Ramazan'da İslam âlemi

10-11 Mayıs 2019 Cuma-Cumartesi, Yeni Akit

Ramazan Müslümanlarda ümmet bilincini güçlendirmek için önemli bir fırsattır. Çünkü bu mübarek ayda Müslümanlardan istenen vazifelerden biri de birbirlerinin dertleriyle dertlenmeleridir.

İslam âlemi bu yıl da Ramazan'a çeşitli sıkıntılarla ve zorluklarla girdi. Bu yılın Ramazan ayında en büyük sıkıntının Yemen'de yaşandığını söyleyebiliriz. Yemen'de ne yazık ki İran'ın güdümündeki Husi güçleriyle Suudi Arabistan'ın başını çektiği koalisyon güçleri arasında ateşkes anlaşmasının uygulamaya geçirilmesi ve insanî yardımların önünün açılması konusunda yeterince ilerleme sağlanamadığından ve zaman zaman çatışmaların devam etmesi sebebiyle halk yine önemli sıkıntılar yaşıyor.

Yemen'deki güç ve hakimiyet savaşı en fazla, savaşın hiçbir tarafında yer almayan ve arada ezilen Yemen halkının mağdur edilmesine neden oluyor. Yeterince insanî yardım yapılamaması sebebiyle açlık ve yoksulluk problemi büyük ölçüde devam ediyor. Yetersiz beslenme sorunu insanlarda hastalıklara karşı direncin azalmasına neden oluyor. O yüzden salgın hastalıklar ciddi şekilde etkisini gösteriyor. Bu sebeple Yemen'de açlık ve yoksulluğun yanı sıra büyük ölçüde salgın hastalıklar sorunu var ve bu sorunlar yüzünden her gün ölenler oluyor.

Bir mafya devleti niteliğindeki Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen'in Sokotra adasında kontrolü ele geçirmek için bu yılın Ramazan ayının başında tekrar atak yaptı. BAE daha önce Sokotra adasını işgal etmiş ve Yemenli askerleri ve güvenlik görevlilerini oradan çıkarmıştı. Yemen hükümetinin tepki göstermesi üzerine Suudi Arabistan'ın devreye girmesi sonucu BAE işgalci askerlerini çekti. Ama gidişat onun bu adadan elini çekmeye niyetli olmadığını gösteriyor ve Ramazan öncesinde işgal güçlerini tekrar bu adaya yerleştirdi. Sokotra, Yemen'in turistik potansiyele sahip ve aynı zamanda stratejik bir noktada yer alan ihmal edilmiş bir adası. BAE'nin bu adayı işgal etme ve kendi çıkarları için değerlendirme niyetinde olduğu anlaşılıyor.

Libya'daki fitne örgütünün lideri Halife Haftar, Ramazan öncesinde Trablus'a yönelik saldırılarının şiddetini biraz daha artırdı. Libya'nın Sisi'si olmaya niyetli olan Haftar'ın Trablus'u sıkıştırma amaçlı operasyonlarına Suudi Arabistan, BAE ve Mısır açıktan destek veriyor. Avrupa ülkelerinin bazıları ise örtülü bir şekilde destek veriyorlar. Haftar'ın kara saldırılarına karşı Trablus'ta hakimiyeti elinde bulunduran Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) güçleri başarılı bir savunma gerçekleştirerek ilerlemesini önlemeyi başardılar. Ancak Suudi Arabistan ve BAE'nin hava desteği, Haftar güçlerinin Trablus ve çevresinde sivil hedefleri de vuran tehlikeli saldırılar düzenlemesine imkân veriyor.

Sudan'da El-Beşir hükümetine karşı gerçekleştirilen darbe ile yönetimi ele geçiren Askeri Konsey ülkede henüz tam olarak kontrolü sağlayabilmiş değil. Sivil muhalefetin başını çeken Özgürlük ve Değişim Güçleri askerlerin yönetimi bir an önce sivil güçlere devretmesi için bastırıyor. Askeri Konsey, Özgürlük ve Değişim Güçleri'nin baskılarıyla bazı elemanlarını istifaya zorladı ama onların sunduğu anayasa taslağını ve sivil hükümete geçiş konusundaki önerilerini kabul etmedi. Askeri Konsey'in sivil muhalefet tarafından sunulan önerileri geri çevirme cesareti göstermesinde Suudi Arabistan ve BAE'nin desteğini arkasına almasının önemli rolü olduğu tahmin ediliyor. Ancak bu iki ülkenin darbecilere destek vermesinin amacı onlar vasıtasıyla Sudan'ın siyasi ve diplomatik tavrını yönlendirme imkânını elde etmek. O yüzden meydanlara çıkan kitleler bundan rahatsız oluyor ve zaman zaman Suudi Arabistan ve BAE'nin yardımını istemediklerini dile getiren pankartlar asıyorlar.

