Çete Devlet: BAE

Temmuz 2018, Ribat

Birleşik Arap Emirlikleri, Basra Körfezi ülkelerindendir. Denizden Basra Körfezi’nin yanı sıra az miktar da Umman Körfezi’ne kıyısı var. Umman Körfezi’ne sahili olan toprakları aynı zamanda Umman topraklarını bölmektedir. Karadan sadece Suudi Arabistan’a ve Umman’a sınırı var. Yedi ayrı emirlikten oluştuğu için Birleşik Arap Emirlikleri ismini almıştır. Bu emirlikler kendi içlerinde özerk bir konfederasyon oluşturmaktadırlar.

Yirminci yüzyılın başlarında, bugünkü Birleşik Arap Emirlikleri’nin bulunduğu topraklarda yaşayan insan sayısının 100 bin civarında olduğu tahmin ediliyordu. Bu nüfus özellikle petrolün bulunmasından sonra hızlı bir şekilde arttı. Bazıları Arap ülkelerinden bazıları Asya ve biraz da Avrupa ülkelerinden gelen çok sayıda göçmen bu ülkeye yerleşti. O yüzden ülke nüfusu içinde yerli nüfusun oranı azdır. Fakat yerli nüfusun ayrıcalıklı bir konumunun olduğunu söyleyebiliriz. Yönetimi ellerinde bulunduranlar ve bürokraside çalışanlar genellikle yerli nüfustandır. Asya ülkelerinden gelenlerin büyük çoğunluğu hizmet sektöründe çalışmaktadır. Onların da büyük çoğunluğu Arapça bilmediğinden çarşıda pazarda İngilizce Arapçadan daha çok işe yaramaktadır. Çünkü iş yerlerinde müşteriyle muhatap olan tezgâhtarların çoğu Asya ülkelerinden gelen göçmenlerdendir ve onların da büyük çoğunluğu Arapça bilmez.

Yönetim biçimi feodal monarşidir. Dediğimiz gibi yedi emirlikten oluşur ve emirler seçimle belirlenmez. Her bölgenin emirliği belli bir ailenin elindedir ve o aile tevarüs yoluyla emiri belirler. Başkent Ebu Zaby (Abu Dhabi) emiri aynı zamanda konfederasyonun emiri yani ülkenin sultanıdır. Diğer emirler ise hem kendi bölgelerini yönetirler hem de ortak hükûmette bakan olarak yer alırlar.

Yönetim biçimi tam bir diktatörlüktür. Her ne kadar ülkede yasalar uygulanıyor olsa da emirlerin yetkileri her zaman yasaların üstündedir. Polisin ve istihbaratın gücü yasal mekanizmanın gücünden baskındır. O yüzden polis ve istihbarat rejim muhaliflerine kesinlikle göz açtırmamaktadır. Merkezi İngiltere’de olan Arap İnsan Hakları Teşkilatı, BAE hapishanelerinde siyasi muhaliflere yönelik uygulanan işkence hakkında rapor yayınladı ve bu raporda işkence yöntemleri hakkında da ayrıntılı bilgiler verildi. Uluslararası avukat Rodney Dixon da BAE’deki siyasi muhaliflere uygulanan işkence hakkında bir açıklama yaparak bunun üzerine gidilmesi çağrısı yaptı.

Ülke nüfusunun önemli bir kısmını göçmenler oluşturduğundan ülkede çok güçlü bir siyasi muhalefet de mevcut değildir. Çünkü göçmenlerin belli bir siyasi çalışması yoktur ve sadece kazançlarının peşindedirler. Asya kökenli göçmenlerin büyük çoğunluğu da çok düşük ücretlerle çalıştırılmaktadır. Yerli halk arasında da örgütlü bir siyasi muhalefetin oluşmasının engellenmesi için polis ve istihbarat çok sıkı çalışma yürütmekte, ülkedeki sistemi değiştirmek bir yana yönetimdekilerin eleştirilmesine bile fırsat vermemekte, eleştirmeye kalkanları derhal hapse atarak ölçüsüzce işkence uygulayabilmektedir.

Örneğin BAE’nin insan hakları savunucusu olarak bilinen Ahmed Mansur, Arap Baharı olarak isimlendirilen halk hareketlerinden sonra, kendi ülkesinde de bazı reformlara gidilmesini ve baskılara son verilmesini istediğinden dolayı önce istihbarat tarafından yakın takibe alındı, sonra da hapse atıldı ve halen hapiste tutulmaktadır.

