Sudan'da Darbe

Mayıs 2019, Ribat

Ribat dergisinin Şubat 2019 sayısında "Sudan'daki Gösteriler" başlıklı bir yazımız yayınlanmıştı. Bu yazıda Sudan'da 19 Aralık 2018 tarihinde patlak veren gösterileri hazırlayan sebepler ve bu gösterilerin gidişatı hakkında bilgi vermeye çalışmıştık. Dolayısıyla gösterilerin patlak vermesi öncesi ve birinci ayında yaşanan gelişmeler hakkında bu yazımızdan bilgi edinebilirsiniz. Gösterilerin başlangıç aşaması hakkında ayrıca bilgi vermeye gerek görmüyoruz.

Sudan'daki gösterilerde ordu Beşir yönetimine destek veren açıklamalarıyla öne çıktı. Fakat Nisan 2019'un başlangıcında yaşanan olayların arkasından birden tavır değiştirdi ve 11 Nisan 2019 tarihinde Ömer Hasan El-Beşir yönetimine karşı askeri darbe gerçekleştirdi. İşte bu darbeyi hazırlayan gelişmeler ve sonrasında yaşanan olaylar hakkında bu yazımızda bilgi vermeye çalışacağız.

Cezayir'de Abdülaziz Buteflika'nın ülkede beşinci dönem için cumhurbaşkanı olmak amacıyla aday olmasına başlangıçta destek veren ordunun sonra halktan gelen tepkiler ve gerçekleştirilen protesto eylemleri karşısında tavır değiştirerek onu adaylıktan çekilmeye sonra da 2 Nisan 2019 tarihinde görevinden istifa etmeye zorlamasının Sudan'daki olayları etkileyip etkilemeyeceği konusunun tartışılmaya başlandığı sırada Sudan'daki gösterilerde ilginç bir gelişme yaşandı.

Gösterileri organize eden kuruluşlar ve mekanizmalar kalabalıkları ordunun merkez karargâhının önündeki meydana taşıdılar. Göstericiler ordudan Beşir'e desteği bırakarak halkın ayaklanmasından yana tavır almasını ve onu iktidarı bırakmaya zorlamasını istemeye başladılar. Bu durum Cezayir'de ordunun tavrının Buteflika'yı istifaya zorlamasının Sudan'daki kitlesel eylemleri organize edenleri etkilediğini ve onların, Beşir'in düşürülmesinin ancak ordunun tavrını değiştirmesiyle mümkün olacağını düşünmeye başladıklarını gösteriyordu.

Emniyet güçleri ordu genel komutanlık merkezinin önünde toplanarak gösteri yapanlara ilk gün müdahale etti ve çıkan olaylarda en az on kişi hayatını kaybetti. Ama sonrasında emniyet teşkilatı tavrını değiştirerek artık olaylara müdahale etmek istemediğini ve ülkede bir demokratik değişime ihtiyaç olduğunu dile getirmeye başladı. İlk gün yapılan müdahaleler ve on kişinin hayatını kaybetmesi de kalabalıkların dağılmasını sağlamamış bilakis destek verenlerin daha da artmasına neden olmuştu. Protesto eylemleri ısrarlı bir şekilde sürdürüldü. Kitlelerin üzerine doğru geldiğini, emniyet teşkilatının bu insan seli önünde durmasının artık çok zor olacağını ve selin kendi üzerine doğru geldiğini, göstericilerin taleplerinin gözardı edilmesi durumunda doğacak sonuçlara katlanmanın zor olacağını gören ordu da olaylara müdahale etmeyi değil hakim yönetime müdahale etmeyi tercih etti ve 11 Nisan sabahı Ömer El-Beşir yönetimine karşı darbe gerçekleştirdi.

İlk gerçekleştirilen darbenin koordine edilmesinde aktif rol oynayan üç önemli isim vardı: Yine El-Beşir'in liderliğindeki hükümette Savunma Bakanı olarak görev yapan Orgeneral Avad bin Avf, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kemal Abdulmaruf ve Ulusal Güvenlik ve İstihbarat Teşkilatı Başkanı Orgeneral Salah Abdullah Kuş. Bunların üçü de aslında Ömer El-Beşir'e yakın isimlerdi ve o zamana kadar yaptıkları açıklamalarda El-Beşir yönetimine desteklerini dile getirmişlerdi.

