İslam dünyasında Ramazan bayramı

6-8 Haziran 2019 Perşembe-Cumartesi, Yeni Akit

On bir ayın sultanı mübarek Ramazan ayını geride bırakarak yeni bir Ramazan bayramını idrak ettik. Yüce Allah'ın bu mübarek bayramı da tüm İslam alemi için hayırlara, mutluluklara ve kurtuluşa vesile kılmasını diliyoruz.

Ne yazık ki Müslümanlar olarak bu mübarek bayrama da buruk ve çeşitli sıkıntılar içinde girdik. İslam aleminin değişik bölgelerinde yaşanan krizler, sıkıntılar, baskılar, zulümler, çekilen eziyetler, işkenceler gerçek anlamda bir bayram yaşamamızı, bayramın verdiği huzuru kamil manada hissetmemizi engelliyor.

Bayramlar mutluluk ve huzur günleridir. Ancak ne yazık ki yaşadığımız dönemde İslam aleminin içinde bulunduğu sıkıntılar, Müslümanların karşı karşıya oldukları zulüm ve baskı uygulamaları anlamına uygun bir şekilde mutlu ve huzurlu bayramlar geçirmemizi engellemektedir. Bununla birlikte bayramları yine de mana ve hikmetine uygun bir şekilde değerlendirmek gerekir. Ayrıca bayramların sevinç ve neşenin dışında da birtakım anlamları, hikmetleri bulunmaktadır. Bunların başında da dayanışma ve dertleri, sıkıntıları paylaşma gelmektedir.

İslam âleminde ne yazık ki en başta yine bayram gününde ittifak sağlanamadı. Bazı ülkeler 4 Haziran Salı günü Ramazan bayramını kutlarken bazı ülkelerde ve bölgelerde de 5 Haziran Çarşamba günü bayram günü ilan edildi. Burada bayramın önceden hesaplanması ve hilali gözetleme sebebiyle bir farklılık hasıl olduğu düşünülüyor. Ancak bu yıl aralarında saat farkı çok olmayan bazı ülkeler ve bölgelerden hilali gözetleyenler arasında da bayram gününde farklılık oldu. Bu konu uzun yıllardan beri tartışma konusu olmasına rağmen fıkıh ehli arasında da bir neticeye bağlanabilmiş değil.

Bayramdan önceki Pazar gününü işgalci siyonistler Kudüs Günü olarak nitelendirdikleri için bu günde Mescidi Aksa'ya kalabalık gruplarla baskın düzenleyeceklerini söylemişlerdi. Müslümanlar da onların baskınlarına karşı durmak amacıyla geceden Mescidi Aksa'da kalabalık cemaat oluşturdular. İşgalcilerin "heykel örgütleri" olarak nitelendirilen aşırı siyonist gruplarının baskınlarına da tepki gösterdiler. Bunun üzerine işgal güçleri Mescidi Aksa'ya baskın düzenleyerek Müslümanlara saldırdılar. Çok sayıda Müslümanı tutuklayarak sorgulama merkezlerine götürdüler. Götürmediklerini de Kıble Camisi olarak isimlendirilen büyük camiye doldurarak kapılarını kapattılar. Sonra aşırnı siyonist grupların içerde dolaşmalarına imkan verdiler. Bu sayede bin civarında yahudi yerleşimci Mescidi Aksa'ya girebildi. Uzun süreden beri ilk defa bu kadar sayıda yerleşimci Mescidi Aksa'ya girebiliyor.

Gerçi yahudi yerleşimciler ve aşırı siyonist terör grupları Mescidi Aksa baskınlarını gündelik hale getirdilerse de bu baskınlara günde ortalama 100 ile 150 arasında yerleşimci iştirak ediyordu. Ancak Kudüs Günü olarak nitelendirdikleri 2 Haziran Pazar günü geniş çaplı baskın düzenlemek amacıyla önceden çağrılar yapmış ve teşviklerde bulunmuşlardı.

İşgalcilerin bu tarihi Kudüs Günü olarak nitelendirmelerinin sebebi ise 1967'de Kudüs'ün, Mescidi Aksa'nın da içinde bulunduğu doğu kesiminin işgal edilmesinin, İbrani Takvimi'ne göre yıl dönümüne tekabül etmesi. Normalde miladi takvime göre Doğu Kudüs 7 Haziran 1967'de işgal edildi. Ancak İbrani Takvimi ay takvimine göre düzenlenmiş olmasına rağmen sonradan çıkarılan eklemeler yapılması uygulamasıyla güneş takvimine uyarlandığından bir olayın yıl dönümü miladi takvime nispetle yıllara göre değişebilmektedir.

