Babu’l-Mendeb’e yönelen tehlike

3 Ağustos 2018 Cuma, Yeni Akit

ABD’nin İran petrolüne ambargo uygulaması üzerine İran’dan kendilerinin petrollerini satamamaları durumunda bölgedeki diğer ülkelerin de petrollerini satamayacağı yönünde tehdit açıklamaları yapılmıştı. Bu açıklamalar hemen Basra Körfezi’nden Umman Denizi’ne açılan Hürmüz Boğazı’nı akla getirdi ve İran’ın bu boğazın kullanımını engelleyeceği yönünde yorumlar yapıldı. Bunun üzerine ABD İran’a sert tepkilerde bulunmuştu ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına müsaade etmeyeceği yönünde açıklama yapmıştı.

Gazetemizde 6 Temmuz 2018 tarihinde yayınlanan “Hürmüz Boğazı tehdidi” başlıklı yazımızda da İran’ın bu boğazı kapatmasının mümkün olamayacağı üzerinde durmuş ve bu konuda bazı bilgiler vermiştik. İran da zaten daha sonra yaptığı açıklamalarda maksadının bu boğazı kapatmak olmadığını dile getirdi. Ama bir yandan da “İran’ın petrolünü satamaması durumunda başkalarının da satamayacağı” yönündeki açıklamasını tekrar etti.

Bu tartışmaların üzerinden fazla zaman geçmeden Yemen’deki Husi örgütü tarafından, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’de ham petrol nakleden iki gemisini hedef alan saldırılar düzenlendi. Bu saldırılarda hedef alınan iki gemiden birinin hasar gördüğü açıklandı. Bunun üzerine Suudi Arabistan, Kızıldeniz’den Aden Körfezi’ne açılan Babu’l-Mendeb boğazından petrol nakli işlemini geçici olarak durdurduğunu açıkladı. İran’ın Devrim Muhafızları Ordusu’nun Kudüs Birliği komutanı olarak tanımlanan Kasım Süleymani de yaptığı açıklamada Kızıldeniz’in artık ABD için güvenli bir ortam olmadığını ifade etti.

Bütün bu gelişmeler birbiriyle bağlantılıdır. Görüldüğü kadarıyla İran’a uygulanan ambargoya karşı tepkilerin içinde yer alan tehditlerin ucundan Hürmüz Boğazı değil Babu’l-Mendeb Boğazı çıkmış durumda. Bu boğaza yönelen tehlike ise doğrudan İran’dan değil Yemen’de, Suudi Arabistan’ın desteklediği Aden hükümetiyle ve Körfez Koalisyonu’yla savaş halindeki Husi örgütünden kaynaklanıyor. İran bu örgüte destek veriyor ama onu kendisinin bir örgütü olarak nitelendirmiyor, dolayısıyla suçlarının kendisine fatura edilmesini kabul etmiyor. Fakat tabii bu örgütten kaynaklanan tehditlerde de başkaları İran’ı hedef alıyorlar ve Husi örgütünün Babu’l-Mendeb’den geçen yahut Kızıldeniz’de bulunan gemilere yönelik saldırı tehditlerine İran’ın ortak olduğunu düşünüyorlar.

Ama İran’ın kendine göre bir gerekçesi var: Husi örgütü Suudi Arabistan’la savaş halinde. Dolayısıyla bu savaşta Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez Koalisyonu örgütün mensuplarına yönelik saldırılar düzenlediği gibi örgüt elemanları da Suud hedeflerine saldırılar düzenliyor. Bu tehlikenin ortadan kalkması için İran’la değil Husi örgütüyle anlaşmaları gerekiyor.

Ama tabii Husi örgütünün aldığı füzeleri ona İran’ın verdiği de herkesin bildiği bir husus. O yüzden Babu’l-Mendeb Boğazı üzerinde oluşan tehlike karşısında İran’a yükleniliyor. Bu arada siyonist işgal yönetiminin başbakanı Netanyahu da Babu’l-Mendeb Boğazı üzerinde oluşan tehlikenin kendilerini de etkileyeceğine dikkat çekerek İran’a uyarıda bulundu.

Babu’l-Mendeb Boğazı üzerinde güvenliğin artırılacağı açıklandı. Fakat tehdidin ortadan kalkması ancak Husilerin, buradan geçecek gemilere saldırmayacaklarına dair güvence vermeleriyle mümkün olabilir. Bu boğaz üzerinde daha önce Somalili deniz korsanlarından kaynaklanan bir tehlike oluşmuştu. Bunun üzerine bölgede deniz güvenliği artırılarak korsanlara engel olundu. Ama şimdi Husi militanları Yemen topraklarından Kızıldeniz’e ve Babu’l-Mendeb Boğazı’na füze fırlatıyorlar. Buna karşı güvenliğin artırılması belki füzeleri havada imha edecek sistemlerin bölgeye yerleştirilmesiyle mümkün olabilir. Ama bu tehlikeyi tümüyle ortadan kaldırmaz.