İslâm Dünyasındaki Gelişmeler

Mayıs 2019, Davet Mektebi

Sudan'da Darbe

Sudan'da, ekonomik sorunlardan ve pahalılıktan dolayı 19 Aralık 2018 tarihinde patlak veren olaylar ve gösteriler kesintisiz bir şekilde devam ediyordu. Sudan'daki gösteriler muhtelif mesleki kuruluşlar ve siyasi akımlar tarafından organize ediliyordu. Gösterileri organize eden kuruluşlar ve akımlar Nisan 2019'un başlarından itibaren kalabalıkları ordu genel komutanlığının önündeki meydana taşıyarak ordudan Ömer El-Beşir yönetiminin yanında yer almaya son vererek ona karşı eylemcilerin yanında yer almasını istemeye başladılar.

Ordu genel komutanlığının önünde gösterilerin birkaç gün devam etmesinin ardından askeri mekanizma birden tavır değiştirerek 11 Nisan 2019 Perşembe sabahı El-Beşir yönetimine karşı darbe gerçekleştirdi.

Bu ilk darbede başı çekenler Beşir hükümetinde Savunma Bakanı olarak görev yapan Orgeneral Avad bin Avf, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kemal Abdulmaruf ve Ulusal Güvenlik ve İstihbarat Teşkilatı Başkanı Orgeneral Salah Abdullah Kuş idi. Bu kişiler aslında Ömer El-Beşir'e yakın kişiler olarak biliniyordu ve meydanlara çıkan kalabalıklar tarafından da pek istenmeyen kişiler olarak görünüyorlardı. Darbe sonrası oluşturulan ve Ulusal Güvenlik Konseyi olarak isimlendirilen Askeri Konsey'in başkanlığına da Savunma Bakanı Avad bin Avf getirilmişti. Onun yardımcılığına da Genelkurmay Başkanı Kemal Abdulmaruf atanmıştı.

Ama darbenin ertesi günü 12 Nisan Cuma akşamı Avad bin Avf kameraların karşısına geçerek Askeri Konsey'in başkanlığından istifa ettiğini, yerine kendisine güvendiğini söylediği Orgeneral Abdulfettah El-Burhan Abdurrahman'ı atadığını; Kemal Abdulmaruf'u da kendi isteğiyle yardımcılığından aldığını, onun yerine de Hızlı Destek Birlikleri Komutanı Orgeneral Muhammed Hamdan Daklu'yu atadığını açıkladı. Salah Abdullah Kuş da ertesi gün yani 13 Nisan Cumartesi günü görevinden istifa etti. Böylece darbe içinde ikinci bir darbe gerçekleştirilmiş oldu.

Kitlesel eylemleri organize eden organlardan Meslek Odaları Birliği bu değişikliğin halkın bir zaferi olduğunu ifade etti. Ancak eylemleri organize edenler yine de duruma razı değildi ve yönetimin tamamen sivil kesime devredilmesi için ısrar ediyordu.

Not: Sudan'daki darbeyi aylık Ribat dergisinin Mayıs 2019 sayısı için hazırladığımız dosyada ayrıntılı bir şekilde tahlil etmeye çalıştık.

Cezayir'de Halk Direnişi Sürüyor

Cezayir'de halktan gelen tepkiler üzerine ordunun da baskısıyla Abdülaziz Buteflika adaylıktan çekildiğini ancak seçimleri de belirsiz bir tarihe ertelediğini açıklamıştı. Ancak meydanlara çıkan kalabalıklar buna da razı olmadı ve seçimlerin belirsiz bir tarihe ertelenmesinin gerçekte Buteflika'nın süresinin uzatılması anlamına geldiğini, kendilerinin ise onun görevine artık son verilmesini istediklerini dile getirdiler.

Halktan gelen bu tepkiler üzerine Genelkurmay Başkanı Orgeneral Ahmed Kayid Salih devreye girip Buteflika'nın artık cukhurbaşkanlığı görevini sürdürmekten aciz olduğunu dile getirerek onun istifa etmesi gerektiğini ifade etti. İktidardaki Ulusal Kurtuluş Cephesi Partisi Merkez Kurulu üyelerinden ve partinin ileri gelenlerinden oluşan yüz kişilik bir ekip de Genelkurmay Başkanı'nın bu talebine destek veren açıklama yaptı. Ancak bazıları da Buteflika'nın görevinin seçime kadar sürmesi gerektiği görüşünü savunmaya başladılar. Bu tartışma üzerine ordunun ileri gelenleri muhtıra vererek Buteflika'nın istifa etmesini istediler. Bu talep üzerine Buteflika istifa ederek kenara çekildi. Ardından anayasanın 102. maddesi gereğince Meclis Başkanı Abdülkadir bin Salih geçici cumhurbaşkanı oldu. Onun 4 Temmuz'da seçim yapılacağını açıklamasına rağmen halk sonuca razı olmadı ve Buteflika döneminin bütün kalıntılarının istifa etmesi için gösteriler yapmaya devam etti.