İşgal yönetimi Ramazan'ın son on gününde yerleşimcilerin Mescidi Aksa baskınlarını engelleyeceği sözü verdiği halde bu sözünde durmadı ve onlara yine müsaade ederek baskınların durdurulmasını isteyen Müslümanlara saldırdı.

İslam dünyasında bu yılın Ramazan ayına en büyük çalkantılarla giren ülke Sudan oldu. Sudan'da ordu genel komutanlığının yani Türkçedeki karşılığıyla genelkurmay başkanlığının önünde toplanan kalabalığın dağıtılması için 3 Haziran Pazartesi günü emniyet güçleri tarafından saldırı düzenlendi. En son yapılan açıklamalara göre bu saldırılarda sivillerden öldürülenlerin sayısı 100'ü geçti. Olayları takip edenler öldürülenlerden bazılarının Nil Irmağı'na atıldığını ve daha sonra buradan onlarca cesedin çıkarıldığını dile getirdiler.

Güvenlik güçlerinin böyle bir saldırı gerçekleştirmesinde Askeri Geçiş Konseyi Başkanı Abdülfettah Burhan'ın Mısır'a ve konseyin başkan yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu'nun da Suudi Arabistan'a yaptığı ziyaretlerin ve bu ziyaretlerde aldıkları talimatların, sivil kalabalıklar karşısında takınacakları tavır konusunda yapılan yönlendirmelerin önemli rolü olduğu olaylarla ilgili değerlendirmelerde bulunanların birçoğu tarafından dile getirildi. Biz gazetemizde 31 Mayıs tarihinde yayınlanan yazımızda söz konusu ziyaretlerden söz etmiş ve bu ziyaretlerden sonra Askeri Geçiş Konseyi'nin sivil isyanı yönlendiren Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'ne yönelik tavırlarının sertleşmesine dikkat çekmiştik.

3 Haziran Pazartesi günü gerçekleştirilen korkunç saldırılarda ve katliamda özellikle, Suudi Arabistan'ı ziyaret eden ve orada testereci veliaht prens Muhammed bin Selman'la görüşen Muhammed Hamdan Daklu'nun birinci derecede rolü olduğu yönünde yorumlar yapıldı. Çünkü bu kişi daha önce de Darfur'da Cancevid gerillaları ile birlikte bölgenin zenci ahalisine yönelik korkunç saldırılarla ve insafsızlığıyla tanınmıştı. Veliaht prens Bin Selman'ın da ona akıl vermiş olabileceği tahmin ediliyor. Ancak katliam konusunda metot bilgisinin Mısır'ı ziyaret eden Abdülfettah Burhan'a, Sisi tarafından verilmiş olabileceği tahmin ediliyor. Çünkü sergilenen tavır Sisi'nin adamlarının Rabia katliamında sergilediği tavra çok benziyordu.

İlginçtir ki Sudan'daki cuntaya sivil kalabalıklar karşısında sert tavır sergilenmesi konusunda akıl verdiği tahmin edilen Suudi Arabistan yönetimi katliamdan sonra yaptığı açıklamada güya Sudanlı taraflar arasında diyaloğa devam edilmesi ve sağduyuyla hareket edilmesi çağrısında bulundu. ABD'nin bu ülkeye sadece silah değil aynı zamanda akıl ve strateji de verdiği anlaşılıyor. Suud diktatörlüğü aynı zamanda öldürülenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralananlara da acil şifalar diledi.

Cunta yönetimi olaylardan sonra önce Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'yle yapılan anlaşmaları iptal ettiğini açıkladı. Sonra da yeni bir sayfa açmak ve müzakereleri başlatmak için hazır olduklarını ileri sürdü. Normalde daha önce kabul edilmiş herhangi bir nihai anlaşma yoktu. Sadece bazı konularda ittifak sağlanmıştı. Ama cunta bunları da tanımadığını, her şeyi baştan, sıfırdan almak istediğini duyurmuş oldu. Eğer bir uzlaşma sağlanamazsa cunta bir yıldan daha kısa bir süre içinde seçim yapacağını ve yönetimi bu seçimde kazananlara teslim edeceğini söylüyor. Ancak sivil isyanı sürdürenler geçici yönetimin kendilerine devredilmemesi durumunda cuntanın gölgesi altında ve gözetiminde yapılacak seçimlerin güven verici olmayacağını düşünüyor. O yüzden sivil eylemleri sürdürmek ama askerlerle herhangi bir çatışmaya da girmemek istiyor. Kısacası Sudan'da gidişat bir istikrar sağlanmasının bu aşamada çok yakın görünmediğine işaret ediyor.

