İslam Dünyasındaki Gelişmeler

Temmuz 2018, Davet Mektebi

Gazze’de Büyük Dönüş Yürüyüşü Eylemleri Devam Ediyor

Gazze halkının siyonist işgale karşı Büyük Dönüş Yürüyüşü eylemleri devam ediyor. İşgal güçleri Filistinliler tarafından Nekbe yani büyük felaket olarak adlandırılan, siyonist işgal rejiminin kuruluşunun ilan edilmesi olayının yetmişinci yıldönümünde gerçekleştirilen Büyük Yürüyüşe karadan ve havadan müdahale ederek büyük bir katliam gerçekleştirdi.

Filistin halkının gösterisinin amacı vatanından ve haklarından vazgeçmeyeceğini, bu konudaki mücadelesini sürdüreceğini bütün dünyaya bir kez daha ilan etmekti. Büyük Felaket’in yetmişinci yıldönümü münasebetiyle ve aynı zamanda ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasını protesto amacıyla büyük bir yürüyüş planlandı. Yürüyüşün tamamen barışçıl olacağı, işgal askerlerine yönelik herhangi bir şiddetin amaçlanmadığı önceden duyurulmuştu. Fakat işgal askerleri gösteriye hem karadan hem havadan müdahale ederek büyük bir katliam gerçekleştirdiler.

Siyonist işgal güçlerinin katliamı Filistin halkının direnişini yıldıramadı ve Büyük Dönüş Yürüyüşü eylemlerinin Nekbe’nin yıldönümünden sonra da sürdürülmesi kararlaştırıldı. Gazze’nin 1948’de işgal edilmiş bölgeyle sınırında kurulmuş olan Büyük Dönüş çadırları kaldırılmadı ve buralarda yine gösteriler düzenlendi. Gazze ahalisinden binlerce kişi Ramazan bayramı namazını söz konusu dönüş çadırlarında kıldı.

Diğer yandan işgalcilerin roket ve füzelerine karşı Filistinli gençler de yakıcı uçurtmalar ve balonlar geliştirdi. Gazze üzerindeki ablukayı kırma mücadelesini sürdürmekte ısrarlı davranan Filistinli gençler işgal güçlerinin füze saldırılarına karşı Gazze etrafındaki yahudi yerleşim merkezlerine yakıcı uçurtmalar ve balonlar gönderiyor. Bu uçurtmalar ve balonlar söz konusu yerleşim merkezlerinde yangınlara sebep olduğundan işgalciler bu basit araçların üzerlerine gelmesinden son derece rahatsız oluyorlar. Filistinli gençlerin uçurtmaları ve balonları Gazze çevresindeki yahudi yerleşim merkezlerinde ve Filistinlilerin arazilerinin gasp edilmesi suretiyle kurulmuş çiftliklerde hayatı felce uğratmış durumda.

Filistinli gençler Gazze üzerindeki ablukayı kırıncaya kadar bu mücadeleyi sürdüreceklerini dile getirdiler.

Batı Yaka Bölgesinde Abbas Yönetimine Karşı Gösteriler

Siyonist işgal rejiminin Gazze’ye yönelik insanlık dışı ablukasının sürdürülmesinde Arap dünyasındaki ihanetçi yönetimlerin de büyük payı var. İşgal rejimi hesabına Rafah sınır kapısının bekçiliğini Mısır’daki askerî cunta rejimi yapıyor ve Gazzelilerin dünyaya açılmalarını engelliyor. İşte bu ablukanın devam ettirilmesinde Ramallah’taki Mahmud Abbas yönetiminin de büyük rolü var. Abbas yönetimi Gazze’yi cezalandırmak için çeşitli yaptırımlar uyguluyor. Örneğin Gazzeli hastaların ve yaralıların dışarıda tedavi görebilmeleri için Ramallah’taki yönetimin muvafakat vermesi gerekiyor ve Abbas yönetimi bu muvafakati vermeyerek hastaların veya yaralıların dışarı çıkarılmalarını, dışarıda tedavi görmelerini engelliyor. Örneğin siyonist işgalcilerin Nekbe’nin yıl dönümü münasebetiyle gerçekleştirilen büyük gösteriye müdahalesi sonucu yaralananlardan ağır olanların Türkiye’ye getirilip tedavi edilmesi için Türkiye hükümeti karar aldı. Fakat onların birçoğunun getirilmesini Mısır’daki Sisi cuntası ve Ramallah’taki Abbas yönetimi engelledi.

