Sistemin Zulmü Karşısında İlmin Onuru

Temmuz 2019, Ribat

İlim, bilmek anlamına gelir. Bilmek ise doğru bilgiye ulaşmış olmayı gerektirir. Doğruluğu veya yanlışlığı kesinleşmemiş varsayımlar henüz gerçek bilgi sayılmaz. O yüzden bir kimsenin bir konuda ilim sahibi olduğu iddia edebilmesi için o konuda doğruya bilgiye ulaşmış olması gerekir. Yüce Allah şöyle buyurur: "Onların çoğu zandan başka bir şeye uymamaktadır. Zan ise gerçek açısından bir şey kazandırmaz." (Yunus, 10/36) Yani bir kimse doğru bilgiye ulaşmamışsa sadece zanna göre hareket eder. Zan ise insanı doğruya, gerçeğe ulaştırmış bir bilgi, ilim değildir.

Bir konuda doğru bilgiye ulaşmış olmak ise o bilginin onurunu korumayı, doğru olanı ortaya koymayı, doğruyu söylemeyi gerektirir. Bu ilmin onurudur.

Fakat zulüm saltanatı kurmuş olanlar ilmin de kendilerine hizmet etmesini isterler. Doğru bilginin işlerine gelmediği zaman yanlış bilginin doğru olarak kabul ettirilmesi için baskı yaparlar. Onları ilmin onuru ve insanların doğruyu öğrenme hakları değil kendi hakimiyetleri, güçleri ve saltanatları ilgilendirir.

Firavun'un siyasetinde bunu görüyoruz. Musa (a.s.) ona doğruları söyleyince hoşuna gitmedi. Musa (a.s.)'nın bir büyücü olduğunu ileri sürdü ve ona üstün gelmeleri için ülkenin bütün marifetli büyücülerini topladı. Toplanan kalabalığa da; "Umarız ki, üstün gelenler onlar olurlarsa büyücülere uyarız." (Şuara, 26/40) dedi. Dikkat edilirse burada "kim haklı çıkarsa, kimin doğru konuştuğu ortaya çıkarsa ona uyarız" denmiyor. "Eğer büyücüler üstün gelirlerse onlara uyarız" deniyor. Çünkü onların üstün gelmeleri hakim sistemin kazıklarını sağlamlaştırmasına vesile olacaktı. Ama onların üstün gelememesi durumunda Firavun yine de hakkı teslim etmeyecekti. Nitekim öyle oldu. Büyücüler hakkı gördükleri için teslim oldukları ve Musa (a.s.)'nın doğru konuştuğunu itiraf ettikleri halde Firavun onlara; "Ben size izin vermeden önce ona iman mı ettiniz? O size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Yakında muhakkak bileceksiniz. Sizin ellerinizi ve bacaklarınızı çaprazlama kesecek sonra hepinizi asacağım." (Şuara, 26/49) dedi.

Günümüzde de zulüm rejimleri ilim erbabının hakkı ve doğruyu ortaya koymasına veya önlerine konduğunda kabul edip teslim olmalarına değil kendilerine teslim olmalarına ve sadece kendilerinin borazanlığını yapmalarına müsaade etmek istiyorlar.

Büyücüler Musa (a.s.)'nın karşısına çıktıklarında Firavun'a; "Eğer üstün çıkan biz olursak bize elbette bir mükâfat olacak değil mi?" (Şuara, 26/41) demişlerdi. O da kendilerine; "Evet. Hem o zaman siz benim yakınıma alınanlardan olacaksınız" (Şuara, 26/42) demişti. Aslında hakkı ve doğruyu savunmayıp da saltanatı ellerinde bulunduranların borazanlığını yapanların, onların iddialarını savunanların, onların iddialarını haklı çıkarmak için gerçekleri eğip bükenlerin bütün dertleri kendilerine mükâfat verilmesi ve kendilerinin hakimiyeti ellerinde tutanlara yakınlaştırılmalarıdır. O yüzden bu gibilere "saray uleması" veya "murtezika (yani beslenenler)" denmektedir. Onlar ilmin onurunu savunmazlar. Çünkü ilmin onuru hakkı ve doğruyu ortaya koymayı, haktan ve doğrudan yana olmayı, saltanatı elinde tutanları razı edebilmek için hakkı ve doğruyu çarpıtmamayı, eğip bükmemeyi gerektirir.

