Zalimlerin Suriye’deki Taktikleri

Mayıs 2018, Ribat

Suriye’deki Baas rejimi ve onun saltanatının devam etmesi için destek veren işgal güçleri uzun süreden beri Şam’ın kırsalında bulunan Doğu Guta’yı muhasara altına tutuyor ve zaman zaman şiddetli saldırılar düzenliyorlardı. Bu muhasara ve saldırılar yüzünden bölge ahalisi büyük sıkıntı içine girdi.

Rejimin Doğu Guta’ya yönelik politikası aynen Haleb’e yönelik politikası gibi oldu. Halkı sürekli açlık ve sıkıntı içinde bırakarak teslim olmaya veya bu bölgeyi terk etmeye zorlamak istiyordu. Uzun süren baskılardan sonra Halep’te olduğu gibi Doğu Guta’da da ahalinin tahliye edilmesi üzere anlaşma yapıldı. Bölge ahalisinin önemli bir kısmı buradan muhtelif bölgelere tahliye edildi. Bu tahliye işleminin devam ettiği günlerde henüz direniş güçlerinin kontrolünde bulunan Duma bölgesine ise rejim güçleri tarafından kimyasal bombalarla saldırı düzenlendi.

Saldırıda en az yüz civarında, bazı kaynaklara göre ise 150’ye yakın insan atılan bombalardan yayılan kimyasal gazların tesiriyle hayatını kaybetti. Saldırıda öldürülenlerin nefes yetersizliğinden ve ağızlarından ve burunlarından beyaz köpükler gelerek hayatlarını kaybetmeleri atılan bombaların kimyasal bombalar olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

İğrenç saldırıda kimyasal bombaların kullanıldığının dile getirilmesi üzerine diktatör Beşşar Esed, bozuk plak gibi kimyasal silah iddiasının sürekli tekrar edildiği iddiasında bulundu. Oysa bunun sürekli tekrar edilmesi birilerinin aynı şeyi her keresinde öne çıkarmasından değil zulüm rejiminin kimyasal silahlara sıkça başvurmasından kaynaklanıyordu.

Evet, bu husus Suriye’nin bir gerçeği haline gelmişti. Dikta rejimi ve onun arkasında duran işgal güçleri mazlum halka karşı sık sık kimyasal bombalar kullanıyordu. Uluslararası mekanizma ise onların halka karşı kimyasal silah kullanmasına zaman zaman tepki göstermiş ama önüne geçmek için ciddi bir adım atmamıştı. Hatta BM’nin Beşşar Esed’in elindeki kimyasal silahların imha edilmesine dair bir anlaşma yapmasına rağmen Esed rejiminin bu silahları sorumsuzca kullanmaya devam edebilmesi söz konusu anlaşmanın uygulanması konusunda ciddi anlamda bir adım atılmadığını ortaya koyuyordu. Esed yönetimine bu yüzden herhangi bir baskı yapılmaması ve kimyasal silahlar kullanmasından dolayı cezalandırılmaması onun sürekli rahat hareket etmesine imkân sağlamıştı.

Şimdiye kadar Esed rejiminin Suriye halkına karşı kimyasal silahlar kullanması karşısında ciddi anlamda bir adım atmayan Batı ülkeleri bu kez sessiz kalmayacakları ve Esed’i mutlaka cezalandıracakları mesajları vermeye başladılar. Fakat şu var ki Esed rejimini cezalandıracaklarını söyleyen ülkelerin kendi defterlerinin de temiz olmaması insanların onların tutumlarından olumlu bir sonuç beklemelerini zorlaştırıyordu.