Abbas yönetiminin bu uygulamalarına karşı ve onun Gazze üzerindeki insanlık dışı yaptırımlarının sonlandırılması talebiyle Ramazan ayının sonlarına doğru Batı Yaka bölgesinde gösteriler başlatıldı. Abbas yönetimi bu kez bayramı bahane ederek, halkın bayramı sükûnet içinde geçirmesini sağlamak amacıyla gösterilerin yasaklandığını duyurdu. Asıl amacı ise kendisinin Gazze’ye dönük uygulamalarına yönelik tepkileri ve gösterileri engellemekti. Fakat bayramdan iki gün önce Çarşamba akşamı henüz bayram yasağının başlamadığı sırada Ramallah’ta yine Gazze üzerindeki yaptırımların sonlandırılması talebiyle gösteri gerçekleştirildi. Ne var ki Abbas’ın polisleri bu gösteriye çok sert bir şekilde müdahale ettiler. Birçoklarını şiddetli bir şekilde darp ettiler. 56 kişiyi de gözaltına aldılar. Gözaltına alınanlar bayram sabahı serbest bırakıldılar.

Ürdün’de Halkın Eylemleri ve Hükümet Değişikliği

Ürdün kendi ayaklarının üstüne durabilen bir ülke değildir. Ekonomisi dışarıdan yardımlara bağımlıdır. Fakat Katar’a abluka uygulaması başlatılması sürecinde Ürdün bu ülkeyle diplomatik ilişkilerinin sadece düzeyini düşürdüğü, Suud liderliğindeki dörtlü çetenin yaptığı gibi ilişkileri tamamen kesmediği için Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Ürdün’e yaptığı yardımları kesti. Ciddi bir dış borç yükü altında olan Ürdün bu yardımların kesilmesi üzerine kaynak temin etmekte zorlanmaya başladı. Bu yüzden bazı ürünlerin fiyatlarını artırdı. Sonra da IMF’nin verdiği reçeteyi uygulayarak yeni bir gelir vergisi kanunu çıkarmak istedi. Fakat yeni gelir vergisi yasa tasarısı halkın ciddi tepkisine neden oldu ve ülkenin değişik şehirlerinde büyük çaplı gösteriler düzenlendi. Olayların büyümesinin tehlikeli sonuçlara neden olacağını fark eden Kral II. Abdullah, Başbakan Hani el-Mulki’yi çağırarak onun hükümetinin istifasını istedi. Bunun üzerine Hani el-Mulki ve hükümeti istifa etti. Sonra el-Mulki’nin hükümetinde Eğitim ve Öğretim Bakanı olarak görev yapan Ömer Er-Rezzaz’a hükümeti kurma görevini verdi.

Ürdün’deki karışıklıkların bütün bölgede çalkantılara neden olabileceğini fark eden Suudi Arabistan ve BAE de tutumunu değiştirdi. Kral Abdullah, Suudi Arabistan’ı ziyaret ederek Mekke’de Kral Selman bin Abdülaziz’le görüşme yaptı. Bu görüşmeden sonra Ürdün’e iki buçuk milyar dolar yardım sözü verildi. Bu yardımın bir milyar dolarını Kuveyt, bir buçuk milyar dolarını da Suudi Arabistan ve BAE verecekti. Ayrıca Ürdün’ün diplomatik ilişkiler düzeyini düşürdüğü Katar’dan da yardım vaadinde bulunuldu. Katar hem beş yüz milyon dolar hem de işsizlik sorununun aşılmasını sağlayacak yatırımlar vaadinde bulundu. Bu gelişmelerden sonra yeni gelen hükümet de yeni vergi yasa tasarısını geri çekti ve Ürdün’deki olaylar duruldu.

Ürdün’ün köşeye sıkıştırılmasında ABD’nin, Filistin davasını tamamen tarihe gömmeyi ve siyonist işgalin kazıklarını iyice sağlamlaştırması için şartları oluşturmayı amaçlayan ve “yüzyılın anlaşması” diye yutturulan anlaşma planına bu ülkenin şartsız destek vermesini istemesinin de önemli rolü olduğu tahmin ediliyor. Suudi Arabistan ve BAE’deki dikta rejimleri bu anlaşmaya destek veriyor. Ancak Filistin halkı anlaşmayı kesin bir şekilde reddediyor. O yüzden Ürdün tereddütlü davranıyor. Çünkü kendi halkından ve Filistin halkından gelecek tepkilerden çekiniyor. Fakat Suudi Arabistan ve BAE bu anlaşmaya destek konusunda yalnız kalmak istemiyor, en başta Ürdün’ün ABD’nin dayatmasına boyun eğmesini istiyorlar. O yüzden Ürdün’ü sıkıştırmak istediler. Fakat halktan gelen tepkilerin bütün bölgeyi etkileyeceğini ve aynı zamanda bölgede bir güvensizlik ortamının oluşacağını, bunun da en başta siyonist işgal rejimini etkileyeceğini gördükleri için tutumlarını değiştirme ihtiyacı duydular.

