İslam Dünyasındaki Gelişmeler

Ağustos 2019, Vuslat

Yüzyılın Anlaşması'nın Ekonomik Ayağını Oluşturan Bahreyn Çalıştayı

ABD Başkanı Trump'ın damadı Jared Kushner'in öncülüğünde yürütülen ve Filistin toprakları üzerindeki siyonist işgali meşrulaştırmayı amaçlayan "Yüzyılın Anlaşması" planının ekonomik ayağını oluşturan çalıştay Suudi Arabistan'ın arka bahçesi durumundaki Bahreyn'in başkenti Manama'da 25-26 Haziran 2019 tarihlerinde gerçekleştirildi. "Refah için barış" sloganıyla düzenlenen çalıştayda, Filistinlilerin "Yüzyılın Anlaşması" olarak dayatılacak anlaşma planını kabul etmeleri durumunda ABD'nin ve onun güdümündeki Arap dikta rejimlerinin Filistin'e ve çevresine yatırım yapılmasını teşvik etme vaadinde bulunması amaçlıyordu. Böylece Filistinlilerin söz konusu planı kabul etmeleri durumunda, yaşadıkları bölgelere yatırımlar yapılması suretiyle iş imkanlarının artacağı, kazançlarının artacağı ve böylece refah düzeylerinin yükseleceği vaadinde bulunulacaktı.

Ancak Filistin'deki bütün gruplar birtakım ekonomik çıkarlar karşılığında vatanları üzerinde meşru haklarından taviz vermeyi reddettiklerinden Bahreyn Çalıştayı'na katılmayı da reddettiler. O yüzden çalıştaya Filistin adına katılan olmadı. Filistin adına kimsenin katılmaması ise planın boşa çıkması veya asıl amacını gerçekleştirememesi anlamına geliyordu. Çünkü burada asıl önemli olan yapılan çağrının muhatabı durumundaki Filistin'in tutumuydu. Filistinlilerin sergilediği tutum ise "refah için barış" sloganıyla oynanmaya çalışılan oyunun onların tarafında hiç kimsenin ilgisini çekmediğini ortaya koydu. Bu yüzden ABD ve onunla işbirliği içindeki dikta rejimleri Bahreyn Çalıştayı'ndan istedikleri sonucu elde edemediler.

Buna rağmen siyonist işgal rejimi açısından böyle bir çalıştayın düzenlenmesi yine de önemli bir olaydı. Bu çalıştayda işgal rejimi Arap dünyasındaki yönetimlerin temsilcileriyle aynı masaya oturdu ve kendisinin yıllardan beri tekrar edip durduğu şeyleri söz konusu rejimlerin temsilcilerine de söyletmeyi başardı. Aynı zamanda bu konferans Arap dünyasındaki dikta rejimleriyle işgal rejimi arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi süreci açısından önemli bir atak niteliği taşıyordu.

Sudan'da İmzalanamayan Anlaşma

Sudan'da askeri cunta yönetimini oluşturan Askeri Geçiş Konseyi ile sivil hareketi temsil eden Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri arasında geçiş süreci konusunda bir anlaşma sağlandığı açıklandı. Buna göre üç yıl üç ay yani toplamda 39 ay sürecek bir geçiş süreci belirlenmişti. Bu süreçte ülkeyi yönetmek üzere içinde sivillerin de askerlerin de yer alacağı bir Devlet Konseyi oluşturulacaktı. Bu konseyin başkanlığı yani devlet başkanlığı ise dönüşümlü olarak 21 ay askerlerde, 18 ay da sivillerde olacaktı. Ancak anlaşmanın imzalanması işlemi çeşitli ihtilaflardan dolayı üç kez ertelendi. Anlaşmanın imzalanması işleminin ertelenmesi bazı ayrıntılarda muvafakat sağlanamamasından kaynaklanıyordu. Askerler cunta yönetimini oluşturanların geçiş süreci boyunca mutlak dokunulmazlığa sahip olmalarını ve herhangi bir sorgulamaya tabi tutulmamalarını istiyorlardı. Ayrıca anlaşma gerçekte yönetimin sivillere devredilmesi anlamına gelmiyordu. Geçiş sürecinde oluşturulacak mekanizmada kontrol yine büyük ölçüde askerlerin elinde olacaktı. Askerlerin bu konuda dayattıklarını sivil kesime kabul ettirebilmelerinde sanırız onlara BAE, Suudi Arabistan ve Mısır'ın verdiği desteğin önemli rolü olmuştu.

