Doğu Türkistan'da İşkence Kampları

Ağustos 2019, Ribat

Geçtiğimiz ay BM İnsan Hakları Konseyi'ne üye 22 ülke Çin'in Sincan olarak isimlendirilen bölgesinde yani Doğu Türkistan'da Uygurlara ve diğer Müslüman azınlıklara yönelik yaptığı zulüm uygulamalarını eleştiren ve onlara yönelik kitlesel gözaltıların durdurulması çağrısında bulunan bir mektup imzaladı. Ancak Çin'deki zulüm yönetimi çağrıya tepki göstererek Müslümanlara yönelik insanlık dışı muamelelerinde, zulüm uygulamalarında ısrarlı olduğunu ortaya koydu.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, ülkesinin BM İnsan Hakları Konseyi'ne üye 22 ülkenin Uygur Türklerinin ve diğer Müslüman azınlıkların mensuplarının toplandığı kampların kapatılması ve toplu gözaltılara son verilmesi çağrısına tepki gösterdiğini dile getirerek bunu kendi iç işlerine ciddi bir şekilde müdahale olarak nitelendirdiğini ifade etti.

Günümüzdeki zulüm rejimleri kendilerinin halkları üzerinde bir siyasi otorite oluşturmuş olmalarını aynı zamanda onlara istedikleri gibi zulmetme, haksızlık etme, işkence etme hakkına sahip olmak olarak görüyorlar. O yüzden, zulümlerine itiraz edilmesini ve zulüm uygulamalarına son verilmesi çağrısında bulunulmasını iç işlerine karışmak olarak değerlendiriyorlar. "İç işlerine karışma", dikta rejimlerinin kendi halklarına yönelik zulüm ve şiddet uygulamalarının önünün açık tutulması için çok sık kullandıkları bir bahanedir. Oysa insanlara keyfi bir şekilde zulmedilmesi, onların insanî haklarını kullanmalarına fırsat verilmemesi bir iç işleri sorunu değildir. Bir insanlık dramıdır ve "ben insanım" diyen herkesi ilgilendirir. Eğer insanlara zulmedilmesine itiraz edilmesi, zulmün son bulması için çağrı yapılması iç işlerine müdahale ise ve kimsenin zulme itiraz etme hakkı olmayacaksa o zaman insan haklarından, uluslararası hukuktan söz etmenin ne anlamı kalır? Kimsenin kimseye bir şey deme hakkı olmaz ve bir ülke yönetiminin vatandaşları üzerinde kurduğu siyasi hakimiyeti onları sebepsiz yere katletmesinin, hukuki bir gerekçeye dayanmadan mahkum etmesinin, sebepsiz yere cezalandırmasının dayanağı olarak kullanması mümkün olabilecektir.

Suriye'de halkın sistemde değişiklik talebiyle meydanlara çıkmasına karşılık katliamlar gerçekleştirilmesine tepki gösterilmesi üzerine de İran'ın ve Baas'ın davulunu çalanlar olayların Suriye'nin iç meselesi olduğunu, kimsenin bu ülkenin iç işlerine karışma hakkı olmadığını söylüyorlardı. Onların anlayışına göre olay Suriye'nin iç sorunu olduğundan Baas'ın da onu çözebilmek için istediği kadar insanı katletme, kesme, doğrama hakkı vardı. Kimsenin ona karışma, müdahale etme hakkı yoktu. Ama Baas diktası halkın direnişi karşısında köşeye sıkışmaya başlayınca kuralı kendilerine uygulamadılar. Kendileri halkın direnişini bastırmak için halka karşı ülkenin iç işlerine her şekilde karışmaktan çekinmediler.

Bugün Çin'in Doğu Türkistan'da Müslümanlara yönelik zulüm uygulamaları da bir iç işleri meselesi değil bir insanlık sorunudur. İnsan olduğuna inanan herkesin yapılan zulümleri reddetmesi ve bu zulmün son bulması için neler yapabileceği üzerinde zihnini yorması gerekir.

