Tunus’a Yardım Çıkartması

Temmuz 2018, Vuslat

Geçtiğimiz Ramazan ayının başında İHH’nın yürüttüğü insanî yardım faaliyetlerine katılmak amacıyla bu kuruluşun yardım ekibi içinde Tunus’a seyahat gerçekleştirdim. Bu seyahatin amacı orada Ramazan münasebetiyle yoksullara gıda yardımı paketlerinin dağıtılması çalışmalarına ve yine yoksullara verilen bazı iftar programlarına katılmaktı. İHH’nın Tunus’taki insanî yardım kuruluşlarıyla yardımlaşarak dağıtacağı yardım paketlerinin tümünü bizim dağıtma imkânımız yoktu. Arkadaşlarımız sadece bunlardan bir kısmının dağıtılmasına yardımcı olacak, diğerlerinin de hazırlandığına dair gerekli kayıtları tutacak, nerelerde kimlere yardım yapılacağına dair bilgiler alacak, dağıtım işlemlerini partner kuruluş denilen birlikte çalıştıkları yardım kurumlarına bırakacaklardı. Yardımların bir kısmının İHH’nın gönderdiği ekip tarafından dağıtılması ise ihtiyaçlıların durumları hakkında doğrudan bilgi edinmelerine imkân sağlayacaktı.

Tunus’a varıp eşyalarımızı otele yerleştirmemizden sonra ilk iş olarak İHH’nın partner kuruluşlarından birinin merkezini ziyaret ederek dağıtılacak yardım paketleri hakkında bilgi aldık. Ardından başkent Tunus’un kenar semtlerinden birinde yoksullara yönelik bir iftar programına katıldık. Burada iftar programının ardından yine iftar verilen merkezde o bölgedeki yoksulların bir kısmına yardım paketleri dağıtımı işlemi gerçekleştirildi. Yardım dağıtımı için, İHH’nin birlikte çalıştığı kurum tarafından önceden müracaatlar alınıyor, ihtiyaç durumları tespit ediliyor ve yardım dağıtımı da müracaatları kabul edilenlerin kimliklerine bakılarak gerçekleştiriliyordu.

Ertesi gün yoksulluk oranının yüksek olduğu bölgelerden Kayravan’a doğru seyahat ettik. Burada iki ayrı merkezde yine zikrettiğimiz yöntemle yardım dağıtımı işlemi gerçekleştirildi. Üçüncü gün bir başka partner kuruluşla yine fakirlik oranının yüksek olduğu Bace bölgesine geçtik. Burada yardım dağıtım işlemi ihtiyaç sahiplerinin evlerinin ziyaret edilmesi suretiyle gerçekleştirildi. Bu yolla hem yardımlar ihtiyaçlıların ayaklarına kadar götürülüyor, hem de durumları hakkında doğrudan bilgi edinme imkânı elde ediliyordu. Kendilerine yardım götürülen ihtiyaçlılar da zaten belli bir merkeze gelerek yardımı almaya ve sonra evlerine götürmeye imkânı olmayan, ulaşımın zor olduğu kırsal bölgelerde yaşayan ve durumları da gerçekten çok zor olan insanlardı.

Sonraki gün üçüncü bir yardım kuruluşuyla birlikte yine yoksul insanların büyük bir yekûnü oluşturduğu Binzert vilayetine seyahat ettik. Burada da yardımlar özellikle kırsal kesimde yaşayan ve çok zor durumda olan ihtiyaçlıların evlerinin ziyaret edilmesi suretiyle dağıtıldı. Bir sonraki gün yardım dağıtımı için yine aynı yardım kuruluşunun elemanlarıyla birlikte Silyana bölgesine gittik. Ancak orada yardım dağıtma faaliyetini organize edecek kurumun merkezine çok kısa bir mesafe kala yaşanan bir trafik kazası nedeniyle program uygulanamadı ve yardım dağıtma işlemleri de tamamen yerel kuruluşa devredildi.

