Sudan'daki Gösteriler

Şubat 2019, Ribat

Sudan'da cumhurbaşkanlığını sürdüren Ömer Hasan El-Beşir, Haziran 1989'da askeri darbe yoluyla siyasi iktidarı ele geçirmişti. İktidara el koymasının başlangıç döneminde ABD'nin Sudan'a yönelik sömürgeci politikalarına karşı, ülkenin bağımsızlığını güçlendirme amacına yönelik ve ülkenin İslâmî kimliğini önceleyen politikalar izlemesinden dolayı halk tarafından da destek gördü. Bu onun seçimlerde de cumhurbaşkanlığını kazanmasını sağladı. Bunda tabii karşısında güçlü bir siyasi muhalefetin olmamasının da önemli rolü vardı.

Ancak Güney Sudan'ın 2011 referandumunda bağımsız olmasından sonra Sudan petrollerinin yüzde 75'inin Güney Sudan tarafında kalması sebebiyle Sudan Cumhuriyeti ekonomik bağımsızlık konusunda zorlanmaya ve Arap ülkelerinin desteğine daha fazla ihtiyaç duymaya başladı. Suudi Arabistan'ın liderliğindeki Körfez ittifakının Katar'a uyguladığı ablukaya Sudan'ın iştirak etmemesi üzerine Suudi Arabistan ile onunla aynı safta yer alan Körfez ülkelerinin bu ülkeye yardımlarını büyük ölçüde kesmeleri ekonomik sıkıntılarının biraz daha artmasına neden oldu.

Sudan parasının dolar karşısında hızlı bir şekilde değer kaybetmesi bazı temel tüketim maddelerinin de hızla fiyatlarının artmasına neden oldu.

Sudan Cumhurbaşkanı Ömer El-Beşir ekonomik problemleri aşabilmek için doğu blokunun, İran'ın ve Rusya'nın desteğini almak amacıyla ilginç bir atak yaptı. 16 Aralık 2018 Pazar günü Suriye'nin başkenti Şam'a önceden açıklanmayan ani bir ziyaret gerçekleştirerek Suriye'deki dikta rejiminin lideri Beşşar Esed'le görüşmeler yaptı. Sudan Cumhurbaşkanı Rus uçağıyla gerçekleştirdiği ziyaretinde Şam'da sadece birkaç saat kaldı ve aynı günün akşamında ülkesine geri döndü.

Ziyarete katılan ekibin içinde dış işlerinden sorumlu Devlet Bakanı Usame Faysal ve Cumhurbaşkanlığı Bakanı Fadl Abdullah Fadl da yer aldı. Sudan ve Suriye heyetleri arasında basına kapalı görüşmeler gerçekleştirildi. Suriye'deki Baas diktatörünün lideri Beşşar Esed de Sudan Cumhurbaşkanına yaptığı ziyaretten dolayı teşekkür etti.

Sudan Cumhurbaşkanı aynı zamanda 15 Mart 2011'de Suriye'deki dikta rejimine karşı halk ayaklanmasının başlamasından sonra bu ülkeyi ziyaret eden ilk Arap lider oldu.

Basına yansıyan bazı açıklamalarda ziyaretin Suriye'deki sorunun çözümü için bir arabulucuk girişimi niteliği taşıdığı ifade edildi. Ancak Sudan'ın muhalif güçlerle herhangi bir irtibata geçmeden ve onlardan destek almadan sadece Esed tarafını ziyaret etmesinin bu açıdan bir anlam ifade etmeyeceği ortadaydı. Ayrıca bir yandan zaten Suriye'deki sorunun siyasi bir çözüme kavuşturulması için bazı çalışmalar yürütülürken Sudan'ın kendi başına girişimde bulunması arabuluculuk açısından bir anlam ifade etmeyecekti.

Ziyaret hakkında açıklama yapan Sudan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Faysal Hasan İbrahim, ziyaretin amacının "Arap ülkelerinin saflarını birleştirmek" olduğunu belirtti. Ancak Suriye'de bir milyondan fazla insanı katleden eli kanlı bir diktatörün saltanatını güçlendirmek suretiyle safların birleştirilmesinin Arap dünyasına ve Arap halklarına herhangi bir faydası olmayacaktı. Böyle birinin saltanatını güçlendirmek suretiyle safların birleştirilmesi zulmün daha da güçlü hale getirilmesi sonucunu doğuracaktı.