Çin yönetimi Doğu Türkistan'daki Müslümanlara zulmederken bir yandan da onları asimile etmek, dinî ve etnik kimliklerinden soyutlayarak tamamen kimliksiz hale getirmek için çeşitli uygulamalara başvuruyor. Ama yıllardan beri değişik yöntemlerle sürdürülen bu kimliksizleştirme ve insanları dinî değerlerinden uzaklaştırma çabaları büyük ölçüde başarısız kaldı. Müslümanlar bütün zulümlere rağmen yine de inançlarını, İslami kimliklerini ve değerlerini muhafaza etmeye çalıştılar. Ateist Çin yönetimi bunda aile eğitiminin önemli payı olduğunu düşündü ve çocukları en azından bir süre ailelerinden koparması, devletin özel merkezlerinde tamamen ateist bir eğitime tabi tutması durumunda belki gelecek neslin dinsiz, ateist ve kimliksiz hale getirilmesi planının başarılı olabileceğini düşündü. Ancak çocukları ailelerinden almak için bir gerekçe oluşturması gerekiyordu.

İşte bu planını kademeli bir şekilde uygulamaya geçirmek amacıyla geçtiğimiz yılın yani 2018'in ikinci yarısında "yeniden eğitim" adı altında birtakım kamplar oluşturdu. Bu kampları oluşturmanın iki amacı vardı: Birincisi: Etnik ve dini kimliklerini korumak için mücadele eden, devletin dinsizleştirme ve kimliksizleştirme çabalarına direnen halka eziyet etmek, onların dirençlerini kırmak ve her bakımdan devletin baskılarına teslim olmalarını sağlamak. İkincisi de büyükleri bu kamplarda toplamak suretiyle onları çocuklarından koparmak ve o çocukları da "yetim merkezleri" adıyla kurulan ve tamamen devletin asimilasyon politikasının uygulanacağı merkezlere toplamak. Onları orada ailelerinden uzak bir şekilde ateist bir eğitime tabi tutmak. Böylece rejim, okullarda vermeyi başaramadığını buralarda verebileceğini umuyordu. Çünkü okullarda ateist eğitime tabi tutulan çocukların evlerine gittiklerinde anne babalarından ve diğer büyüklerinden ayrı bir eğitim aldıklarını, aile eğitimi ile verilenin okullarda verilenden daha etkili olduğunu bu yüzden de yetişen neslin dinsizleştirilmesi çabasının hedeflenen derecede başarılı olamadığını düşünüyordu.

İşte bu plan çerçevesinde 2018'in ikinci yarısında Doğu Türkistan'ın bazı bölgelerinde birtakım toplama kampları oluşturuldu. Bu kampların gerçekte bir ülkenin vatandaşlarına yönelik muamelesi çerçevesinde ele alınabilecek birer merkez olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Tamamen esir kampları niteliğindedir. Bu durum da Çin yönetiminin Doğu Türkistanlı Müslümanlara kendi ülkesinin vatandaşları olarak muamele etmediğini, onları esir bir toplum olarak değerlendirdiğini çok açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Ayrıca bu kamplar iddia edildiği gibi eğitim kampları değil işkence kamplarıdır. İnsanların bu kamplarda gerçekte toplu halde gözaltına alındıkları ve cezalandırıldıkları muhtelif insan hakları kuruluşlarının raporlarında dile getirildi. Çin'in bu kampları kapatması ve oralara toplanan kitleleri özgürlüklerine kavuşturması için Pekin yönetimine baskı yapılması yönünde çağrılar yapıldı. Zaman zaman Çin'in insanlık dışı uygulamalarını protesto amacıyla gösteriler düzenlendi. Ama Pekin yönetimi insan hakları kuruluşlarının konunun üzerine gitmesini, medya organlarında bu konunun gündeme taşınmasını ve düzenlenen protesto gösterilerini nazarı dikkate almayarak o kamplarda toplu tutuklamaları ve işkence uygulamalarını sürdürdü.

Son olarak BM İnsan Hakları Konseyi üyesi 22 ülke bu kampların kapatılması ve toplu tutuklamalara son verilmesi için Çin'e çağrı yaptı. Ancak dediğimiz gibi Çin bu çağrıyı kendisinin iç işlerine müdahale olarak nitelendirdi ve BM İnsan Hakları Konseyi'nin çağrısının herhangi bir yaptırımı gerektirmemesini göz önünde bulundurarak kampları kapatmama konusundaki ısrarını sürdürdü.