Arap Baharı olarak adlandırılan halk hareketlerinin başlaması öncesinde BAE, her ne kadar Arap dünyasının önemli bir aktarma istasyonu olması, Arap dünyasına yönelik yatırım yapan bazı büyük şirketlerin bölgesel merkezlerinin bulunduğu ülke olması, önemli eğlence merkezlerine sahip olması ve aynı zamanda serbest ticarete açık olması sebebiyle çok ziyaret edilen bir ülke idiyse de çok konuşulan bir ülke değildi. Fakat Arap dünyasındaki dikta rejimlerine karşı halk hareketlerinin onu ve beraberinde Suudi Arabistan’ı rahatsız etmesi üzerine bu ikisi Bahreyn’i de yanlarına alarak ortak bir karşıt cephe oluşturup üzerlerine doğru gelen seli durdurmak amacıyla stratejik faaliyetler başlattı. Dikta rejimlerinin devrildiği ülkelerde halkın kazanımlarının geri alınması amacıyla bir fitne savaşı yürütmek için BAE’nin önemli turistik şehri ve aktarma istasyonu olan Dubai’de merkez oluşturdular. Bu merkez başkaldıran halkların kazanımlarının geri alınması için yürütülen fitne savaşlarında oldukça etkili bir rol oynadı.

Arap Baharı olarak isimlendirilen kalkışma sürecinin önünün kesilmesi ve halkların devrimlerinin bastırılması sebebiyle ortaya çıkan durumu birçoklarının komplo teorilerinin malzemesi olarak kullandıklarını ve gerçekte bu ayaklanmaların birer kurgu olduğunu, küresel güçlerin kendi oyunları olduğunu ileri sürdüklerini görüyoruz. Böyle bir iddia zulüm altında ezilen halkların haklı taleplerine karşı çok çirkin bir yakıştırmadır. Söz konusu ayaklanmalar birilerinin kurgusu ve komplosu değil zulüm rejimlerinin sebep olduğu ve tamamen şartların ortaya çıkardığı sosyolojik bir vakıadır. Planlanmış bir olay değildir. Ancak bu halkların karşısına çıkan zulüm güçlerinin planlı oyunları kitlesel başkaldırıların önünü kesmiş ve halkların zulme göğüs gererek kazandıklarını geri almayı başarmıştır. Bunun da sebebi bir tarafta tamamen kendiliğinden meydana gelen sosyolojik bir vakıanın diğer tarafta ise planlı bir savaşın bulunmasıdır. Aslında Suriye’deki direnişin önü, gerek İran – Rusya - Baas ittifakı ve gerekse Arap dünyasındaki dikta rejimleriyle onlara destek veren ABD cephesinin ortak savaşıyla kesilmiş olmasaydı, zulüm rejimlerinin planlı savaşları yine başarılı olamayacaktı ve dikta rejimleri teker teker dökülecekti. Ama maalesef Suriye’deki tıkanma insan selinin diğer zulüm rejimlerinin üzerine doğru akmasını engelledi ve halkların devrimlerine karşı başlatılan fitne savaşları başarılı oldu. İşte bu fitne savaşlarının organize edilmesinde de BAE önemli bir merkez ittihaz edilmiş ve bu ülkedeki çete yönetimi de söz konusu fitne savaşlarını finanse etmiştir.

Mısır’da Hüsni Mübarek diktasının devrilmesinden sonra gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerini Müslüman Kardeşler’in adayı Muhammed Mursi’nin kazanması üzerine onun rakibi Ahmed Şefik, BAE’nin Dubai şehrine yerleşti ve burada Muhammed Mursi’ye karşı fitne hareketi başlatmak amacıyla bir merkez oluşturdu. Bu merkezin organizasyonuyla ve finansmanıyla Mısır’da Baltacı fitnesi adı verilen bir fitne hareketi başlatıldı. Bu fitnede, söz konusu merkezden gönderilen paralarla, işsiz, başıboş kişilerin sokaklara, meydanlara çıkıp gün boyu ortalığı karıştırmaları sağlanıyordu. Kolluk kuvvetleri ise hâlâ eski dikta rejiminin zihniyetine göre hareket ettiğinden bu fitnenin önüne geçmek için hiçbir şey yapmıyordu. Aksine sokaklara çıkanları daha da cesaretlendiriyorlardı. Dubai’deki fitne merkezi bu olayların Muhammed Mursi’yi istifaya zorlayacağını bekliyordu. Ancak Mursi’nin istifa etmemesi ve ortalığın yatışması için şartları oluşturmaya çalışması üzerine General Abdulfettah Sisi darbe gerçekleştirdi. Ancak Sisi’nin darbesinin zeminini oluşturan söz konusu Baltacı fitnesi oldu.