Not: Cezayir'deki gelişmeleri Vuslat'ın Mayıs 2019 sayısı için yazdığımız dosyada ayrıntılı olarak değerlendirmeye çalıştık.

Hafter'in Trablus'a Saldırısı

Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin Libya halkının kazanımlarını geri almak ve Libya'da Sisi yönetimi benzeri bir dikta yönetimi kurmak amacıyla oluşturdukları ihanet çetesinin başını çeken emekli general Halife Hafter'e bağlı güçler Nisan ayının başlarında başkent Trablus'u ele geçirmek amacıyla harekete geçti. Hafter'in bu saldırıyı başlatmasında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Rusya ve Fransa'nın teşviklerinin önemli rol oynadığı tahmin ediliyor. Hafter bu operasyonunun terör güçlerini etkisiz hale getirme amaçlı olduğunu iddia ediyordu. Yani Libya'da uluslararası kamuoyu tarafından tanınmış durumdaki ve daha önce imzalanmış anlaşmalara binaen oluşturulmuş olan Ulusal İttifak Hükümeti'ni bir terör örgütü, ona bağlı olan askeri güçleri de terör güçleri olarak nitelendiriyordu.

Hafter'e bağlı güçler, eski diktatör Kazzafi rejiminin askeri kalıntılarından ve Afrika ülkelerinden toplanmış paralı militanlardan oluşmaktadır. Onların maaşlarının ve ihtiyaçlarının karşılanması için de kendisine Suudi Arabistan, BAE ve Mısır tarafından yardım edilmektedir. En büyük yardım ise Suudi Arabistan'dan gelmektedir. Hafter'in en önemli avantajı da arkasında büyük çapta bir maddi destek olması ve paranın cazibesiyle Afrika ülkelerinden basite alınamayacak sayıda militan, silah tüccarlarından da büyük miktarlarda silah temin edebilmesidir. Normalde militanlarının çoğu paranın hatırına savaştıklarından fedakârca mücadele etmezler. Kendilerini güvende hissettikleri zaman ise hiçbir ölçü tanımadan saldırmaktan çekinmezler.

Trablus'taki saldırılarına karşı Ulusal İtifak Hükümeti'ne bağlı askeri birlikler kararlı bir mücadele verdiler. Libya müftüsü de onun saldırılarına karşı mücadele edilmesi çağrısında bulunarak Hafter'in Trablus'a girmesi durumunda daha önce Bingazi'de sergilediği vahşetin bir benzerini burada da sergileyeceğini hatırlattı.

Hafter'in militanları önce bazı stratejik noktaları ele geçirmeyi başardılar. Ancak daha sonra Ulusal İttifak Hükümeti'ne bağlı askerlerin mücadelesiyle buraların geri alınması mümkün oldu. Ayrıca paranın hatırına savaşan Hafter militanları da hayatlarının tehlikeye girdiğini gördüğü yerlerde teslim oldular. Bunun üzerine Hafter'e bağlı güçler sivil hedefleri vurarak silahsız insanları katletmeye başladılar. Onların sivil hedeflere yönelik saldırıları sivillerden 200'den fazla insanın hayatını kaybetmesine neden oldu.

Ulusal İttifak Hükümeti'ne bağlı askerlerin ele geçirdiği teçhizatlar arasında Mısır'dan gönderilmiş askeri malzemelerin bulunması dikkat çekti. Ayrıca Libya'dan Tunus'a geçen diplomatik pasaportlu Fransızların yakalanması da önemli şüphelere neden oldu. Fransa bunların kendi diplomatik temsilciliklerini korumak amacıyla görev yaptıklarını ileri sürdüyse de bunların Hafter militanlarının saflarında savaştıklarından şüpheleniliyordu.

