İslam Dünyasındaki Gelişmeler

Haziran 2019 , Davet

Körfez'de ABD - İran Gerginliği

2015'te İran'ın nükleer teknolojiyi silah yapımında kullanmayacağına dair taahhütte bulunması ve nükleer tesislerinin uluslararası mekanizma tarafından denetlenmesine izin vermeyi kabul etmesi üzerine İran ile içinde BM'nin Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinin yanı sıra Almanya'nın da yer aldığı ve P5+1 olarak tanımlanan grup arasında bir anlaşma imzalanmıştı. Bu anlaşmanın imzalandığı tarihte ABD'nin Başkanı Barack Obama idi. Ancak Donald Trump'ın başkanlığa seçilmesinden sonra onun izlediği siyaset sonucu ABD bu anlaşmadan çekildi.

ABD'nin anlaşmadan çekilmesi İran'a ambargo uygulamasına geri dönmesi anlamına geliyordu. Bunun üzerine İran da kendilerinin petrollerini satamamaları durumunda bölgedeki diğer ülkelerin de petrollerini satamayacakları tehditlerinde bulundu. Bunun yanı sıra ABD'nin ambargoya geri dönmesi sebebiyle 2015'te imzalanan anlaşmanın da bir anlamı kalmadığı için anlaşmayla birlikte kabul ettiği taahhütlerinden vazgeçtiğini açıkladı.

İran'ın bölge ülkelerine yönelik tehditleri ağırlıklı olarak Hürmüz Boğazı'nın kullanımını engelleme olarak anlaşıldı. Ancak İran'ın bu boğazı kapatma imkanı yoktu. Onun tehdidinin asıl arka planında desteklediği birtakım silahlı örgütler vasıtasıyla bölgede petrol üretimini ve nakliyatı riskli hale getirmesi vardı. Nitekim Mayıs 2019 başlarında Birleşik Arap Emirlikleri'nin Fuceyre limanı yakınında petrol taşıyan dört gemiye saldırı düzenlenmesinin arkasında İran'ın bulunduğu yönünde yorumlar yapıldı. Bu olaydan kısa bir süre sonra da Yemen'deki Husi örgütünün Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine insansız hava araçlarıyla saldırı düzenlemesi bu yöndeki tahminleri güçlendirdi.

İran'ın tehditleri ve 2015'teki anlaşmayla nükleer teknolojiyle ilgili olarak kabul ettiği taahhütlerinden vazgeçtiğini açıklaması üzerine ABD, Basra Körfezi'ne doğru savaş gemileri yürütmeye başladı. Bir yandan da ABD'nin gözü kara başkanı Trump savaş tehditlerinde bulundu.

Ancak bu ABD'nin İran'a yönelik savaş tehditlerinin ilki değil. Bundan önce de muhtelif tehditlerinin olduğunu ve hepsinin boş çıktığını, hiçbirinin saldırıya dönüşmediğini hatırlatalım. Bu arada ABD her ne kadar İran'ı zayıflatmak istese de bölgedeki ülkeler açısından bir tehlike olarak kalmasını stratejik açıdan önemsemektedir. ABD'nin Saddam'ın saltanatına son vermek için 2003'te işgal ettiği Irak'ı daha sonra siyasi açıdan İran'a teslim etmesi bu açıdan oldukça düşündürücüdür.

İşgal Güçlerinin Gazze'ye Saldırıları

Filistin'in Gazze bölgesinde Toprak Günü'ne tekabül eden 30 Mart 2018 tarihinden bu yana "Ablukayı Kırma ve Büyük Dönüş Yürüyüşü" adıyla tamamen sivil nitelikli ve mesaj amaçlı gösteriler düzenlenmektedir. Cuma günleri bu gösteriler için özel anlam ifade ediyor ve her Cuma'ya bir isim verilerek o isimle kitlesel gösteri düzenleniyor. Gösterilerin tamamen sivil nitelikli olacağı ve çatışma amacı taşımadığı, gösterileri organize eden heyet tarafından açıklandığı halde işgal güçleri bu gösterilere saldırı düzenliyor. Bu saldırılar yüzünden olayların başlangıcından Nisan 2019'un sonuna kadar geçen süre içinde Filistinlilerden en az 350 kişi hayatını kaybederken 30 binden fazla insan da yaralandı. Bunların içinde 700 ağır yaralı var.

İşgalcilerin saldırı düzenlemesi üzerine Filistinli gençler de Gazze çevresindeki yahudi yerleşim merkezlerinin üzerine yakıcı balonlar ve uçurtmalar göndermeye başladı. Bunun üzerine işgal yönetimi ateşkes isteyerek bu uçurtmaların ve balonların gönderilmesi işleminin durdurulmasını istedi. Filistin direniş grupları ateşkesi kabul ederek, işgal rejiminden deniz tarafında balıkçıların avlanma mesafesini 15 mile çıkarmasını sivil nitelikli gösterilere de saldırmamasını istedi.