İHH, Tunus’taki ihtiyaç sahiplerine ulaşma ve yardım dağıtma konusunda oradaki üç ayrı yardım kuruluşuyla ortak çalışıyordu. Onlar da özellikle yoksulluk oranının yüksek olduğu bölgelerde faaliyet yürüten yerel yardım kuruluşlarıyla yardımlaşıyorlardı. Böylece ihtiyaç sahiplerinin tespiti ve kendilerine ulaşılması konusunda koordinasyon oluşuyordu. Türkiye’deki bir yardım kuruluşunun böyle bir koordinasyon ve irtibat ağı içine girmeden Tunus’un herhangi bir köyündeki ihtiyaçlıyı tespit etmesi ve ona ulaşması imkânı yoktu. Tunus’un merkezindeki bir kuruluş da yerel yardım kuruluşlarıyla irtibat ağı oluşturarak kenar semtlerdeki ve köylerdeki ihtiyaçlılara ulaşmanın yollarını oluşturuyordu. Yerel yardım kuruluşlarıyla irtibatlı bir şekilde çalışılması aynı zamanda kenar semtlerde ve kırsal alanda kalan ihtiyaçlılara ulaşmanın maddi külfetini de azaltıyordu. Aksi takdirde her bir yardım kuruluşunun bütün bu küçük semtlerde birer şube veya temsilcilik açarak ihtiyaçlıları tespit etmesi ve onlara ulaşmaya çalışması gerekecekti ki bu da ek masraflar gerektirecekti. Bu koordinasyon ve irtibat ağının merkezden kenar semtlere, kırsal bölgelere doğru genişletilmesi uygulaması bütün yardım faaliyetlerinde uygulanıyor. Bu da dünya çapında bir yardım koordinasyonu oluşturulmasını sağlıyor.

Yardımlaşma konusunda güvenilir kuruluşlarla irtibat ağının oluşturulmasına büyük özen gösteriliyor. Ancak tek başına “güven” yeterli görülmüyor. Aynı zamanda makul bir denetim ve tescil işlemine başvuruluyor; tüm yardım çalışmaları hakkında bilgiler kayıt altına alınıyor. Örneğin yardım kolilerinin içine konulan yardım malzemeleri hakkında önceden bilgi alınarak bunların maliyetleri tespit ediliyor. Sonra rastgele bir koli seçilerek bunların olup olmadığı inceden inceye tespit ediliyor. Hazırlanan yardım kolileri sayıyla tespit ediliyor ve kendilerine yardım yapılacak kişilerin isim listeleri alınarak yardımların dağıtılmasından sonra da listede yer alan kişilerin yardımları teslim aldıklarını ortaya koyan belgeler ve kayıtlar inceleniyor.

Biz, İHH’nın Tunus’taki yardım faaliyetlerine iştirak ettik. Ancak İHH, Ramazan ayında yüz farklı ülkedeki ihtiyaç sahiplerine yardımlar ulaştırmaya çalıştı. Yardım edilenlerin önemli bir kısmını Suriye, Yemen ve Filistin gibi fiili savaşın veya ablukanın devam ettiği, bu yüzden insanların büyük sıkıntılar yaşadığı bölgelerden olanlar oluşturuyor. Bazıları Bangladeş’teki Arakan mülteci kampları gibi insanların öz yurtlarını terk ettikten sonra sığınmak zorunda kaldıkları ve çok zor şartlarda hayatlarını idame ettirdikleri kamp sakinleri oluşturuyor. Bu gibi yerlere yönelik yardımlara öncelik veriliyor. Çünkü buralarda insanların çoğunluğu hayatlarını sürdürebilmek için tamamen dışarıdan gelecek insanî yardımlara muhtaç durumda. Fakat bunun yanı sıra dünyanın farklı bölgelerine yayılmış durumda ve gerçekten büyük sıkıntılar içinde yaşayan yoksullara da el uzatılmasına çalışılıyor. Özellikle Afrika’da küresel emperyalizmin yüzyıllar süren fakirleştirme politikasının mağduru durumda ve çok zor şartlarda hayatlarını sürdürmek zorunda olan insanlar var. Bu insanlara yardım elinin uzatılması da büyük önem arz ediyor. Ama yapılan çalışmalar ve ulaştırılan yardımlar ihtiyaçlara kıyaslandığında fazla bir yekûn oluşturmuyor. Çünkü küresel emperyalizmin ekonomi politikası sürekli birilerinin daha fazla zenginleştirilmesi birilerinin ise daha fazla yoksullaştırılması felsefesi üzerine kurulu. Emperyalizmin bu politikasının sebep olduğu manzaraları değiştirebilmek için insanî yardım ve zor durumda olanlara el uzatma duyarlılığının yaygınlaştırılması gerekiyor. İnsanı bu konuda duyarlılığa yönelten en önemli etken ise kişinin Allah’ın huzurunda hesap vereceğine inanması. Bu inanca sahip olanlar zor durumdakileri de düşünme ve onlara yardım ellerini uzatma ihtiyacı duyuyorlar. Bu inanç, insana acıma, yardıma ihtiyaç duyana yardım elini uzatma konusundaki vicdanî duyarlılığı da harekete geçiriyor. Bu vicdanî duyarlılıktan tümüyle yoksun olanlar ise sadece kendilerinin konforlarını, rahatlarını düşünüyor, lüks bir hayat sürmenin yollarını araştırıyor, zor durumda olanların mahkûm olduğu hayat şartlarıyla kendilerinin konforlu hayatları arasındaki uçurumu hiç görme, nazarı dikkate alma ihtiyacı duymuyorlar.

