körfez Koalisyonu tarafından desteklenen ve takviye edilen Aden hükümeti ile İran destekli Husi örgütü arasında çatışmalar sürerken güneyde ülkenin yeniden ikiye bölünmesini, güneyde federal bağımsız bir devlet kurulmasını isteyen ve kendini Güney Geçiş Konseyi olarak adlandıran bir hareket ortaya çıktı. Bu hareketin oluşturduğu Hizamu'l-Emni adlı milis güçleri güneyin kontrolünü Aden hükümetinden almak ve onu devre dışı bırakmak için savaş yürütüyordu. İlginç olan ise normalde Husi örgütüne karşı savaşında Aden hükümetinin yanında fiilen yer alan Körfez Koalisyonu'nun içinde ve Suudi Arabistan'ın yanı başında yer alan BAE'nin Güney Geçiş Konseyi'ne destek vermesi, onu silah ve askeri teçhizat yönünden güçlendirmesi oldu. Suudi Arabistan ise görünüşte Abdurabbih Mansur El-Hadi liderliğindeki Aden hükümetine arka çıkmaya, ona destek vermeye devam ediyordu.

Körfez Koalisyonu çatısı altında ittifak halinde olan BAE ile Suudi Arabistan'ın Aden'in kontrolünü ele geçirmeye çalışan Güney Geçiş Konseyi'ne karşı tavır konusunda zahirdeki ihtilafına rağmen geçtiğimiz Kurban bayramı öncesinde bu konseye bağlı Hizam El-Emni, Aden'de cumhurbaşkanlığı sarayı olarak kullanılan Maaşik Sarayı'nı ve bu sarayı muhafaza etmekle görevli Dördüncü Tugay'ın kontrolünü ele geçirmeyi başardı.

Suudi Arabistan resmi açıklamalarında olanlara tepki gösterdi ve bunun kabul edilemez olduğunu söyledi. Olayları perdeye yansıyan şekliyle yorumlayanlar da bunu BAE'nin Suudi Arabistan'ı sırtından hançerlemesi olarak değerlendirdiler.

Ancak hadiselerin iç yüzünü takip edenler ve gelişmeleri yakından takip edenlerden bilgi alanlar durumun hiç de sanıldığı gibi olmadığını dile getirdiler. Güney Geçiş Konseyi militanları Suudi Arabistan'ın sessizliği ve karşılarına herhangi bir engel çıkarmaması neticesinde Aden'deki El-Hadi hükümetine karşı bu darbeyi yapabilmişlerdi. Güney Geçiş Konseyi'nin militanları Aden cumhurbaşkanlığı sarayına doğru ilerlerken Suudi Arabistan uçakları Aden semasında alçak uçuşlar yapmışlardı. Ama bu, söz konusu militanları hiç rahatsız etmemişti ve onlar kendilerinden emin bir şekilde yollarına devam etmişlerdi. Suud uçakları da alçak uçuşun ötesinde herhangi bir şey yapmamış, Güney Geçiş Konseyi'nin militanlarına hiçbir şekilde engel olmaya, müdahale etmeye kalkışmamışlardı.

Aden hükümetine yakın kaynaklar ayrılıkçı yani Yemen'in yeniden bölünmesini ve güneyde federal bağımsız bir devlet kurulmasını isteyen Güney Geçiş Konseyi'nin Suudi Arabistan güçlerinin gözlerinin önünde ve onların zımnen onayıyla Maaşik Sarayı'nı ele geçirdiğini ve bu sarayı muhafaza eden Dördüncü Tugay'ı kontrol altına almayı başardığını dile getirdiler. Tabii buralarda kontrolü ele geçirince geçici başkentin kontrolünü de ele geçirmiş oldular.

Bu durum sahnede birbirlerine karşı tavır sergileyen ve farklı tarafları tutan BAE ile Suudi Arabistan'ın aslında perdenin arkasında ittifak halinde olduklarını ve Suud hükümetinin yıllardan beri Yemen'de siyasi kontrolü ele geçirmek için sahada tuttuğu Abdurabbih Mansur El-Hadi'yi gözden çıkardığını ortaya koyuyordu.

Olaylardan sonra El-Hadi, Güney Geçiş Konseyi militanları Aden'de kontrol altına aldığı noktalardan çekilmeden onlarla herhangi bir diyaloğa girmeyeceği yönünde açıklamada bulundu. Ancak ilginçtir ki Suudi Arabistan darbecilere yani Aden'de kontrolü ele geçiren milislere bu yönde herhangi bir baskı yapmaya ihtiyaç duymadan derhal diyalog başlatılması çağrıları yaptı. Suudi Arabistan'ın ayrılıkçı örgütü sıkıştırması söz konusu olmadan ve onun desteği olmadan da El-Hadi'nin yapabileceği fazla bir şey yoktu.

Görüldüğü kadarıyla asıl sırtından hançerlenen Suudi Arabistan değil, Yemen'de halk devrimi sonrasında geçiş sürecinin başlatılması için bir uzlaşma formülü üretmek amacıyla kendisini cumhurbaşkanlığı seçenlerin ayağını kaydırabilmek için Suud rejimiyle karanlık ilişkiler içine giren yani ABD'nin uzak karakolu durumundaki Suudi Arabistan'ın ipiyle Yemen'in karanlık kuyusuna inmeye razı olan Abdurabbih Mansur El-Hadi'ydi. BAE ile Suudi Arabistan'ın perdenin önünde birbirlerine muhalif tavır sergilemeleri, BAE Güney Geçiş Konseyi'ni açıktan desteklerken Suudi Arabistan'ın onun Aden'de yaptığı darbeyi sert bir dille eleştirmesi ise sadece danışıklı dövüştü.

Bu gidiş Yemen üzerinde kirli hesaplar oynayanların şimdi bu ülkeyi yeniden ikiye bölmek için aralarında anlaşmış olmaları ihtimalini akla getiriyor. Husi örgütü karşısında başarısız kalan Körfez Koalisyonu acaba şimdi onunla Yemen'i paylaşmak için anlaşmaya mı hazırlanıyor? Acaba Husi örgütü böyle bir paylaşıma razı olacak mı yoksa güneydeki kargaşayı hakimiyet alanını genişletmek için değerlendirme yoluna mı gidecek? Gelişmeler gösterecek. Fakat bu savaşta Yemen halkının bir payı ve menfaati olmadığı gerçeğini, onun sadece ezildiğini bir kez daha tekrar edelim.