Baas Rejimi Kan Dökmekte Israrlı

Suriye'deki çatışmaların durdurulması ve bir siyasi çözüm sürecinin başlatılmasına imkan sağlanması amacıyla gerçekleştirilen Astana görüşmelerinde İdlib bölgesinin gerginliği azaltma bölgesi olarak ilan edilmesine rağmen Baas rejimine bağlı güçler ve ona destek veren işgal güçleri bu bölgede saldırılarını son dönemde yoğunlaştırdılar. Baas ve işgal güçleri çoğunlukla sivil hedeflere yönelik saldırılar düzenledi ve yine çok sayıda sivilin hayatını kaybetmesine veya yaralanmasına neden oldular.

Baas güçleri geçtiğimiz Haziran ayının sonlarına doğru ayrıca Türkiye askerlerine yönelik saldırılar da düzenledi ve bu saldırılarda bir asker hayatını kaybederken üç asker de yaralandı. Normalde bu askerler İdlib'in gerginliği azaltma bölgesi ilan edilmesi konusundaki ittifaka bağlı olarak bulundurulan askerler. Türkiye askerleri rejim askerlerinin saldırılarına karşılık verdi.

Hafter Vahşeti

Suudi Arabistan, BAE ve Mısır gibi Arap dünyasının ileri gelen dikta rejimlerinin yardım ve destekleriyle Libya'da hakimiyeti ele geçirmek ve Sisi rejimi benzeri bir dikta rejimi kurmak isteyen Halife Hafter birkaç aydan beri ülkenin başkenti Trablus'un çevrelerine saldırılar düzenliyor. Ancak Hafter'in militanları genellikle eski rejim kalıntılarından ve Suudi Arabistan ile BAE'nin maddi destekleriyle Afrika ülkelerinden toplanan paralı militanlardan oluştuğundan kara çatışmalarında canlarını tehlikeye sokacak bir durumla karşılaştıklarında pek kararlılık gösteremiyorlar. O yüzden birkaç aydan beridir devam eden saldırılarında Trablus çevresinde herhangi bir ilerleme kaydedemediler. İlk saldırılarda ele geçirdikleri bazı stratejik noktaları da daha sonra kaybettiler.

Hafter güçleri bunun üzerine hava saldırılarıyla Trablus'taki hükümeti yıpratma yoluna başvurmayı tercih ettiler. Bu saldırılarında da yine sözünü ettiğimiz dikta rejimlerinin verdiği uçakları ve ABD, Fransa gibi küresel emperyalist güçlerin verdiği roketleri kullanıyorlar. 2 Temmuz 2019 tarihinde de ağır bir can kaybına neden olmak için Trablus'un banliyösünde yer alan Tacura göçmen merkezine saldırarak 40 göçmenin hayatını kaybetmesine 80 göçmenin de yaralanmasına neden oldular. Ölenler ve yaralananlar arasında çok sayıda kadın ve çocuk da bulunuyordu.

Hafter güçlerinin hedef aldığı bu insanlar çatışmayla veya Trablus'taki hükümetle herhangi bir ilgileri bulunan insanlar değil. Değişik Afrika ülkelerinden gelmiş ve deniz yoluyla Avrupa ülkelerine geçmek isteyen göçmenlerden oluşuyorlar. Onların bulunduğu merkezin vurulmasının hatadan kaynaklanması ihtimali de yok. Ancak Hafter'in adamlarının, Trablus'taki hükümetin kendi militanlarına geçit vermemesine karşı yıpratıcı bir saldırı gerçekleştirmek amacıyla çok sayıda insanı katledebilmek için kalabalık bir topluluğu hedef aldıkları tahmin ediliyor. Saldırganlıkta ve vahşette sınır tanımayanların bu yöntemi bir strateji olarak benimsedikleri biliniyor.