Suriye'deki Baas zulmü ve onun devam etmesi için gelmiş olan işgal güçleri bayram seyran demeden saldırmaya devam ettiler. Baas zulmünün ve onun arkasında duran işgal güçlerinin hedefinde son dönemde İdlib bölgesi var. İdlib'in, 4-5 Mayıs 2017 Astana toplantısında Türkiye, Rusya ve İran'ın ittifakıyla "Gerginliği Azaltma Bölgesi" ilan edilmesine rağmen, Suriye'de halen işgal güçlerini bulunduran İran ve Rusya anlaşmaya bağlı kalmayarak saldırılar gerçekleştirdikleri gibi Baas güçlerinin saldırılar gerçekleştirmesini önlemek için de herhangi bir girişimde bulunmuyorlar.

Baas güçlerinin ve arkasında duran işgal güçlerinin İdlib'deki saldırılarında büyük ölçüde siviller hedef alındığı için sivil savunmasız insanlardan sürekli can kaybı oluyor. Dediğimiz gibi bu saldırılar maalesef bayram öncesinde ve bayramda da devam etti.

Saldırılar zaman zaman rejim ve işgal güçleriyle direniş güçleri arasında çatışmalara da neden oldu. Bu çatışmalarda rejim güçlerinden ve hatta onlara destek veren işgal güçlerinden de kayıplara neden oldu.

Baas rejimi İdlib halkını sıkıştırmak için bir yandan da Halep'tekine benzer bir yöntem uygulamaya ve burada yaşayan ahaliyi aç bırakmaya çalışıyor. Ancak şimdilik Halep'te yaptığı şekilde İdlib'i de her taraftan kuşatma altına alma ve dışarıdan insani yardım ulaşmasını engelleme imkanı yok. O yüzden ahalinin gıda malzemelerini temin ettiği önemli kaynaklar niteliğindeki arazilerini yakıp, ekin alanlarını tahrip etmeye çalışıyor. Bu yöndeki faaliyetlerini bayram günlerinde de sürdürdü.

Baas rejimi "İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi" anlaşmasına rağmen bu bölgeye yüklenerek burayı aşamalı bir şekilde sıkıştırmak ve buraya sığınmış olan tüm mültecileri ya teslim olmaya ya da bu bölgeyi de terk etmeye zorlamak istiyor. Bu arada direniş güçlerini de silah bırakmaya zorlayacağını ve İdlib üzerinde kontrolü ele geçirebileceğini düşünüyor. Ancak direniş güçleri bu bölgeyi Baas güçlerine teslim etmemek için kararlı bir şekilde mücadeleye devam edeceklerini söylüyorlar.

Burada asıl önemli olan Astana'da yapılan anlaşmaya bağlı kalınması, saldırıların durdurulması ve bir an önce siyasi çözüme gidilmesi için faaliyetlerin yeniden başlatılmasıdır. İdlib'in sıkıştırılmasının Türkiye'ye yönelik yeni bir göç dalgasına sebep olacağı, Türkiye'nin de bu yeni göç dalgasını kaldırmasının kolay olmayacağı o yüzden Suriye meselesinin kendi sınırları içinde bir çözüme kavuşturulmasının gerektiği biliniyor.

Bayramdan üç gün önce 1 Haziran 2019 tarihinde Mekke'de İslami İşbirliği Teşkilatı'nın 14. Zirvesi gerçekleştirildi. Zirveye Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani katılmadı. Türkiye'yi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu temsil etti. İİT Zirvesi'nde en çok gündem oluşturan konu Kudüs meselesiydi. Zirveden sonra yayınlanan bildiride ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımasının ve Filistin'in işgalini destekleyen herhangi bir uluslararası pozisyonun kınandığı dile getirildi. Fakat işin ilginç olanı bu açıklamayı yapan zirveye Filistin toprakları üzerindeki işgali meşrulaştırmak amacıyla hazırlanmış olan Yüzyılın Anlaşması planının hayata geçirilmesi için en önemli yardımcı güç olarak seçilen Suudi Arabistan'ın ev sahipliği yapması.

30-31 Mayıs 2019 tarihinde de yine Mekke'de Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi gerçekleştirildi. Önemli olan bir gelişme bu zirveye Katar'ın da davet edilmesiydi. Ancak Katar adına emir değil Başbakan Abdullah bin Nasır Âli Sani katıldı.

Aynı tarihlerde Mekke'de bir de Arap Birliği teşkilatının olağanüstü zirvesi gerçekleştirildi. Böylece 30 Mayıs - 1 Haziran günlerinde Mekke üç önemli zirveye ev sahipliği yaptı.