İslâm Dünyasındaki Gelişmeler

Ocak 2019, Davet Mektebi

Yemen'le İlgili İsveç Görüşmeleri

Yemen'de İran'ın çıkarlarının ve stratejisinin saha güçlerini oluşturan Husi örgütüyle, Suudi Arabistan öncülüğünde oluşturulan koalisyon güçleri arasında ülke halkının arada ezilmesine sebep olan bir savaş var. Bu savaşın Yemen halkı açısından doğurduğu olumsuz sonuçlardan ve arz ettiği büyük tehlikeden daha önceki yazılarımızda da söz etmiştik.

Bu savaşın ateşinin düşürülmesi ve halka insanî yardımların yollarının açılması amacıyla 6 Aralık 2018 Perşembe günü İsveç'in başkenti Stockholm şehrine 77 km mesafede bulunan Rimbo kasabasındaki Johannesberg Sarayı'nda BM'nin Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths'in gözetiminde bir haftadan fazla süren görüşmeler gerçekleştirildi. Görüşmelerin son bölümüne BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de katıldı.

Görüşmelerde ele alınan öncelikli dosyaların arasında karşılıklı olarak esirlerin serbest bırakılması, Hudeyde'de çarpışmaların durdurulması, Merkez Bankası konusunda bir ittifak sağlanması, Taaz şehri üzerindeki kuşatmanın kaldırılması, zor durumda olanlara insanî yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve kapalı durumdaki Sana Havaalanı'nın yeniden kullanıma açılması gibi konular yer alıyordu.

Öncelikli olarak ele alınan esirlerin karşılıklı olarak serbest bırakılması konusunda bir ön anlaşma sağlandı ve taraflar serbest bırakılmasını istedikleri esirlerin listesini verdiler. Aden hükümetine bağlı olan Yemen Dışişleri Bakanı bir twitter mesajında Husiler nezdinde esir ve tutuklu olan 8576 kişinin serbest bırakılması için liste verdiklerini dile getirdi. Bu arada yine hükümete yakın Sebe Haber Ajansı'nın verdiği bilgiye göre hükümet heyeti Husi milislerden adam kaçırma işlemlerinin tekrar etmemesi için güvence istedi. Husilerin de karşı tarafın serbest bırakması için 7500 kişilik bir liste verdiği ifade edildi. Husi heyetinde esirlerden sorumlu kişi serbest bırakma işleminin 20 Ocak 2019'da başlayabileceğini söyledi. Serbest bırakma işlemlerinin Sana ve Seiyun şehirlerinde ve Kızılhaç'ın gözetiminde gerçekleşeceği dile getirildi.

Hudeyde şehri ve limanı için bir ateşkes sağlanması konusunda da anlaşmaya varıldığı açıklandı. Hudeyde ile ilgili anlaşma limana ve şehre tarafsız güçlerin konuşlandırılmasını ve geniş çaplı ateşkes sağlanmasını kapsıyordu. BM Genel Sekreteri Guterres, Hudeyde ile ilgili anlaşma konusunda yaptığı açıklamada BM'nin Hudeyde limanında lider rolü üstleneceğini, Yemen'e insanî yardımların önünün açılacağını ve böylece milyonlarca Yemenlinin yaşam şartlarının iyileştirileceğini ifade etti.

Ancak Hudeyde'yle ilgili ateşkes ihtiyatlı ateşkes niteliği taşıyordu ve uygulamaya geçirilmesi biraz zaman aldı. Bununla birlikte Hudeyde'de kesin bir ateşkes sağlanması bölgedeki halkın rahatlaması açısından büyük önem arz etmektedir. Yemen'in ithal ettiği gıda ürünlerinin yaklaşık yüzde doksanı ve insanî yardımların da yüzde sekseni Hudeyde limanı üzerinden girdiği için bu limanda kontrolün uluslararası bir mekanizmaya verilmesi ve bu limanın bulunduğu kentte ateşkesin sağlanması Yemen halkının çektiği sıkıntıların azaltılması açısından büyük önem taşımaktadır.

Guterres, Taiz'le ilgili olarak da durumun kolaylaştırılması için bir ortak anlayışa varıldığını söyledi.

Yemen'de sükûnetin sağlanması ve siyasi bir çözüme varılması için barış görüşmelerinin Ocak ayı içinde de devam edeceği ifade edildi. Ocak görüşmelerinde siyasi konulara ilişkin bir taslak çerçeve üzerinde durulacağı ve buna göre birtakım çözüm formüllerinin üretilmesine çalışılacağı ifade edildi.