Askerin yönetime el koyduğunun duyurulmasından sonra kamuoyuna bir açıklama yapılacağı duyuruldu. 11 Nisan Perşembe günü merakla beklenen bu açıklama metnini bayağı geç bir vakitte, Savunma Bakanı Orgeneral Avad bin Avf okudu. Bu ilk açıklamada ülkede ekonomik sıkıntılara ve aylardan beri devam eden olaylara temas edildikten sonra askerin yönetime el koyarak El-Beşir hükümetini ilga ettiği, ancak askerin iktidarda kalmaya istekli olmadığı, iki yıllık bir geçiş yönetimi oluşturulacağı, sonra da seçimle iş başına gelecek sivil bir hükümete yönetimin devredileceği dile getirildi. Bu arada anayasanın askıya alındığı, üç aylık olağanüstü hal uygulaması ilan edildiği, bu sürenin ilk bir ayında gece saatlerinde sokağa çıkma yasağı uygulanacağı duyuruldu. İktidarına son verilen Ömer El-Beşir'in de güvenli bir yerde gözetim altında tutulduğu açıklandı.

Kısa bir süre sonra geçici yönetim için bir Askeri Konsey oluşturulduğu ve bu Konsey'in başına Savunma Bakanı Avad bin Avf'ın, yardımcılığına da Kemal Abdulmaruf'un getirildiği duyuruldu. Avad bin Avf da Askeri Konsey Başkanı sıfatıyla Sudan Yargı Başkanı'nın önünde yemin ederek göreve başladı.

Eylemleri organize edenler El-Beşir hükümetine son verilmesinden memnuniyet duyduklarını dile getirmekle birlikte kendilerinin isteklerinin askerin yönetime el koyması olmadığını, askerin bir an önce çekilmesini ve iktidarı sivil bir geçiş yönetimine devretmesini istediklerini dile getirdiler. Bu arada meydanlara çıkan kalabalıklardan da gösterilere devam etmelerini, meydanları terk etmemelerini ve sokağa çıkma yasağına da uymamalarını istediler.

Avad bin Avf, yemin ederek göreve başlamasının üzerinden bir tam gün bile geçmeden, 12 Nisan Cuma akşamı tekrar kameraların karşısına geçerek Askeri Konsey'in başkanlığından istifa ettiğini, yerine de bu iş için uygun olduğunu düşündüğü ve kendisine güvendiği Orgeneral Abdülfettah El-Burhan Abdurrahman'ı seçtiğini, yardımcısı Kemal Abdulmaruf'un da bu görevde kalmak istemediğini dolayısıyla onu da kendi isteğiyle görevden aldığını açıkladı. El-Burhan'ın yardımcılığına ise darbe sonrası ilk oluşturulan Askeri Konsey'de yer almak istemeyen, Hızlı Destek Birlikleri Komutanı Muhammed Hamdan Daklu tayin edilmişti. Ertesi gün yani 13 Nisan Cumartesi günü Ulusal Güvenlik ve İstihbarat Teşkilatı Başkanı Salah Abdullah Kuş da istifa etti.

Böylece ilk darbenin gerçekleştirilmesinde baş rolde oynayan üç isim kenara çekilmiş oldu. Resmi açıklamalara göre bunların üçü de kendi istekleriyle kenara çekildi. Ancak gerçekte bunlara, Ömer El-Beşir'e yakın kişiler olmalarından dolayı meydanlara çıkanların kendilerini istemedikleri telkin edilmiş ve istifa etme veya görevden alınma suretiyle çekilmeleri sağlanmıştı. Yeni Askeri Konsey olağanüstü hal uygulamasını ve geceleri sokağa çıkma yasağını kaldırdı.

Söz konusu üç kişinin aradan çekilmesiyle bir bakıma ordu içinde ikinci bir darbe gerçekleştirilmiş ve Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin, özellikle de Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır gibi ülkelerin daha olumlu yaklaştıkları isimlerin dizginleri ele alması sağlanmıştı. İlk darbeden sonra net bir tavır ortaya koymaktan çekinen BAE ile Suudi Arabistan'ın bu ikinci darbenin gerçekleştirilmesinden sonra Sudan'daki darbeye destek verdiğini açıklaması bu açıdan dikkat çekici bir gelişme oldu.

Bu gelişmeden sonra gösterilerin organize edilmesinde önemli rol oynayan Sudan Meslek Kuruluşları Birliği de bu değişikliğin protestocuların bir zaferi olduğunu dile getirdi.