Musa (a.s.)'nın gösterdiği mucize onun söylediklerini bütün kainatı yaratan ve yöneten, her şeyin en doğrusunu bilen yaratıcıdan aldığı vahye dayanarak söylediğini ispat ettiği için büyücüler hakka teslim olmayı tercih etti, Firavun'a da; "Bize gelen açık delillere ve bizi yaratana seni tercih etmeyeceğiz. Sen ne hüküm veriyorsan ver. Sen ancak bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin. Biz, hatalarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın büyüyü bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah daha hayırlı ve daha süreklidir." (Taha, 20/72-73) dediler.

Ama günümüzde ne yazık ki dünyanın geçici kazançlarına, mala, şöhrete, hakim güçlere yakın olmanın verdiği imkanlara aldanıp da hakkı itiraf etmekten, doğruları eğip bükmekten çekinmeyenler olabiliyor. O gibiler Tevrat'ı yüklenip de onun verdiği mesajları insanlara taşımayanlar gibidiler.

"Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların (ondaki bilgileri insanlara açıklamayanların) durumu kitaplar yüklenmiş eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan topluluğun durumu ne kötüdür! Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez." (Cuma, 62/5)

Bu kişiler gerçekte ilme, ilmin onuruna değil kendilerini rızıklandıran krallarının, emirlerinin, başkanlarının siyasetlerine sahip çıkan saray ulemâsıdır. Bunlar dünyayı âhirete tercih ettiklerinden kendilerine bu dünyada verilen nimetler gözlerinin önüne bir perde çekmiştir ve artık gerçekleri görememekte veya görmek istememektedirler. Çünkü kendilerine sunulan makamları ve nimetleri kaybetme korkusu onların gerçekleri görmelerine görseler de söylemelerine engel olmaktadır. Bu gibiler ilme ve ilmin değerlerine sahip çıkma onurunu kaybetmiş, saraydakilerin sözcülüğünü yaparak onların doğru da yapsalar yanlış da yapsalar her yaptıklarını, doğru da konuşsalar yanlış da konuşsalar her söylediklerini savunma zorunluluğu duyar hale gelmişlerdir. İçine düştükleri bu durum da kendilerini gerçekte bir zillete sokmuştur.

Ama onlara karşılık ilmin onurunu muhafaza eden, zorluklara rağmen hakkı söylemekten çekinmeyen değerli ilim adamları da tarihte her zaman mevcut olmuştur. Doğru bilgi ve hak bu gibiler vasıtasıyla nesilden nesile aktarılmıştır. Ama onlar gerçekten büyük zorluklara, eziyetlere, zulümlere katlanmak zorunda kalmışlardır. Yerine göre hakkı söylemeleri ve saltanatın borazanlığını yapmadıkları için idam edilmiş veya idamla tehdit edilmişlerdir.

Bugün Suudi Arabistan'daki dikta rejimine uyarıda bulunarak hakkı söylemeye çalışan ilim adamlarının büyük çoğunluğunun zindanlarda olması ve bazıları hakkında idam talebinde bulunulması zulüm rejimlerinin hakkın ve doğrunun söylenmesinden ne kadar rahatsız olduklarını göstermesi açısından ibret vericidir.

Suudi Arabistan’da yönetimdekilerin uygulamalarını açıktan eleştirmek kolay değildir. Dolaylı yoldan eleştirenler bile hemen hapse atılırlar veya sorgulamaya tabi tutulurlar. Bu yüzden yüzlerce insan sırf yönetimin bazı uygulamalarıyla ilgili görüşlerini üstü kapalı bir şekilde dile getirmelerinden dolayı bugün hapiste tutuluyor.

Suud rejiminin Ramazan'dan sonra ülkedeki muhalif ilim ve fikir adamlarının ileri gelenlerinden olan üç kişiyi idam etmeyi planladığına dair haberler yayınlandı. Bu kişiler ülkenin tanınmış ilim adamlarından ve aynı zamanda Sahve hareketini de başlatanlardan olan Selman El-Avde, yine bu hareketin mensuplarından hatip Avad El-Karni ve ülkenin tanınmış fikir adamlarından televizyon programcısı Ali El-Ömeri.

Bu arada konuyla irtibatlı olarak Sahve (Uyanış) hareketinin Suudi Arabistan’da teşkilatlı bir yapılanma olmadığını belirtelim. Çünkü Suudi Arabistan’da sivil bir yapılanmaya müsaade edilmez. Bütün teşkilatlı yapılanmalar devletin kontrolü altındadır ve devlete bağlıdır. Hakim sistem tarafından rejime muhalif açıklamalar yapmakla itham edilerek hapse atılan veya sorgulanan bazı fikir ve ilim adamlarının oluşturduğu kesim Sahve Grubu olarak isimlendiriliyor. Bunların kendi içlerinde herhangi bir teşkilat yapıları ise mevcut değildir ve hâkim sistem buna izin vermez.