Haftar Militanlarının Derne’yi Ele Geçirmesi

Suudi Arabistan ve BAE’nin Libya’daki halk devriminin başarılı olmasını ve halkı temsil edecek bir yönetimin oturmasını engellemek amacıyla ortaya çıkardığı Halife Haftar örgütü Libya’da karışıklıklar çıkarmaya devam ediyor. Haftar’ın militanları Ramazan boyunca da saldırılarına devam ettiler. Suud ve BAE diktatörlüklerinin başını çektiği çetenin verdiği maddi destekle Afrika ülkelerinden militan devşiren Haftar örgütü aynı zamanda Kaddafi döneminin kalıntısı askerleri de saflarına toplayarak bazı önemli avantajlar elde ettiği için Libya’nın doğu bölgesinde yer alan bazı stratejik merkezleri ele geçirdi. Ramazan bayramına doğru da Bingazi ile Tobruk arasında kalan Derne’yi tamamen kontrol altına aldı. Haftar’ın militanlarının Derne’yi ele geçirdikten sonra burayı savunan mücahitlere karşı sergilediği vahşetin görüntüleri tüyler ürperticiydi. Haftar’ın militanları Derne’yi savunan insanları yere yatırarak kafalarına ve bedenlerine şarjörler dolusu mermiler boşaltıyorlardı.

Haftar’ın militanları Derne’den sonra “petrol hilali” olarak isimlendirilen körfez bölgesine yöneldiler. Bu bölgedeki limanlar Libya’nın önemli petrol kaynaklarının ihraç edilmesinde kullanılıyor. Ama Haftar militanlarının saldırıları bu limanların kullanılmasını ve petrol ihracatını büyük ölçüde engelledi.

Yemen’de Hudeyde Savaşı

Yemen’de İran’ın desteğindeki Husi örgütüyle, Suudi Arabistan diktasının desteklediği Aden hükümeti ve onun arkasında duran Körfez koalisyonu arasında çatışmalar devam ediyor. Bu savaş tamamen bölgesel güçlerin iktidar ve hakimiyet kavgasına dönüşmüş durumda. Yemen halkı bu savaşın hiçbir tarafında yer almıyor ve savaş Yemen halkına sadece zarar getiriyor. Savaş yüzünden binlerce Yemenli salgın hastalıklara maruz kalmış durumda. Açlık problemi ise gittikçe yayılıyor.

Hâkimiyet kavgası veren güçlerin savaşları ise son dönemde kuzeydeki Hudeyde bölgesi üzerinde yoğunlaşmış durumda. Körfez koalisyonu, Abdurabbih Mansur el-Hadi liderliğindeki Aden hükümetiyle birlikte Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde şehrinin kontrolünü ele geçirmeye çalışıyor. Buranın kontrolünün ele geçirilmesi durumunda Husi örgütünün kıskaca alınmış olacağına inanılıyor. Bu şehrin limanının aynı zamanda Husi örgütünün denizden takviye almasında önemli bir konumda olduğu düşünülüyor. İran, Husi örgütüne silah desteğini büyük ölçüde deniz üzerinden ulaştırıyor. Ayrıca Husi örgütüne Afrika’dan takviye için toplanan militanların deniz yoluyla ulaşması sağlanıyor. Hudeyde’de kontrolün ele geçirilmesi durumunda bu örgütün deniz bağlantısının büyük ölçüde kesilmiş olacağı düşünülüyor.

Katar’a Ablukanın Bir Yılı

Suudi Arabistan liderliğindeki diktatörler çetesinin Katar’a uyguladığı abluka birinci yılını doldurdu. Abluka Katar’ın bazı sıkıntılar yaşamasına neden oldu. Ancak dünyayla bağlantısını kesmeyi başaramadı. Diktatörler çetesinin ablukada yalnız kalmaları Katar’ın dünyayla bağlantısını sürdürmesine imkân sağladı ve abluka amacına ulaşamadı. Katar’a ablukanın başarısız olmasında Türkiye’nin bu ülkeyle ilişkilerini geliştirmesinin ve ablukacı ülkelerin kestiği ürünlere alternatif ürünler göndermesinin, özellikle gıda ürünü desteğinin önemli payı olduğunu söylememiz gerekir.

BAE’de İşkence

Merkezi İngiltere’de olan Arap İnsan Hakları Teşkilatı, BAE’nin siyasi muhaliflerine çeşitli şekillerde işkenceler uyguladığına dair bir rapor yayınladı. Raporda işkence şekilleri hakkında da ayrıntılı bilgiler verildi. Verilen bilgilere göre BAE, terörle mücadele iddiasıyla siyasi muhaliflerini gözaltına alıyor ve bu insanlara çok korkunç işkencelerde bulunuyor. Özellikle kadın tutuklulara yönelik çok korkunç işkencelerden söz ediliyor. “Teröre karşı mücadele” iddiasıyla gözaltına alınanların da çoğunu BAE’nin siyasi uygulamalarına karşı ifade özgürlüklerini kullanmış olanlar oluşturuyor. BAE siyasi muhaliflere hiçbir şekilde göz açtırmayan bir dikta ülkesidir.

Not: Ribat’ın Temmuz 2018 sayısı için hazırladığımız yazıda BAE’nin politikaları hakkında ayrıntılı bilgiler verdik. Bu yazımızı derginin yayınlanmasından sonra kişisel web sitemizden (www.vahdet.info.tr) de okumanız mümkündür.