İran'la İngiltere Arasında Gemi Gerginliği

İngiltere'nin bir sömürgesi olan ve Cebelitarık Boğazı'nın İspanya tarafında yer alan küçük bir ülke durumundaki Cebelitarık'ın İran'ın bir petrol tankerine, Suriye'ye petrol götürdüğü dolayısıyla Suriye'ye uygulanan ambargoyu deldiği gerçekçesiyle el koyması İngiltere ile İran arasında gerginliğe neden oldu. Bu olaydan sonra İran'da bazı çevreler kendi askerlerinin de İngiliz gemilerine el koyması çağrıları yaptılar. İngiltere'de yayınlanan bazı haberlerde de İran'ın Hürmüz Boğazı çevresinde İngiltere gemilerini sıkıştırdığı haberleri yayınlandı. Ancak İran iddiaları yalanladı. Bununla birlikte İngiltere'nin hareketinin karşılıksız kalmayacağı yönünde tehditlerde de bulundu.

Bu olayın öncesinde de İran, kendi hava sahasında casusluk faaliyeti yaptığı iddiasıyla ABD'nin bir insansız hava aracını (İHA) düşürmüştü. Birleşik Arap Emirlikleri'nin dış işlerinden sorumlu devlet bakanı Enver Karakaş düşürülen ABD İHA'sının kendi topraklarından kalktığını açıkladı.

Zenci Yahudilerin İsyanı

Solomon Tekah adlı 19 yaşında bir zenci yahudinin 30 Haziran 2019 Pazar günü Tel Aviv'de, görevli olmayan bir polis tarafından öldürülmesi, işgal altındaki Filistin topraklarına Habeşistan'dan getirilmiş olan ve Falaşalar diye adlandırılan zenci yahudilerin isyanına neden oldu. Çıkan olaylarda yüz civarında polisin yaralandığı iki yüze yakın göstericinin de gözaltına alındığı haberlerde dile getirildi. Göstericiler birçok yerde yolları kapatıp trafiği aksattılar.

İsrail'in hahamları, Habeşistan topraklarındaki zenci yahudilerin işgal altındaki Filistin topraklarına getirilmesine imkan sağlamak amacıyla 1971'den sonra onların da yahudi olduğuna dair fetva vermişlerdi. Ancak onlar İsrail yönetimi ve beyaz yahudiler tarafından sürekli aşağılandı ve ikinci sınıf muamelesi gördüler. Önemli görevlere gelmeleri engellendi.

BM'den Çin'e Toplu Gözaltılara Son Vermesi Çağrısı

BM İnsan Hakları Konseyi'ne üye 22 ülke Çin'in bir yıla yakın bir süredir Doğu Türkistan bölgelerinde Uygur Müslümanları ve diğer Müslüman azınlıkları toplu cezalandırmaya tabi tutmak amacıyla kurduğu kampların kapatılması ve bu kamplarda toplanan insanların serbest bırakılması çağrısı yapmak amacıyla bir mektup imzaladı. Ancak Çin yönetimi bu mektuba tepki gösterdi ve böyle bir mektup yayınlanmasını kendisinin iç işlerine müdahale olarak değerlendirdi. Anlaşıldığı kadarıyla Çin, hakimiyeti altındaki topraklarda yaşayan insanlara istediği gibi zulmetmeyi kendisinin siyasi yetkisi dahilinde görüyor ve zulüm uygulamalarına itiraz edilmesini bile iç işlerine müdahale olarak değerlendiriyor. İnsan hakları ve hukuk ise onu hiçbir şekilde ilgilendirmiyor.

Husilerin Sisi Özentisi

İran destekli Husi örgütünün Yemen'in kuzey bölgesindeki Sana'da oluşturduğu örgütsel yönetimin sözde mahkemesi Müslüman Kardeşler'in Yemen kanadının siyasi teşkilatı niteliği taşıyan Islah Partisi'nin bazı ileri gelenlerinden ve mensuplarından oluşan 30 kişilik bir grubu idama mahkum etti. Husi örgütünün göstermelik mahkemesi bu kişilerin Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonla işbirliği yaptıkları ve hava saldırıları için koordinatları verdikleri iddiasında bulundu. Mahkum edilen kişiler ise suçlamaları tamamen reddetti. Husi örgütünün sözde mahkemesinin herhangi bir hukuki temeli olmadığı gibi yaptığı suçlamalar da tamamen saçma iddialardan oluşuyor. Ancak bu örgütün insanlara zulmetme, siyasi görüşlerinden ve tercihlerinden dolayı onları idam etme konusunda cuntacı diktatör Sisi'ye özendiği görülüyor.