Bununla birlikte, Askeri Konsey'in geçiş hükümetinin sivillerden oluşturulacağını, ordunun sadece bazı bakanlıkları alacağını ve geçiş süreciyle ilgili olarak meydanlarda eylemleri organize eden sivil organlarla sürekli irtibat halinde olacaklarını söylemesine rağmen protestocular yine meydanları terk etmediler. Meydanlara çıkanların "Ya Nasr Ya Mısr" diye slogan atmaları dikkat çekmekteydi. Yani "ya tam zafer elde ederiz ya da Mısır'daki gibi Sisi cuntasına benzer bir cunta yönetimine kendimizi teslim etmek zorunda kalırız" demek istiyorlardı. Böyle bir slogan atmaları kalabalıkların, darbecileri tamamen aradan çekilmeye mecbur bırakmamaları durumunda Mısır'dakine benzer bir cunta yönetiminin iktidarı ele almasından, halkın kazanımlarının çalınacağından endişe ettiğini gösteriyordu.

Görüldüğü kadarıyla ordu genel komutanlığı önünde toplanan kalabalıkları yönlendirenler, asker devreye girmeden ve tutumunu değiştirmeden Ömer El-Beşir yönetimini istifaya zorlamalarının kolay olmayacağını görmüş ama askere de güvenmiyordu. Askerin Ömer El-Beşir yönetimine darbe yapmaya zorlanmasını kendi açısından bir zafer olarak görüyordu ama geçiş yönetiminin dahi askerin elinde kalmasının zaferinin çalınmasına neden olabileceği endişesi taşıyordu.

Darbeciler ise silahın gücünü kullanarak ayaklanmacıları meydanları terk etmeye zorlamalarının tehlikeli sonuçlara sebep olabileceğinin farkındaydı. O yüzden çatışmayı değil uzlaşmayı tercih etmek zorunda olduğunu görüyordu. Ama meydanları dolduran kalabalıkların ısrarlı tutumu karşısında da bir şey yapamamanın acziyeti içine düşmüştü.

İçerideki acziyetini dışarının desteğiyle telafi edebilmek için Arap ülkelerinin desteğine başvurdu. Özellikle Suudi Arabistan, BAE ve Mısır, Sudan'daki darbecilerin kendilerine mahkum hale gelmesinden son derece memnundu. Doğan fırsatı değerlendirmek ve Sudan'da gidişatı kontrol altına alabilmek için derhal devreye girdi, Sudan'a ekiplerini gönderdi ve buradaki darbeci yönetimin köprüler inşa etme ihtiyaçlarını iyi değerlendirmeye çalıştılar.

Diğer yandan Ömer El-Beşir yönetimine karşı halk ayaklanmasının başlamasına neden olan ekonomik sıkıntılar da devam ediyordu. Bu sıkıntıların bir askeri darbeyle anında sonlandırılması imkanı yoktu ve darbecilerin ekonomik sıkıntıları azaltmak için de dış güçlerin, özellikle Sudan'ın acziyetini kendi açılarından fırsat olarak değerlendirmeye çalışan yerel sömürgeci güçlerin yardımına ihtiyacı vardı. Bu durum darbecileri hem içeride, meydanları boşaltmayan kitleler ve o kitleleri organize eden mekanizmalar, hem de yardımlarına sığındıkları dış güçler karşısında ciddi bir zaaf ve acziyet içine sokmuştu.

Bu iki acziyet arasında kendilerini kabul ettirebilmek için eski yönetimin ileri gelenlerine daha fazla yüklenme, darbeyle görevinden alınan cumhurbaşkanı Ömer El-Beşir'i, kardeşlerini ve onun yakın çevresinde yer almış siyasi liderleri hapishanelere doldurmaya başladılar. İktidarına son verdikleri Ulusal Kongre Partisi'ni siyaset sahnesinden tamamen çekilmeye zorlama ve mal varlıklarına el koyma kararı aldılar.

Bunu yaparken bir yandan da kendilerini bölgesel ve küresel güçlere kabul ettirebilmek için yoğun bir faaliyet başlattılar. Ama gidişat darbecilerin kısa vadede istikrarı sağlamalarının mümkün olmayacağını, kitlesel eylemleri organize edenler karşısında da zayıf kalacaklarını gösteriyor. Fakat anlaşıldığı kadarıyla Arap dünyasındaki dikta rejimleri bunlarla darbeciler arasında bir uzlaşma sağlamak suretiyle olayları yatıştırmaya ama bunu yaparken bir yandan da Sudan'ı kendi yörüngelerine oturtmaya çalışacaklar. Bunu başarmaları ise Sudan'da yaşananlardan daha büyük problemlerin doğmasına neden olabilir.