Suriye'de normalde İdlib'in güvenli bölge ilan edilmesi konusunda anlaşma sağlanmış olmasına rağmen bu yılın Ramazan öncesinde Baas rejimi ve onun arkasında duran Rus işgal güçleri bu bölgeye yönelik saldırılarını yeniden başlattılar. Ramazan'la birlikte saldırıların daha da şiddetlendirildiği ve her gün bölgeye yönelik saldırılar düzenlendiği görülüyor. İdlib, Baas zulmünden kaçan ve Suriye sınırları içinde kalan dahili mülteciler açısından önemli bir bölge. Bu bölgenin de zulüm rejiminin kontrolüne geçmesi tehlikesi dahilî mültecilerin Suriye'yi tamamen terk ederek Türkiye'ye sığınmalarına ve buradan başka yerlere akın etmelerine neden olacak. O yüzden Suriye'de siyasi bir çözüm bulununcaya kadar İdlib ve çevresinin güvenli bölge olarak kalması büyük önem arz ediyor. Fakat BM'nin buraya yönelik saldırıların durdurulması konusunda ciddi bir girişiminin olmadığını görüyoruz.

Mısır'daki Sisi cuntası siyasi muhalifleri tasfiye amacıyla, rejimin yönlendirdiği yargı mekanizması vasıtasıyla idam cezaları çıkarmaya devam ediyor. Ramazan öncesinde de 10'dan fazla kişinin idam cezasını onayladı. Ne yazık ki Mısır'da Sisi cuntasının tahakkümü altında idam cezaları güncelleştirildiği için yeni idam cezaları verilmesi veya verilen cezaların infaz edilmesi çok fazla gündem oluşturmuyor.

Mısır'da bu Ramazan öncesinde Sisi cuntasının gerçekleştirdiği bir şey de Mısır'ın tarihi kimliğinin değiştirilmesi amacıyla bir kültür darbesinin başlatılması oldu. Bu amaçla beş yüzden fazla caminin ismi değiştirildi. Bu camilerin isimleri önemli anlamları içermektedir ve tarihi bir miras niteliğindedir. Sisi cuntası işte bu mirası değiştirmeye ve kademeli bir şekilde Mısır'ın tarihten gelen kültürel birikimine darbe vurmaya çalışıyor. Bu da kültürel mirasın idam edilmesi anlamına gelir.

Bilindiği üzere Çin yönetimi geçtiğimiz yıl Doğu Türkistan'da Müslümanların yetişen nesillerini ailelerinin eğitiminden yoksun bırakmak ve aileleri de İslami değerlerinden uzaklaştırmak amacıyla "eğitim" örtüsüne büründürdüğü insanlık dışı bir zulüm uygulaması başlatmıştı. Tabii burada uzun vadeli bir plan söz konusu olduğu için zulüm devam ediyor. O yüzden Doğu Türkistan'daki Müslüman halk bu Ramazan'a da Çin yönetiminin insanlık dışı baskıları ve zulüm uygulamaları altında girdi. Çin zulmü Ramazan öncesinde aynı zamanda çok sayıda camiyi yıkarak Müslümanların buluşma yerlerini ortadan kaldırmaya çalıştı. Çin zulmünün camileri yıkmasının amacı sadece ibadetlerini birlikte ifa etmelerini engellemek değil aynı zamanda inanç değerleri üzere bir araya gelmelerini ve İslami kimliklerini muhafaza etmek için birlikte hareket etmelerini engellemektir.

Afganistan'da ABD işgalinden kaynaklanan sorunun çözümü için Taliban temsilcileri ile ABD temsilcileri Katar'da görüşmeler yapmışlardı. Fakat bu görüşmelerden bir sonuç çıkmadı ve Afganistan bu yılın Ramazan ayına da işgalin ve bu işgale karşı savaşın devam ettiği şartlarda girdi.

Cezayir'de halkın istekleri henüz yerine getirilmiş ve olaylar tamamen durulmuş değil. Ama Ramazan'la birlikte gösterilerin tansiyonunun biraz düştüğü görülüyor. Bunda belki cuntanın göstericilerin isteklerinden bazılarını kabul etmesinin ve Buteflika'nın adamlarını büyük ölçüde tasfiye etmesinin etkisi olabilir.

Siyonist işgal yönetimi Gazze'ye yönelik olarak Ramazan öncesinde başlattığı saldırıları Ramazan'da da bir süre devam ettirmeyi planlıyordu. Ama direnişin kararlı savunması ve işgalcilere ağır darbeler vurması işgal yönetimini ateşkesi kabul etmeye zorladı. Bu sıralarda ABD, Ramazan sonrasında resmen açıklayacağını bildirdiği ve Yüzyılın Anlaşması adını verdiği komploya zihinleri hazırlamak için siyonist medyadan ve ABD medyasından yararlanmaya çalışıyor. Bu işte Suudi Arabistan'ı da etkin bir şekilde kullanabilmek için bu ülkenin kendilerini "aydın" diye piyasaya süren hainleri vasıtasıyla mesajlar verdirmesi de dikkatlerden kaçmıyor.