Sudan Cumhurbaşkanının Suriye Ziyareti

Sudan Cumhurbaşkanı Ömer Hasan El-Beşir 16 Aralık Pazar günü Suriye'nin başkenti Şam'a önceden açıklanmayan ani bir ziyaret gerçekleştirerek Suriye'deki dikta rejiminin lideri Beşşar Esed'le görüşmeler yaptı. Sudan Cumhurbaşkanı Rus uçağıyla gerçekleştirdiği ziyaretinde Şam'da sadece birkaç saat kaldı ve aynı günün akşamında ülkesine geri döndü.

Ziyarete katılan ekibin içinde dış işlerinden sorumlu Devlet Bakanı Usame Faysal ve Cumhurbaşkanlığı Bakanı Fadl Abdullah Fadl da yer aldı. Sudan ve Suriye heyetleri arasında basına kapalı görüşmeler gerçekleştirildi. Suriye'deki Baas diktatörünün lideri Beşşar Esed de Sudan Cumhurbaşkanına yaptığı ziyaretten dolayı teşekkür etti.

Sudan Cumhurbaşkanı aynı zamanda 15 Mart 2011'de Suriye'deki dikta rejimine karşı halk ayaklanmasının başlamasından sonra bu ülkeyi ziyaret eden ilk Arap lider oldu.

Basına yansıyan bazı açıklamalarda ziyaretin Suriye'deki sorunun çözümü için bir arabulucuk girişimi niteliği taşıdığı ifade edildi. Ancak Sudan'ın muhalif güçlerle herhangi bir irtibata geçmeden ve onlardan destek almadan sadece Esed tarafını ziyaret etmesinin bu açıdan bir anlam ifade etmeyeceği ortadaydı. Ayrıca bir yandan zaten Suriye'deki sorunun siyasi bir çözüme kavuşturulması için bazı çalışmalar yürütülürken Sudan'ın kendi başına girişimi arabuluculuk açısından bir anlam ifade etmeyecekti.

Bazı yorumcular Beşir'in böyle bir ziyarette bulunmasında Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri tarafından dışlanmasının, bu ülkelerden kendisine yardımın tamamen kesilmesinin, ABD'nin de Sudan'ı terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarmamakta ve ona ambargo uygulamakta ısrar etmesinin önemli rolü olduğunu dile getirdiler. Buna göre Sudan kendisine yeni bir kapı bulma ihtiyacı duymuş ve İran ile Rusya'ya yanaşabilmek için Suriye üzerinden bir atak yapma yoluna gitmişti.

Ziyaret hakkında açıklama yapan Sudan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Faysal Hasan İbrahim, ziyaretin amacının "Arap ülkelerinin saflarını birleştirmek" olduğunu belirtti. Ancak Suriye'de bir milyondan fazla insanı katleden eli kanlı bir diktatörün saltanatını güçlendirmek suretiyle safların birleştirilmesinin Arap dünyasına ve Arap halklarına herhangi bir faydası olmayacaktır. Böyle birinin saltanatını güçlendirmek suretiyle safların birleştirilmesi zulmün daha da güçlü hale getirilmesi sonucunu doğuracaktır.

Ömer El-Beşir'in Suriye ziyareti esnasında yaptığı açıklamada "Suriye sorunlarla karşı karşıya olan ülkedir, güçsüzleştirilmesi Arapların davalarının güçsüzleştirilmesi demektir" ifadesiyle Suriye'nin güçsüzleştirilmesini değil onun başındaki diktatörün saltanatının güçsüzleştirilmesini kastettiği açıktı. Çünkü orada eli kanlı bir diktatörün yanında dururken böyle bir açıklama yapıyordu.

Beşir'in ziyareti esnasında aynı zamanda Suriye'nin Arap dünyasındaki yerini alana ve eski gücünü kazanana dek Sudan'ın elinden gelen tüm gayreti göstereceğini söylediği ziyaretle ilgili haberlerde dile getirildi. Ama ne yazık ki burada da sözünü ettiği şey ülke olarak Suriye değil başında Baas diktasının bulunduğu Suriye'ydi.

Maalesef Beşir'in bu ziyareti onun için önemli bir itibar kaybına neden olmuştur. ABD ve Batının sıkıştırdığı Ömer El-Beşir yönetiminin İslâm dünyasının ve kendi kitlesel tabanının desteğine ihtiyacı olduğu bilinmektedir. Ama böyle kritik bir ziyaret onun ciddi eleştirilere maruz kalmasına neden olmuştur. Bu eleştiriler onun konumunun zayıflamasına sebep olabilir.