İşin gerçeğinde Sudan Cumhurbaşkanı bu ziyaretiyle bir yandan doğu cephesinin desteğini kazanarak ekonomisine yeni kaynak bulmak için diplomatik atak yapmaya çalışırken diğer yandan kendisini, kendi halkı karşısında daha güçsüz hale getirdi. Çünkü Sudan halkı, başlarındaki yönetimin siyasi tercihlerinden dolayı ekonomik yönden kıskaca alındığını görüyor ve bu yüzden ülkelerinin ekonomik bağımsızlığını elde edebilmesi, küresel emperyalizmin baskılarına boyun eğmek zorunda bırakılmaması için bazı zorluklara katlanmayı tercih ediyordu. Ama Beşir'in Suriye'de sekiz yıla yakın bir süredir katliam yapan Esed yönetimine destek niteliği taşıyan bir diplomatik atak gerçekleştirmesi onları üzmüş ve bu sefer maruz kaldıkları ekonomik sıkıntılar, zorluklar onları daha fazla rahatsız etmeye başlamıştı.

Sudan'daki siyasi muhalefet ve Ömer El-Beşir'in politikasından memnun olmayan sivil toplum kuruluşları bu rahatsızlığın farkına vardığı için halkı meydana çıkmaya teşvik etti. Bu itibarla Sudan'daki gösterilerin, kitlesel tepkilerin tam da Ömer El-Beşir'in Suriye ziyaretinin ardından patlak vermesi tesadüfi değildir. Bunda bir sosyopolitik arka planı vardır. Siyasi muhalefet de oluşan siyasi ve sosyal zemini iyi değerlendirerek kitleleri meydanlara çıkmaya teşvik etmiştir. Bundan dolayı Beşir, ülkesindeki ekonomik sıkıntıları hafifletmek için İran ve Rusya'nın desteğini almak amacıyla Suriye'deki dikta rejimine elini uzatmakla aslında Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiştir.

Kitlesel desteğin zayıflaması muhalif tabanın daha cesurca hareket etmesini, siyasi muhalefetin de halkı yönlendirmesini kolaylaştırmıştır. Çünkü hem ABD ve Batı hem de Arap dünyası tarafından yalnızlaştırılan Sudan hükümetinin siyasi gücünü koruyabilmek için kendi halk tabanının desteğine ihtiyacı vardı.

Halkın ekonomik sıkıntılara karşı tepkileri 19 Aralık 2018 Çarşamba gününden itibaren gösterilerle ve yürüyüşlerle meydanlara ve caddelere yansıdı.

Ömer El-Beşir, bu gösterileri ve sivil eylemleri ülkenin içinde bulunduğu ekonomik problemlerin istismarı olarak değerlendirip meydanlara çıkanları ülkeye ihanet etmekle suçladı ve onlara karşı sert tavır gösterdi. Bu tavır yüzünden olayların ilk beş gününde resmi açıklamalara göre sekiz, muhaliflerin iddialarına göre ise en az 22 kişi hayatını kaybetti.

Sudan yönetimi gerek Arap baharı sürecinde ve gerekse Fransa'daki olaylarda sosyal medyanın, kitlesel tabanın organize olmasında önemli rol oynamış olmasını göz önünde bulundurarak ilginç bir yönteme başvurdu. Sosyal medya araçlarına erişimi ya tamamen engelledi veya kullanımını kısıtlı hale getirdi. Ama bu, tepkilerin daha da artmasına neden oldu. Ayrıca Sudan'da kitlesel tabanın organize olması konusunda sosyal medyanın yerini muhalif siyasi partiler ve meslek kuruluşları doldurdu. Gösteriler ve eylemler onların yönlendirmesiyle kısa sürede ülkenin değişik bölgelerine yayıldı.

Beşir yönetimi olayların önüne geçebilmek için bir yandan reform vaatlerinde bulunurken bir yandan da göstericilere karşı sert bir polis şiddeti uyguladı.

Hükümetin sert bir şekilde polis gücünü kullanmasına rağmen gösteriler son bulmadı. Aralıklarla da olsa farklı şehirlerde, farklı bölgelerde gösteriler, eylemler düzenlendi. Gösterilere katılanlar bazen sistemin değişmesini bazen de Ömer El-Beşir yönetiminin gitmesini talep eden sloganlar attılar.