BAE’nin Suudi Arabistan’la dayanışma içinde oluşturduğu fitne merkezi Libya’da da emekli subaylardan Halife Haftar’ın öncülüğünde bir fitne hareketi başlattı. Haftar fitnesi Libya’da istikrarlı bir yapının oluşmasını ve yeni yönetimin oturmasını engelledi. Kaddafi’nin ordusunda görev yapmış askerlerin Haftar’ın örgütünde toplanması sağlandı. Ayrıca civardaki Afrika ülkelerinden bu örgüte paralı militan devşirildi. Böylece Haftar örgütünün ülkeyi ikiye bölmesi sağlandı. Halife Haftar örgütü Trablusgarb’da iki kez darbe teşebbüsünde bulundu ancak ikisi de başarısızlıkla sonuçlandı. Sonra BM’nin ve Avrupa ülkelerinin aracılığıyla veya numaralarıyla Suheyrat Anlaşması adı verilen bir anlaşma imzalandı. Fakat Haftar’ın amacı anlaşmak değil bütün ülkede hâkimiyeti ele geçirmek olduğundan bu anlaşma da ülkeye istikrar ve sükûnet getirmedi. Halife Haftar arkasına taktığı, eski rejim kalıntısı askerler ve paralı militanlar vasıtasıyla ülkeyi karıştırmaya devam ediyor.

BAE’nin Katar’a uygulanan ablukada da önemli rolü olmuştur. Katar’ın ablukaya alınmasının sebebi ise Filistin’deki direnişin siyasi kanadına ve Mısır’daki cunta rejiminden kaçan siyasi liderlere kapılarını açması, dikta rejimlerini eleştirebilen medyaya özgürlük tanıması ve özellikle de Filistin halkına yaptığı insanî yardımdı. ABD, İsrail ve Arap dünyasındaki dikta rejimleri Katar’ın bütün bu konularda sergilediği tavırdan ve özellikle de Türkiye ile iyi ilişki içinde olmasından rahatsız oluyorlardı.

BAE, Yemen’deki iç çatışmada Suudi Arabistan’ın oluşturduğu ve Aden’de Abdurabbih Mansur El-Hadi’nin başkanlığında oluşturulan hükûmeti destekleyen koalisyonun içinde yer aldı. Ancak ilginçtir ki bu hükûmetin kontrolündeki turistik Sokotra adasını ele geçirmek için bu adaya asker gönderdi ve Yemenli görevlileri oradan çıkardı. BAE’nin Sokotra adasına göz dikmesi Aden hükûmetiyle arasının açılmasına neden oldu. Meselenin çözümü için Suudi Arabistan devreye girdi. Sonunda BAE bu adadaki askerlerini çekmeyi kabul etti. Ama bu kez Suudi Arabistan, Sokotra Adası’na ortak olmaya kalkıştı ve güya Yemen askerlerini eğitme iddiasıyla bu adaya asker yerleştirdi. Bu ada üzerindeki oyun aslında Suudi Arabistan ve BAE’nin Yemen’e müdahalesinin tamamen kendi çıkar hesapları için olduğunu bütün açıklığıyla gözler önüne seriyordu.

Siyonist işgal rejimiyle gizli ilişkiler içinde olan BAE, Filistin’e elini sokmak için de mafya çetesi lideri olduğu bilinen ve işgalci siyonistlerle de perde arkasından işler çeviren Muhammed Dahlan’la işbirliği yaptı. Dahlan’ın Filistin’de önemli karanlık işler çevirdiği ve bu amaçla oluşturduğu çeteye de BAE’den kaynak temin ettiği biliniyor.

BAE’nin Somali’yi karıştırmaya kalkışması bu iki ülkenin ilişkilerinin bozulmasına neden oldu. Bunun üzerine BAE de Somali askerlerinin eğitimi konusunda yürüttüğü çalışmaları durdurdu.

BAE aynı zamanda birçok askerî darbenin planlanmasında fiilen yer almıştır. Mısır’daki Sisi darbesinin planlanmasında ve organize edilmesinde BAE önemli bir uzaktan kumanda merkezi olarak kullanılmıştır. Halife Haftar’ın başarısız kalan her iki darbe girişiminde de BAE’nin önemli rolü olmuştur. Türkiye’deki 15 Temmuz darbe teşebbüsünde de BAE’nin işe karıştığına dair haberler Arap dünyasındaki muhtelif haber kaynaklarında yer aldı. Geçtiğimiz ayın başında kamuoyuna yansıyan bazı haberlerde de Tunus’taki hükûmetin devrilmesi için bu ülkede görevden alınan eski İçişleri Bakanı Lütfi İbrahim ile BAE istihbarat yetkililerinin bir araya geldikleri ve darbe planladıkları dile getirildi. BAE’nin bu darbe planının İslâmî çizgideki Nahda Hareketi’ni tamamen sahneden çekilmeye zorlama amaçlı olduğuna dikkat çekildi. BAE’nin bu darbe planının gün yüzüne çıkması Tunus’ta gösterilere neden oldu.