Mısır'da Anayasa Değişikliği

Mısır'da öncelikli amacı Sisi'nin saltanatını uzatmak olan anayasa değişikliği teklifi parlamentoda kabul edildikten sonra güya halkın onayına sunuldu. Bu amaçla 20 Nisan Cumartesi'den itibaren halktan bu değişikliği onaylayıp onaylamadığına dair oy vermesi için referandum gerçekleştirildi. Referandumda oy verme işlemi dört gün sürecekti ve bizim bu yazıyı yazdığımızda oy verme işlemi henüz devam ediyordu. Ancak diktatör Sisi'nin saltanatı altında gerçekleştirilecek referandumda halkın iradesinin ortaya çıkması mümkün olmadığı için bu referandumun da sonucu önceden belliydi ve kabul edilmiş gibi yansıtılacağı kesin görünüyordu. Çünkü gözetim, sayım ve takip işlemlerini sadece Sisi'nin adamları yapacaktı. Muhaliflerin herhangi bir şekilde müdahale imkânı yoktu.

Dediğimiz gibi anayasa değişikliğinin birinci ve öncelikli amacı diktatör Sisi'nin saltanatının süresini uzatmaktır. Bunun için yeni düzenlemeye göre cumhurbaşkanı dört yıllık değil altı yıllık dönemler için seçilecek. Ayrıca bir kişi iki kere cumhurbaşkanlığına seçilebilecek. Bunun yanı sıra Sisi'nin 2014'te seçilmesi geçiş dönemi olarak sayılacak ve iki kere seçilme hakkından birinin kullanılması olarak değerlendirilmeyecek. Bu da Sisi'nin saltanatının 2030'a kadar uzatılması anlamına geliyor. Çünkü onun 2018'de seçilmesiyle başlayan dönem 2024'e kadar uzatılacak, sonra ikinci dönem için seçilme hakkı olacak ve bu da 2030'a kadar sürecek. Allah şerrinden bütün Mısırlı kardeşlerimizi muhafaza eylesin de, eğer 2030'a kadar saltanatta kalması durumunda o zaman yeni bir anayasa değişikliği yapmazsa.

Sisi'nin anayasa değişikliği başka maddeler de içeriyor tabii. Bunların başında da ordunun yetkilerinin genişletilmesi ve yargının bağımsızlık alanının çok daha daraltılması ile ilgili hususlar yer alıyor.

Tel Aviv'e Füze Saldırısı ve İsrail'in Gazze'ye Yönelik Saldırıları

Siyonist işgal hükümeti İsrail seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte Filistinlilere yönelik şiddet uygulamalarını ve saldırılarını artırdı. Cezaevlerindeki Filistinli esirleri de daha fazla sıkıştırmaya başladı. 24 Mart Pazar gecesi Nakab'daki çöl hapishanesine baskın düzenleyerek Filistinli esirlere saldırılar gerçekleştirdiler. Buna Filistinli direnişçiler de aynı gece Tel Aviv'e yönelik bir füze saldırısı düzenlemekle karşılık verdiler. Tel Aviv'in dış mahallelerine düşen füze yedi işgalcinin yaralanmasına ve büyük çapta maddi hasara neden oldu.

O zaman ABD'de olan işgal hükümeti başbakanı Netanyahu ziyaretini yarıda keserek geri döndü. Filistinlilere daha önce benzeri görülmemiş bir karşılık vereceği tehditlerinde bulundu. Ardından da Gazze'ye yönelik saldırılar başlattı. Ancak işgalcilerin saldırılarına Filistinliler de yoğun füze saldırılarıyla karşılık verdiler. Bu durum karşısında işgal rejimi tereddüde düştü. Çünkü Gazze'ye yönelik geniş çaplı saldırı başlatması durumunda 2014'tekinden daha kötü bir yenilgiyle çıkması ihtimali vardı. O durumda hem savaşı hem de 9 Nisan 2019'da gerçekleştirilecek seçimleri kaybedecekti. O yüzden Mısır'ı devreye sokarak ateşkes sağlanmasını istedi ve bu yüzden çatışmalar uzun sürmedi.

Tunus'ta Arap Birliği'nin Zirvesi

31 Mart 2019 tarihinde Tunus'da Arap Birliği'nin normal zirvesi gerçekleştirildi. Ancak zirve gayet sönük geçti. Üye ülkelerin birçoğunu en üst kademedeki yöneticileri değil başbakan veya dış işleri bakanı gibi alt kademedeki yöneticileri temsil etti. Genel Sekreter Ahmed Ebu'l-Gayt'ın açılış konuşmasında Türkiye'nin Arap ülkelerinin iç işlerine karıştığı iddiasında bulunması üzerine Katar Emiri Temim bin Hamed Ali Sani zirveyi terk etti. Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz de bilinmeyen bir sebeple zirvenin yarısında ayrıldı. Katılanlar da sadece havanda su dövmekle kaldılar.