Avustralya'nın Batı Kudüs'ü İsrail'in Başkenti Olarak Tanıması

ABD Başkanı Trump'ın Kudüs'ü siyonist işgal rejiminin başkenti olarak tanımasından sonra yularlarını tamamen onun eline teslim etmiş olan bazı yöneticiler de onun izinden giderek Kudüs'le ilgili aynı yönde kararlar almaya başladılar. Avustralya'nın Başbakanı Scott Morrison da İsrail Meclisi Knesset'in ve birçok İsrail kuruluşunun bulunduğu Batı Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdığını açıkladı. Morrison bununla birlikte büyükelçiliklerini Tel Aviv'den Kudüs'e taşıma düşüncesinde olmadıklarını ifade etti.

Avustralya'nın bu kararı Filistin halkının meşru haklarına ve BM'nin şimdiye kadar Kudüs hakkında çıkarmış olduğu kararlara aykırıydı. Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas), Avustralya'nın bu kararının Filistin halkına karşı alınmış düşmanca bir karar olduğuna ve Avustralya'nın aynı zamanda şimdiye kadar BM'de destek verdiği Kudüs'le ilgili kararlara da ters düştüğüne dikkat çekti. İslâm dünyasından da Avustralya'nın Batı Kudüs'le ilgili kararına muhtelif tepkiler oldu

Zuvari'nin Öldürülmesiyle İlgili Yeni Bilgiler

Muhammed Zuvari, Tunuslu bir uçak mühendisiydi. 15 Aralık 2016 tarihinde Tunus'un Safakis şehrindeki evinin önünde düzenlenen bir suikastla öldürüldü.

Zuvari, Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas)'ın askerî kanadı İzzettin Kassam Tugayları'nın muhtelif askerî projelerine yardımcı olmuştu. Son olarak da teşkilatın insansız hava aracı projesi olan Ebabil projesinin geliştirilmesinde ve uygulamaya geçirilmesinde yer aldığı ifade edildi.

Dolayısıyla ona karşı düzenlenen suikastın Mossad'ın işi olabileceği yönünde güçlü kanaatler vardı. Ayrıca işgal rejiminin eski Savunma Bakanı Avigdor Liberman'ın onun öldürülmesiyle ilgili bir açıklamasında "İsrail ne gerekiyorsa onu yapar" şeklinde bir ifade kullanması İsrail'in ona yönelik cinayeti dolaylı yoldan üstlenmesi olarak yorumlandı.

Tunus'un Terör Cinayetleri Ulusal Araştırma Birimi Müdürü geçtiğimiz ay basına yaptığı açıklamada Zuvari'ye yönelik suikastın ayrıntılarına dair bazı önemli bilgileri kamuoyunun dikkatine sundu. Bu bilgiler cinayeti ülke dışından gelen kiralık katillerin gerçekleştirdiğini ortaya koyuyordu. Kiralık katillerin izlediği yöntem de özellikle istihbarat kurumlarının yöntemlerini hatırlatıyordu. Bu da Mossad üzerindeki şüpheleri daha güçlü hale getiriyordu. Ancak cinayetin kim adına işlendiği hakkında kesin bir bilgi verilemedi.

İşgal Rejimiyle İlişkileri Normalleştirme Yarışı

Arap dünyasındaki ülkelerin siyonist işgal rejimiyle ilişkileri normalleştirmek amacıyla başlattıkları yarışa onlardan sonra Afrika'dan Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi katıldı. Debi işgal rejimiyle ilişkileri güçlendirmek amacıyla Netanyahu'ya ve ekibine yönelik bir ziyaret gerçekleştirdi.

Debi aynı zamanda Sudan'la İsrail arasında ilişkilerin başlatılması için de arabuluculuk yapabileceği iddiasında bulundu. Bu arada siyonist medya bir haber piyasaya sürerek işgal devletinin başbakanı Netanyahu'nun Sudan'a bir ziyaret gerçekleştireceği iddiasında bulundu. Ancak Sudan yönetimi bu iddiaları ve haberleri yalanlayarak siyonist işgal rejimiyle kesinlikle ilişkileri başlatma düşüncesinde olmadıklarını ve Netanyahu'nun Sudan'ı ziyaret etmesinin mümkün olmadığını bildirdi.

Ancak Netanyahu'nun ani bir şekilde Umman'a ziyaret gerçekleştirmesinden sonra Bahreyn'e de davet edilmesi dikkat çeken bir gelişme oldu.