Dünya Mülteci Günü

21 Haziran 2019 Cuma, Yeni Akit

20 Haziran tarihi Dünya Mülteci Günü'ydü. Mısır'daki İslami hareketin önemli şahsiyetlerinden ve bu ülkenin, halkın özgür iradesiyle oyunu kullanabildiği bir seçimle belirlenmiş ilk ve tek cumhurbaşkanı olan Muhammed Mursi'nin cunta zulmüyle hayatını kaybetmesi olayı öncelikli olduğu için dünkü yazımızda ondan söz ettik. Ancak ehemmiyetine binaen mülteciler konusunu da atlamak istemiyor ve Dünya Mülteci Günü'yle irtibatlı olarak günümüzün en önemli meseleleri arasında yer alan mülteciler meselesinden de biraz söz etmek istiyoruz.

Hicret hadisesi günümüzde "mülteciler sorunu" olarak tanımlanıyor. Bu tanımlama genelde uluslararası prosedürle ilgilidir. Bu da siyasi statüye göre, herkesin doğup büyüdüğü ülkede "vatandaş" hükmünde olması, "vatandaş" sıfatıyla yaşama imkanı bulabileceği ülkede haksızlığa uğratılması, meşru haklarını ve özgürlüklerini elde edememesi durumunda ise bir başka ülkenin himayesine sığınma ihtiyacı duyması sebebiyledir. O yüzden Türkçede yerine göre sığınmacı tanımlaması da yapılıyor.

Çağımızda dünyadaki mülteciler sorununun üç temel sebebi savaş, işgal ve ayrımcılıktır. Diğer sebepleri bu üç ana kategorinin altında, alt başlıklarla sınıflandırmamız mümkündür. Ekonomik sebeplerden kaynaklanan göçler iltica değil, daha iyi yaşam şartları elde etmek amacıyla yer değiştirmedir.

Çağımızda savaşın büyük çapta göçe ve çok sayıda mülteci ortaya çıkmasına yol açmasının sebebi aşırı derecede yıkıcı olmasıdır. Ne yazık ki çağımızda teknolojinin gelişmesi savaş teknolojisinin de ona paralel olarak aşırı derece gelişmesine ve aşırı derecede tahrip dolayısıyla tehdit edici olmasına yol açmıştır. Savaşın bu tahrip edici yönünden dolayı onun tehdit sahasına giren bölgelerde yaşayan sivil insanlar da en azından canlarını sağlama alabilmek için evlerini terk etme, güvenli bölgelere iltica etme ihtiyacı duyuyorlar.

İşgalin çok sayıda mülteci ortaya çıkmasına neden olması ise işgal güçlerinin yerine göre hâkimiyet altına aldıkları bölgelerdeki mülkiyet haklarını ele geçirmeye çalışmalarından, yerine göre de oralarda yaşayan insanları işgali tanıyıp onu meşru bir hâkimiyet olarak kabul etmeye zorlamalarından ileri geliyor.

Ayrımcılık yerine göre dinî, yerine göre etnik, yerine göre de siyasal ayrımcılık şeklinde yansıyor. Çağımızda siyasal otoriteler çoğunlukla etnik kimliklere göre şekillendiğinden etnik ayrımcılığın birinci sırada yer aldığı görülür. Fakat dinî ve siyasal ayrımcılıktan dolayı mağdur edilen, yurtlarını terk etmeye zorlanan insan sayısı da az değildir.

Günümüzde dünyadaki mültecilerin büyük çoğunluğunu Müslümanlar oluşturuyor. Bu da ilticanın zikrettiğimiz üç temel sebebinin en çok Müslümanların bölgelerinde mevcut olmasıdır. Müslümanların topraklarından bazıları işgal altındadır ve buralarda hakları gasp edilmiştir. Kendileri de huzur ve güven içinde yaşama imkanlarından yoksun bırakıldıkları için başka yerlere iltica etmek zorunda bırakılmışlardır. Ayrıca birçok İslam beldesinde iç savaş yaşanıyor. Bunun yanı sıra küresel emperyalizmin güdümündeki zulüm rejimlerinin özellikle siyasal yönden ayrımcı politikalarından zarar gören çok sayıda insan ülkesini terk etmeye zorlanmıştır.

Günümüzdeki mülteciler arasında en kalabalık kitleleri oluşturanlar Suriyeli ve Filistinli mültecilerdir. Suriye halkının üçte birine yakın bir kısmı zulüm güçlerinin hiçbir ölçü tanımayan saldırılarından dolayı ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. Önemli bir kısmı da ülke içinde bir bölgeden başka bir bölgeye sığınmak suretiyle dahili mülteci olmuştur. Filistin halkının yarıdan fazlası vatanı dışında mülteci durumundadır. Filistin içinde yaşayanların da en az üçte biri bir bölgeden başka bölgeye sığınmış olan dahili mültecilerden oluşmaktadır.