3 Mayıs Cuma günü, Gazze ahalisi "Golan Tepeleri Cuması" adıyla yine Gazze'nin doğu sınırında kurulan dönüş çadırlarında gösteriler düzenledi. Ancak işgal güçleri ateşkese uymayarak yine saldırı düzenledi ve dört kişinin şehit olmasına 51 kişinin de yaralanmasına neden oldu. Bunun üzerine Filistin direniş grupları da işgalcilere füzelerle karşılık verdi.

İşgal rejimi bu saldırılara tepki göstererek 4 Mayıs Cumartesi sabahı Gazze'ye hava saldırıları başlattı. Ancak Filistinliler de çok güçlü bir savunma mücadelesi vererek işgalcilerin tarafına füze saldırıları gerçekleştirdiler. Bunun üzerine işgal rejimi Mısır ve BM'nin devreye girerek ateşkes sağlanmasını istedi ve 6 Haziran Pazar akşamı ateşkes gerçekleştirildi. Ateşkeste işgal rejimi Filistin direnişinin şartlarını kabul etmek zorunda kaldı. Bu durum siyonist işgalcilerin kendi içlerinde de tartışmalara ve Netanyahu yönetimine tepkilerde bulunmalarına neden oldu.

Nekbe'nin 71. Yıldönümü

14 Mayıs 1948 akşamı Filistin'deki siyonist terör örgütleri bir araya gelerek Filistin topraklarında "İsrail" adında bir devletin kuruluşunu ilan ettiler. Küresel emperyalizmin çatı kuruluşu durumundaki BM sayesinde de 15 Mayıs 1948'de bu işgal devletinin resmiyet kazanması sağlandı. Bu işgal devletinin kuruluşu Filistin topraklarının önemli bir kısmının gasp edilmesi ve 800 bin civarında Filistinlinin yurdunu terk etmeye zorlanması sonucunu doğurdu. O yüzden bu olay Filistinliler tarafından Nekbe yani Büyük Felaket olarak isimlendirilmekte ve her yıl bu olayın yıldönümünde Filistinlilerin yurtlarından vazgeçmeyecekleri, yurtlarına dönüş konusunda kararlı oldukları mesajları verilmesi amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.

Bu yıl da Nekbe'nin 71. yıldönümü münasebetiyle gerek Filistin'de ve gerekse Filistin dışında çeşitli etkinlikler, programlar düzenlendi. 15 Mayıs 2019 tarihinde Gazze'de "Büyük Dönüş Yürüyüşü" programı çerçevesinde Nekbe'nin 71. yıldönümü münasebetiyle milyonluk gösteri düzenlendi. Gösteri için Gazzeliler yine dönüş çadırlarına toplanarak büyük kalabalıklar oluşturdular. İşgal rejimi 6 Mayıs'ta imzaladığı ateşkes anlaşmasında sivil gösterilere saldırmamayı taahhüt etmiş olmasına rağmen yine anlaşmayı ihlal ederek Nekbe'nin yıl dönümü münasebetiyle düzenlenen milyonluk gösteriye saldırı düzenledi ve 65 kişinin yaralanmasına neden oldu.

Nekbe'nin yıldönümü münasebetiyle yapılan açıklamalarda Filistin halkının yurda dönüş hakkında ısrarlı olduğu, aradan geçen zaman ne kadar uzasa da bu hakkından vazgeçmeyeceği, nesiller değişse de ilkelerin değişmeyeceği dile getirildi.

Devabişe Ailesini Yakan Katilin Beraat Ettirilmesi

31 Temmuz 2015 sabahına doğru Filistin'in Batı Yaka bölgesinin Nablus şehri yakınında bulunan Duma kasabasında Devabişe ailesinin kaldığı ev, yahudi yerleşimcilerin oluşturduğu bir çete tarafından yakıldı. Kundaklama gecenin geç vaktinde yapıldığından bütün aile efradı ve komşular uykudaydı. Komşuların yangını fark edip müdahalede bulundukları sırada Devabişe ailesinin tüm fertleri alevler arasında kalmıştı. Bütün gayretleriyle kurtarmaya çalıştılar. Ancak alevleri etkisiz hale getirip insanlara ulaştıklarında bir buçuk yaşındaki Ali Sa'd Devabişe yanarak hayatını kaybetmişti. Baba Sa'd ve anne Riham Devabişe'nin ciltleri yüzde doksan oranında yandığı için hastanede hayatlarını kaybettiler. Ailenin tek sağ kalan ferdi olan dört yaşındaki Ahmed Devabişe ise yine cildinin büyük bir kısmının yanmış olması sebebiyle uzun süre hastanede tedavi gördü.

İsrail yargısı bu korkunç vahşeti gerçekleştiren siyonist çetenin elebaşını akli dengesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle serbest bıraktı. Diğer fertlerinin de bazılarını göstermelik olarak ev hapsine mahkûm etti.