Esed rejiminin Duma’daki katliamından çok kısa bir süre önce de Afganistan’ın Kunduz bölgesinde ABD’nin desteklediği rejimin uçakları, Taliban’ı hedef aldıkları iddiasıyla bir medresenin hafızlık mezuniyet törenini hedef alan ve çoğu hafızlık eğitimini tamamlamış çocuklardan oluşan yüz kişinin ölümüne neden olan saldırılar düzenlemişlerdi. Bu saldırı ve gerçekleştirilen katliam küresel güçlerin gündemini pek meşgul etmedi ve katliamı gerçekleştiren Kabil hükümeti yaptığından dolayı sorguya çekilmedi. Yani Suriye’de Esed rejimini cezalandıracaklarını söyleyenlerin kendi defterleri ve sicilleri de temiz değildi. Kunduz’daki katliamın benzeri nice katliamdan sorumlu idiler.

Bununla birlikte Esed rejimini Duma katliamından dolayı cezalandırmak suretiyle bir propaganda savaşı gerçekleştirmek, kendi imajlarını düzeltmek için kararlı olduklarını ortaya koymak istiyorlardı.

Sonuçta ABD, İngiltere ve Fransa üçlüsü tarafından Beşşar Esed’in bazı askeri hedeflerine yönelik saldırılar düzenlendi. Saldırıyla ilgili olarak Esed rejimine ve onun arkasında duran Rusya’ya önceden bilgi verildiği için Esed güçleri önceden tedbirlerini almışlardı. Dolayısıyla onların askerlerinden herhangi bir can kaybı veya yaralanma olmadı. Sadece bazı noktalarda maddi hasar meydana geldiği açıklandı. Bu maddi hasarın da Baas diktasını ne kadar etkilediği düşündürücü. Çünkü saldırı bir tür danışıklı dövüşe benziyordu.

Ama Batı kulübü böyle bir saldırı düzenlemek suretiyle Esed’in kimyasal katliamı karşısında sessiz kalmadığını ortaya koymuş oluyordu. Onlar için önemli olan diktatör Esed’i cezalandırmak veya ona darbe vurmak yahut onun bundan sonra gerçekleştirebileceği benzer katliamların önüne geçmek değil, kendilerinin böyle bir katliam karşısında susmadıklarını ortaya koymaktı. Bunu da yapmış oldular. Saldırıdan sonra yaptıkları açıklamalarda da kendilerinin görevlerini yerine getirdiklerini, başka bir uygulamaya başvurmayı düşünmediklerini dile getirdiler. Yani Baas rejiminin yeni katliamlar gerçekleştirmesinin önüne geçmek veya onun zulüm uygulamalarına son vermek için herhangi bir başka uygulamaya başvurma gibi bir niyetlerinin olmadığını açık dille ifade ettiler.

Fakat onların bu saldırıları Suriye’deki zulüm rejimine, ona arka çıkan İran’a ve Rusya’ya da bir koz vermiş oldu. Normalde herhangi bir can kaybı söz konusu olmadığı halde İran, ABD, İngiltere ve Fransa üçlüsünün saldırılarını katliam olarak nitelendirdi. Çünkü onlar Suriye rejimini haksızlığa uğramış olarak göstermek ve böylece onun bütün zulümlerinin üstünü bu yolla örtmeye çalışmak istiyorlardı. Bir yandan da diktatör Esed’i böyle bir saldırının hedefi olmasından dolayı hem mağdur hem de kahraman olarak göstermeyi amaçlıyorlardı. İran’ın ve Esed’in sözcülüğünü yapanlar da böyle bir saldırıyı, Baas zulmüne karşı çıkanları “ABD yanlısı” olarak göstermek için gerekçe olarak kullanmak amacıyla harekete geçtiler. Baas zulmüne karşı çıkanların ABD zulmünün de karşısında olduklarını açıkça dile getirmeleri onlar için önemli değildi. Onlara göre, ABD’nin ve onunla birlikte hareket eden iki ülkenin Esed’in askerî hedeflerine saldırması Esed zulmüne karşı tavır alanları Amerikancı ilan etmek için yeterli bir gerekçeydi. Üstelik böyle bir saldırı Esed’in vahşi katliamlarının üstünü örtmede de kullanılabilirdi ve bunu yapmak için de fırsatı değerlendirmekten geri durmadılar.

