Mücerret.com sitesinin Cezayir hakkında röportajı

Ahmet Varol ile

Cezayir'de halk sokağa çıktı ve 30 yıllık lider geri adım attı. 'Cezayir Baharı' denebilir mi? Ülkede yaşananları nasıl nitelendirirsiniz?

Cezayir'de 1999'dan beri yani yirmi yıldan beri cumhurbaşkanlığı makamında bulunan Abdülaziz Buteflika'nın beşinci dönem için yeniden aday olmasını ülkedeki derin güçler istemişti. Ancak halkın tepki göstermesi üzerine Buteflika yeni dönem için adaylıktan çekildiğini açıkladı. Onun adaylıktan çekilmesi kendi kararından ziyade arkasında duran derin güçlerin kararıdır. Dolayısıyla geri adım atan derin güçler ve bunların başında da ülkede hâlâ perde arkasından ülkeyi yöneten cuntadır.

Cuntanın Buteflika'yı önce adaylıktan çekilmeye sonra da istifa etmeye yöneltmesi halktan gelen tepkilerin zamanla geniş bir alana yayılabileceğini ve Cezayir'de de Arap Baharı sürecinde devrilen diktatörlerin karşılaştıkları manzaranın ortaya çıkabileceğini düşünmesi sebebiyleydi. O yüzden ülkede bir uzlaşma zemini oluşturmak için Buteflika'nın aradan çekilmesinin uygun olacağını düşünmüşlerdir.

Ancak halk, Buteflika'nın adaylıktan çekilmesinden sonra da gösterilere devam ederek sadece onun çekilmesini değil sistemin değişmesini, halkın özgür iradesinin siyasi yapılanmaya yansımasına fırsat verilmesini istediğini ortaya koydu. Görüldüğü kadarıyla cunta şimdi mevcut sistemden tümüyle vazgeçmeyerek halkla seçime imkân verilmesi formülü üzerinden anlaşmak için uğraşıyor. Ancak halk cuntanın gölgesinde ve kontrolünde gerçekleştirilecek seçimlerin dürüst olacağından şüphe ediyor ve bunun bir taktik olacağını, halk direnişinin asıl taleplerinin yerine gelmeyeceğini düşünüyor. O yüzden, Buteflika'nın istifasından sonra onun makamına oturan geçici cumhurbaşkanı Abdülkadir bin Salih'in 4 Temmuz tarihinde seçim yapılacağını açıklamasına rağmen olaylar, gösteriler devam ediyor.

Cezayir neden önemli?

Tabii sadece Cezayir değil İslâm coğrafyasının her parçası bizim açımızdan önemlidir. İslâm dünyasının parçalanması gücünün kaybolmasına ve küresel emperyalizmin önünde zayıf düşmesine neden olmuştur. Cezayir'in önemi de burada yürütülecek çabaların ve elde edilecek kazanımların hem bu ülkenin halkının yeniden kendi özgürlüğüne, onuruna ve hukukuna kavuşması, hem de İslâm dünyasında yeniden güç birliğinin oluşmasına yapacağı katkı açısındandır. Cezayir halkının cunta karşısında gerçekleştireceği zafer Arap dünyasındaki özgürlük mücadelesinin yeniden canlanmasında etkili olabilir. Küresel emperyalizmin ve Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin Cezayir'deki hareketlilikten endişe etmeleri de bu yüzdendir.

Cezayir, İslami hareketlerin güçlü olduğu bir yer. FIS kurucusu da vefat etti. İslami hareket açısından Cezayir'i nasıl bir gelecek bekliyor?

İslami Selamet Cephesi (FIS)'nin kurucu lideri Abbasi Medeni, Cezayir'deki dikta rejimi karşısında İslamî siyasi bilincin harekete geçmesinde önemli bir öncülük yaptı. Yüce Allah'tan kendisine rahmet ve mağfiret diliyoruz. Ama tabii İslamî hareket ve bilinç hayattadır ve son dönemde Buteflika'nın aradan çekilmesine neden olan halk hareketinin meydanlara taşmasında da bu bilincin etkili olduğu tahmin edilmektedir. Cezayir halkında İslami duyarlılığın yüksek olduğu bilinmektedir. Ama maalesef bu ülkede FIS'in siyasi zaferinin yönetime yansımasını engellemek amacıyla gerçekleştirilen askeri darbeden sonra halkın iradesini doğru bir şekilde yansıtan dürüst bir seçim hiç yapılmadı. Eğer buna fırsat verilirse Cezayir halkının tercihinin yine İslâmî duyarlılıktan yana olacağı tahmin ediliyor. İşte o yüzden meydanlara çıkan kalabalıklarla, derin devletin tamamen etkisiz hale getirilmesine neden olacak bir köklü değişime gidilmeksizin bir orta çizgide anlaşılması için uğraşılıyor. Son dönemde cunta liderlerinin vermeye çalıştıkları mesajlar bunu yansıtıyor.

Ülkedeki Fransız ağırlığı malum... Yeni dönem dengeleri nasıl etkiler?

Cezayir'i 132 yıl boyunca işgal altında tutan Fransa bu ülkeden tamamen çekilmedi ve bu ülkedeki çıkarlarını muhafaza etme çabalarını sürdürüyor. Cezayir'de İslami hareketin zaferini bu yüzden istemedi. 1991'de FIS'in büyük zafer kazanması üzerine Fransa medyası ordunun bu hareketin iktidara gelmesini engellemesi için açıktan çağrı yapmıştı. Ancak son olaylarda Fransa biraz da kendi içindeki meselelerle ve halk ayaklanmasıyla uğraşmak zorunda kaldığı için Cezayir'deki gelişmeleri çok fazla öne çıkaramıyor.

Cezayir'de İslami hareketin birinci derecede etkili olacağı bir değişim yaşanması Fransa'yı rahatsız eder. Fakat şimdilik böyle bir değişim yok. Cunta halkı bir yumuşak geçiş sürecine razı edebilmek için formül üretmeye çalışıyor. Eğer böyle bir formül uygulamaya geçirilirse çok fazla da dengeler sarsılmayabilir. Ama köklü bir değişim elbette Fransa'yı rahatsız edecektir. Bununla birlikte Fransa'nın kendi içindeki çalkantılar yine de Cezayir'e çok fazla elini uzatmasına fırsat vermeyebilir.

Türkiye nerede duruyor? Ne yapmalı?

Türkiye'nin devlet olarak Cezayir'le herhangi bir sorunu yok. Halkın meydanlara çıkmasıyla ilgili olarak da henüz belirgin bir tavır sergilemiş değil. Bu normal karşılanabilir. Çünkü Cezayir'de yaşananlar şimdilik "içişleri" düzeyindedir. Cunta yönetimi Arap Baharı sürecinde yaşanan tecrübeleri nazarı dikkate alıyor gibi göründüğünden halk hareketleri karşısında çok fazla şiddete başvurmaktan kaçınıyor ve meydanlara çıkan kalabalıkların bazı isteklerinin yerine gelmesi için de kozlarını kullanıyor. Buteflika'nın adaylıktan çekilmesini, sonra da istifa etmesini istemesi bunlar arasındadır. Eğer cunta gösterilere karşı şiddete başvurmazsa Türkiye'nin resmi olarak, bazı temenni açıklamalarının ötesinde bir tavır sergilemesini gerektirecek bir durum ortaya çıkmayabilir.