Lud Merkez Mahkemesi, çetenin yargılanan tek ferdi hakkında 12 Mayıs 2019 tarihinde verdiği kararda, bu kişinin kasten cinayet suçu işlemediğine ancak suç işlemek için komplo kurma işi yaptığına hükmetti. İsrail yasalarına göre ise böyle bir suçtan mahkum edilen kişi beş yıldan fazla hapis cezasına çarptırılmıyor.

Aynı mahkeme, iki gün sonra yani 14 Mayıs tarihinde de, Batı Yaka'da Aişe Rabi adlı bir Filistinli kadının kafasına 2 kg ağırlığında kaya atarak ölümüne neden olan yahudi teröristin cezaevinden çıkarılarak ev hapsine mahkum edilmesine hükmetti. Mahkemenin bu kararı vermekteki gerekçesi ise savcının iddianamesinde yer alan bilgilerle, Aişe Rabi'yle ilgili otopsi raporunda yer alan bilgiler arasında çelişkiler olduğu iddiasıydı. Oysa iddianemeyi yazan bir İsrail savcısı olduğu gibi otopsi raporunu hazırlayan da yine işgal rejiminin görevlendirdiği doktorlar heyetiydi.

Bu olaydan birkaç gün sonra da İsrail askeri mahkemesi, Gazze'de Büyük Dönüş Yürüyüşü gösterilerine tekerlekli sandalyesiyle katılan ve iki bacağını yine bir İsrail saldırısında kaybetmiş engelli İbrahim Ebu Süreyya'nın İsrail askerleri tarafından öldürülmesi dolayısıyla açılmış olan dava dosyasının kapatılmasına hükmetti. Ebu Sureyya'nın doğrudan kafasına kurşun sıkılması suretiyle öldürüldüğü tescil edildiği halde İsrail askeri mahkemesi onun doğrudan İsrail askerleri tarafından öldürüldüğüne dair delil bulunmadığını iddia etti.

Aynı İsrail yargısı herhangi bir Filistinlinin üzerinde bıçak bulunması halinde onun İsrail askerlerine veya polislerine karşı bıçaklı eylem niyeti taşıdığına hükmederek uzun süreli hapis cezası verebiliyor. İşgalcilere karşı eylem gerçekleştiren bir Filistinlinin ailesini de mahkum ederek evini yıkıyor. İki yahudi yerleşimciyi öldürme birini de yaralama eylemi gerçekleştiren Eşref Nealive'nin annesi hakkında açtığı davada onun 50 milyon şikel yani 85 milyon lira tazminata ve beş yıl hapis cezasına mahkum edilmesini istedi. Oysa annenin oğlunun eylemiyle hiçbir ilgisi yoktu. İşgal yargısının ithamı ise annenin oğlunun niyetini bildiği halde İsrail makamlarına bilgi vermediği iddiası idi.

Sudan'da Darbecilerle Sivil Hareketin Liderlerinin Görüşmeleri

Sudan'da darbeci Askeri Konsey ile sivil hareketin başını çeken Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'nin görüşme heyeti arasında bazı hususlarda ittifak sağlandığı açıklandı. Ancak daha sonra Askeri Konsey göstericilerin birtakım yolları açması ve engelleri kaldırması talebiyle görüşmeleri 72 saat süreyle askıya aldı. Göstericilerin yolları açmaları ve engelleri kaldırmaları üzerine pazarlıklar yeniden başladı. Ancak özellikle başkanlık konseyinin başkanının hangi taraftan olacağı konusunda ve bazı ayrıntıya dair hususlarda ihtilaflar vardı.

Diğer yandan Sudan'da sivil hareketin içindeki İslamî görüş sahipleriyle laik ve sol zihniyette olanlar arasında ihtilaflar çıktığı gözlendi. İslami görüştekiler ülkelerinde şeriat hukukun uygulanması konusunda ısrarlı olduklarını ve laik zihniyetin hakim olmasına razı olmayacaklarını ortaya koyan muhtelif açıklamalarda bulundular.

Sudan'daki durum belki önümüzdeki ay biraz daha netlik kazanabilir. Ama her ne kadar Askeri Konsey ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri arasında ittifak sağlansa da suların durulmayacağı anlaşılıyor.

Libya'da Trablus Çevresinde Devam Eden Hafter Fitnesi

Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin Libya'da ortaya çıkardıkları fitne hareketinin lideri Halife Hafter, başkent Trablus çevresindeki saldırılarını mübarek Ramazan ayında daha da şiddetlendirmeye çalıştı. Ancak Ulusal Muvafakat Hükümeti'ne bağlı güçlerin kararlı bir mücadele vermesi karşısında herhangi bir ilerleme sağlayamadılar. Hatta daha önce ele geçirdikleri bazı yerleri de kaybettiler. Hafter'in militanları genellikle paralı askerlerden oluştuğu için cephede çok fazla direnç gösteremiyorlar. Ama Hafter, Suudi Arabistan ve BAE'nin sunduğu uçaklarla hava saldırıları düzenleyerek üstünlük sağlamaya çalışıyor.