Muhalefet partileri aralarında kurdukları ittifakla Ömer El-Beşir'in liderliğindeki hükümete ültimatom verdi ve bu hükümetin dağıtılarak yerine muhalefet partilerinin de temsil edileceği bir geçiş hükümeti kurulmasını talep ettiler. Böyle bir talepte bulunmaları gösterilerin onları epey cesaretlendirdiğini ve mevcut hükümetin karşısında duramayacağı şekilde yayılacağı beklentisi içinde olduklarını gösteriyordu.

Bir yandan da hükümete karşı bazı meslek kuruluşları ve sendikalar ortak bildiri yayınlayıp benzer taleplerde bulundular.

Buna karşılık bir yandan da hükümete destek veren meslek kuruluşları da devreye girerek, Ömer El-Beşir'i yalnız bırakmayacakları mesajı vermeye çalıştılar. Ayrıca bazı yerlerde hükümete destek veren kitlesel taban da gösteriler düzenleyerek hükümetin yanında durduğunu ifade etmeye çalıştı. Destekçi kitlesel tabanın olayların başlangıcında harekete geçmemesinde ve hadiseleri sadece dışarıdan seyretmekle yetinmesinde Beşir'in Suriye ziyaretinden kaynaklanan dargınlığın bir payı olduğunu sanıyoruz.

Ordu adına yapılan açıklamada ordunun halkın kazanımlarını, güvenliğini, malını ve canını koruma konusunda kararlı olduğuna dikkat çekildi. Bu açıklama ordunun hükümetin yanında yer aldığını, ona destek vereceğini ve muhalif güçlerin eylemlerine meydanları çok fazla açık bırakma niyetinde olmadığını gösteriyordu.

Cumhurbaşkanı Ömer El-Beşir yaptığı açıklamalarda bu gösterilerin dış güçler tarafından yönlendirildiği iddialarını tekrarladı. Ancak bu iddia ve olayların hemen dış güçlerle irtibatlandırılması vakıayı izah etmiyordu. Ortada geniş bir kitlesel tabanın tepkisini ifade eden gösteriler ve eylemler vardı. Arka planda da bu kitleleri bu tür gösterilere ve eylemlere yönelten reel nedenler vardı. Çünkü halk aslında uzun süreden beri ciddi ekonomik sıkıntılara ve zorluklara tahammül ediyordu. Yönetim siyasi ve diplomatik yönden önemli bir hata yaparak bu tahammülün son bulmasını ve tepkilerin ortaya çıkmasını sağlamak için siyasi muhalif güçlerin eline de önemli bir fırsat vermişti. Onların artık gitmesini istedikleri bir iktidarın son bulması için ortaya çıkmış bir fırsatı değerlendirmeleri, mutlaka birtakım dış güçlerle işbirliği içine girmiş, onların hesabına ortalığı karıştırmış olmaları anlamına gelmiyordu. Onların kendi siyasi hesapları da bu eylemleri ve kitlesel tepkiyi harekete geçirmeleri için yeterli bir sebep oluşturuyordu.

Fakat şu da bir gerçek ki Sudan'daki muhalif partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının söz konusu gösterilerden ve kitlesel hareketlerden Arap baharına sahne olan ülkelerdekine benzer bir halk devrimi beklemeleri de boşunadır. Çünkü her ne kadar Beşir'in birtakım yanlışları, tabandaki muhalefetin meydanlara çıkarılmasını sağlayacak bir sosyal zemin hazırladıysa da yine Sudan'da Beşir'i destekleyen, onun küresel emperyalizmin baskıcı politikalarına karşı tavırlarına arka çıkan bir taraftar taban da mevcuttur. Dolayısıyla tabandaki tepkinin, yönetimi kenara çekilmeye zorlayacak kadar bir geniş zemine yayılması çok da kolay olmayacaktır.

Aslında Beşir yönetimi kendisine karşı gerçekleştirilen gösteriler ve kitlesel eylemler karşısında çabuk telaşa kapılarak hemen polis şiddetine başvurmak suretiyle can kaybına ve yaralanmalara neden olmakla yanlış yapmıştır. Bu tutumu kendisine yönelen tepkileri dağıtmamış bilakis daha da yayılmasına neden olmuştur. Eğer ki olayların normal seyri içinde devam etmesine fırsat verseydi ve halkın bazı beklentilerini sağlama konusunda onları umutlandıracak bir tavır sergileseydi belki tepkilerin ateşi biraz daha kısa süre içinde düşecekti.