Bu kamplardaki insanlara psikolojik ve fiziksel işkence yapıldığı, bu konuyla ilgilenen çeşitli insan hakları kuruluşlarının raporlarında dile getirildi. Kamplarda toplanan insanlar arasında yaşlıların ve hastaların da bulunduğu raporlarda dile getirildi. Fakat üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir uygulama söz konusu işkence merkezlerine götürülen ailelerin çocuklarının yakınlarına teslim edilmemesi, onların da yetim merkezlerine götürülmesidir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere bu insanların o kamplara toplanmasının en önemli amaçlarından biri de zaten bir süreliğine çocuklarını onlardan ayırmak ve o onları aile eğitiminden uzak bir şekilde ateist eğitime tabi tutmaktır.

Çünkü Çin'in okullarında yıllardan beri verilen ateist eğitime rağmen Doğu Türkistan Müslümanlarının yine de çocuklarının inanç ve değerlerini muhafaza etmelerini sağlamayı başardıkları biliniyor. İşte bu yüzden zulüm rejimi, onların çocuklarını ailelerinden tamamen ayırarak, yetim merkezlerinde tümüyle din karşıtı, ateist bir eğitime tabi tutmak istiyor.

Çin zulmü belli bir yaşa gelmiş Müslümanları her ne kadar sözde "yeniden eğitim"e tabi tutsa da onların inançlarını ve çizgilerini değiştirmesinin kolay olmayacağını biliyor. Bu yüzden onları, gerçekte esir kamplarında toplayarak işkenceye tabi tutuyor. Ama onların bu kamplarda toplanmalarını çocuklarına el koymak için bir fırsat olarak değerlendiriyor. Çünkü bu çocukların zihinlerinin boş olduğunu ve yetim merkezlerinde, tamamen ailelerinden uzak bir şekilde ateist eğitime tabi tutması durumunda onların zihinlerini işgal edebileceğini ve böylece yetişen neslin rejimin anlayışına göre yönlendirilmesinin mümkün olabileceğini düşünüyor.

Bu uygulama aslında son derece tehlikeli bir planın deneme aşamasını oluşturmaktadır. Bu aşamada bile bir milyondan fazla Müslümanın söz konusu kamplara toplandığı biliniyor. Fakat asıl hedef ülkedeki tüm Müslümanların yetişen nesillerinin zihinlerini işgal etmek, onların Müslüman kimliklerini devam ettirmelerini engellemektir. Planında başarılı olması durumunda aşama aşama bütün Müslümanların yetişen nesillerinin kafalarını iğdiş etmek, onların kimliksiz hale getirilmeleri siyasetini uygulamak için devam edecektir. O yüzden Çin'in bu uygulamasının durdurulmasının sağlanması için insana, insan haklarına, insanî değerlere önem veren herkesin bir şeyler yapması gerekmektedir.

Her ne kadar BM İnsan Hakları Konseyi tarafından söz konusu Nazi kamplarının kapatılması ve buralarda toplu gözaltılara maruz bırakılan insanların serbest bırakılmaları için çağrı yapıldıysa da bu zulmün son bulması için herhangi bir baskıya başvurulmuyor.

Hatta bunun da ötesinde ne kadar ilginçtir ki Çin'deki zulüm rejiminin sözcülüğünü ve savunuculuğunu yapan muhtelif merkezler Doğu Türkistan olayının abartıldığı, söylenenlerin aslında Çin'e karşı bir komplo olduğu iddiasında bulundular.

Doğu Türkistan'daki zulmün yeni başlamadığı, yıllardan beri devam ettiği ve oradan kaçma fırsatı bulabilenlerin getirdiği veya yaşamaya devam edenlerin sızdırdığı bilgilerle bu zulüm gerçeği çok açık bir şekilde gün yüzüne çıktığı halde bu zulmü görmezden gelmek elbette mümkün değildir.

Fakat Suriye'deki Baas zulmünün örtülmesi için medya alanında yapılan faaliyetlerin benzeri faaliyetler Çin'in güdümünde de yapılıyor. Özellikle Müslüman halklara yönelik medya kampanyasında Doğu Türkistan'da gerçekte eğitim kampları oluşturulduğu, Doğu Türkistanlıların da buralara gönüllü olarak gittikleri iddia ediliyor.

Böyle bir zulmün savunuculuğunu yapmak insanlığa, insanî değerlere tamamen terstir. Ama maalesef dünya menfaatlerine tapınırcasına bağlananlar Çin diktatörlüğünün sağladığı basit maddi çıkarlar karşılığında bunu yapabilmektedir. Bunu İran'ın, Rusya'nın ve Baas rejiminin sağladığı dünyevi çıkarlar karşılığında Baas zulmünün savunuculuğunu yapanlarda da çok açık bir şekilde gördük.