Sahve Grubu’nun ileri gelenlerinden kabul edilen Selman el-Avde ise Eylül 2017’nin başlarında bir tweet mesajında, veliaht prens Muhammed bin Selman’ın Katar Emiri Temim bin Hamed Ali Sâni ile görüşme yapması durumunda bundan iyi şeylerin çıkmasını ümit ettiğini dile getirmesi sebebiyle hapse atıldı. Yani bütün suçu Katar’la meselenin diyalog yoluyla çözülmesinin yollarının araştırılmasının daha uygun olacağına dair fikir beyan etmesiydi. Ama rejim ondan aynen “saray uleması”nın yaptığı gibi “Kralımız Katar’a abluka kararı almakla en doğru olanı yapmıştır. Aslında Katar çok daha fazlasını hak ediyor ama bizim kralımız insaflı olduğu için şimdilik abluka ile yetiniyor. Gerek görürse ordularını Katar’ın üzerine sevk ederek o yüksek gökdelenlerini ahalisinin tepesine yıkabilir ve buna da hakkı var” demesini bekliyordu. Bu sözlerin bize değil saray ulemasına ait olduğunu özellikle hatırlatalım. İşte bunu demediği ve diyalogdan yana tavır sergilediği için Suud diktası El-Avde'yi zindana attı.

Selman el-Avde’nin oğlu Abdullah babasının hapishanedeki durumu hakkında yaptığı açıklamada onun çok zor şartlarda olduğunu, hücre hapsine ve baskıya maruz kaldığını, günlerce uykudan mahrum bırakıldığını ve kendisine çok kötü muamele edildiğini dile getirdi. Bunca eziyete maruz bırakılmasının sebebi ise Katar’la meselenin çözülmesi için diyalog yolunun tercih edilmesinin daha uygun olacağını dile getirmesinden başka bir şey değildi.

Suudi Arabistan diktası 12 Temmuz 2018 tarihinde de yine Sahve Grubu’ndan kabul edilen ilim adamlarından Sefer el-Havali’yi gözaltına aldı. Dikta rejiminin güvenlik görevlileri Sefer el-Havali ile İbrahim adındaki oğlunu evine baskın düzenleyerek gözaltına aldılar. Olay hakkında bilgi veren haber kaynaklarında baskın esnasında Sefer el-Havali’nin hasta ve istirahat halinde olduğuna dikkat çekildi. Güvenlik görevlileri el-Havali’nin Abdurrahman ve Abdullah isimli oğullarını ise bir amcalarının oğlunun düğününe katıldıkları sırada düğün yerine baskın düzenleyerek gözaltına aldılar.

Sefer el-Havali ile oğullarının gözaltına alınmalarının sebebi ise “Müslümanlar ve Batı Uygarlığı” isimli, üç bin sayfadan oluşan bir kitap yazmasıydı. Bu kitabında ABD’nin Arap dünyasına musallat olmasına tepki gösteriyor, Trump'ın Suudi Arabistan ziyareti için yapılan harcamalara da eleştiride bulunuyordu. Kitabında aynı zamanda siyasetin yükselen gücü önemsemeyi gerektirdiğini, İslâm âleminin yükselen güç olduğunu ABD’nin ise gerileyen güç olduğunu dile getiriyordu. El-Havali buradan hareketle aynı zamanda Suudi Arabistan’da yönetimi elinde bulunduran ailenin mensuplarına, ilim adamlarına, fikir adamlarına ve devlet yetkililerine nasihatte bulunuyordu.

Onun kitabındaki tespitleri ve fikirleri dikta rejiminin veliaht prensine dokunuyordu. Çünkü onun bütün hesapları ABD ve siyonist işgal rejimiyle ilişkileri geliştirme, ülkenin yeni dönemde politikasını siyonist işgale açık bir şekilde düzenleme üzerine kuruluydu.

Suudi diktası sırf kendisine “gelecek ABD’de değil İslâm’dadır” hatırlatmasında bulunduğu için sadece Sefer el-Havali’yi değil oğullarını da suçlu buldu ve onları da gözaltına aldı.

Suud yönetimi rejimin borazanlığını yapan ve ilmin onurunu koruma cesareti gösteremeyen, dünya çıkarlarını tercih eden ulemayı el üstünde tutarken ilmin onurunu koruyabilen ve hakkı söyleme cesareti gösteren alimleri hapishanelerde birçoğunu da hücrelerde bekletiyor. Onlardan bazıları da idam tehdidiyle karşı karşıya.