Bu yardımlarla aynı zamanda dünyanın farklı bölgelerine ulaşılarak küresel bir dayanışma gerçekleştiriliyor. Müslümanların kendi aralarındaki irtibat ve bağlantıları güçlendiriliyor. Emperyalizmin çizdiği sınırların içinde kalınmayarak ümmet bütünlüğü çerçevesinde düşünülüyor. Ümmet bütünlüğü düşüncesi temel alınarak dünyanın farklı ülkelerindeki ve bölgelerindeki insanî yardım kuruluşları arasında bir yardımlaşma ve dayanışma ağı oluşturuluyor. Böylece insanî yardım kuruluşları birbirlerinin çalışmalarından haberdar oluyor, yardım konusunda öncelikli kişilerin, ailelerin ve bölgelerin tespiti için birbirlerinin çalışmalarından istifade ediyor, imkânlarını o doğrultuda daha verimli bir şekilde değerlendirmenin yollarını araştırıyorlar. İHH’nın da bu doğrultuda dünyanın pek çok ülkesinden yüzlerce insanî yardım kuruluşuyla irtibat halinde olduğunu, koordinasyon halinde çalıştığını söyleyebiliriz.

Yardımlaşma çalışmaları ve bu vesileyle insanî yardım kuruluşları arasında bir irtibat ağının oluşturulması aynı zamanda Müslümanların birbirlerini daha yakından tanımalarına, birbirlerinin dertleriyle dertlenmelerine ve imkânlarını paylaşmalarına vesile olmaktadır. Böyle bir çalışma ümmet bilincinin fiiliyata taşınmasının da bir aracıdır. Küresel emperyalizm, Müslüman halkları etnik kimliklerine göre parçalara ayırmaya ve aralarındaki bağları koparmaya çalıştı. Ancak bugün onun çizdiği sınırların aşılmaya çalışıldığını ve ümmet genelinde düşünüldüğünü, sorunların birlikte aşılması için imkânların paylaşıldığını görüyoruz. Bu, ümmet bütünlüğünün pratiğe yansıtılması açısından büyük önem arz etmektedir. Bu koordinasyon ve irtibatların geliştirilmesi aynı zamanda Müslümanların birbirlerinin değerlerinden, kültürlerinden ve birikimlerinden de haberdar olmalarına vesile oluyor.

Böyle bir yardımlaşma ve dayanışma ağı aynı zamanda İslâm dünyasının ileri gelen fikir ve hareket önderleriyle de irtibat kurma, onlarla dayanışma ve bağlantıları güçlendirme fırsatı sunuyor. Her şeyden önce İslâmî amaçlı yardım faaliyetlerine büyük ölçüde İslâmî oluşumlar öncülük ediyor. Dolayısıyla bu oluşumların ileri gelenleri veya onlara yakın duran bazı kişiler bu faaliyetlerin içinde bir şekilde yer alıyorlar. Onlar vasıtasıyla hareket ve fikir önderlerine de ulaşılması ve kendileriyle bağlantılar kurma, tecrübelerinden istifade etme imkânı hasıl oluyor. Biz de sosyal faaliyetlere öncülük eden birçok kişiyle yaptığımız görüşmenin yanı sıra, Türkiye’ye döneceğimiz gün Tunus’taki Nahda Hareketi’nin lideri Raşid El-Gannuşi’yi bu hareketin genel merkezinde ziyaret ederek kısa bir sohbet yapma imkânı elde ettik.

Bugün İslâm dünyasının büyük zorluklar yaşıyor olmasının en önemli sebeplerinden biri gerçek anlamda bir ümmet bütünlüğü içinde olmamasıdır. Bu bütünlüğün sağlanması için Müslümanların birbirleriyle bağlarını güçlendirmeleri ve yardımlaşma imkânlarını artırmaları gerekmektedir. Buna öncülük edenlere de destek verilmelidir. Küresel emperyalizmin bu konuda yürütülen çalışmalardan rahatsız olmasının sebebi Müslümanlar arasındaki birlik ve dayanışmanın güçlenmesinden duyduğu endişe ve güçlerini birleştirmelerinden korkmasıdır.