Ama saldırının amacı Baas zulmüne son vermek, katliamları durdurması için ona baskı uygulamak olmadığı için bu konuda onun tutumunu etkilemedi. Diktatör Esed, daha sonra saldırılarına ve katliamlarına aynen devam etti. Hatta bu kez kendini biraz daha rahat hissedebiliyordu. Çünkü küresel emperyalizmin Batı kulübü göstermelik saldırısını yapmış, görevini tamamlamıştı. Esed’in yeni saldırıları karşısında herhangi bir şey yapmaya niyetinin olmadığını da açık bir şekilde söylemişti. Dolayısıyla Esed ve onun arkasında duran işgal güçleri, artık yeni saldırılarına karşı ciddi anlamda bir tepki olmayacağından emin bir şekilde hareket edebilirlerdi. Bu konuda kendilerini rahat hissettikleri için de Doğu Guta’nın tahliye edilmesinden sonra muhaliflerin ellerinde kalan tek stratejik kale durumundaki İdlib’e yönelik saldırılarını yoğunlaştırmaya niyetlendiklerinin işaretlerini vermeye başladılar.

ABD, İngiltere, Fransa üçlüsünün Esed’in bazı askerî hedeflerine yönelik göstermelik saldırısından sonra Suudi Arabistan’ın Zahran şehrinde 29. zirvesini gerçekleştiren Arap Birliği teşkilatı da saldırıya destek verdiğini bildirerek Esed’in bu saldırıdan ders çıkarması gerektiğini dile getirdi. Kendileri Esed zulmünün sona erdirilmesi, direnişin bileğinin güçlendirilmesi konusunda hiçbir şey yapmayan Arap Birliği teşkilatı üyelerinin söz konusu saldırıya destek vermeleri de sadece Amerikan şakşakçılığından başka bir şey değildi. Ayrıca saldırıya destek açıklamasının Zahran’daki zirvenin kapanış bildirisine yansıması Arap Birliği teşkilatına üye ülkelerin tümünün ABD öncülüğünde düzenlenen saldırıya destek vermesi anlamına gelmiyordu. Lübnan ve Cezayir başta olmak üzere bazı ülkelerin resmî açıklamalarında da saldırıya tepki gösterilmişti. Bu ülkeler de bir Arap ülkesine bu şekilde dışarıdan saldırı düzenlenmesine karşı olduklarını dile getirdiler. Ama aynı ülkeler İran ve Rusya’nın Suriye’ye müdahale ederek halkını perişan etmesi karşısında herhangi bir tavır ortaya koyma ihtiyacı duymamışlardı.

Bazı kaynaklar, saldırı planının tartışıldığı sırada yaptıkları yorumlarda Rusya’nın bu saldırılara sessiz kalmayacağı ve ABD’nin saldırısının bölgede ciddi bir krize neden olacağı iddiasında bulunmuşlardı. Ancak her ne kadar göstermelik bazı tepkiler olduysa da tahmin edildiği gibi bir kriz yaşanmadı. Çünkü saldırının Baas diktasına ağır bir darbe vurma gibi bir amacı yoktu. Diğer yandan Rusya her ne kadar Suriye’deki çıkarları icabı bu ülkedeki olaylara doğrudan müdahale ediyorsa da göstermelik bir cezalandırma taktiğinden dolayı ABD ile karşı karşıya gelme riskini göze alacak değildi.

Bunun yanı sıra işin gerçeğinde Suriye konusunda emperyalizmin Batı kulübüyle Doğu kulübünün hesapları örtüşmektedir. Bunların hiçbiri Suriye’deki dikta rejiminin devrilmesini ve ülke halkının özgür iradesinin siyasi yapıya yansımasını istemiyor. Çünkü Suriye halkının direnişinin zaferle sonuçlanması her iki tarafı da korkutuyor ve her iki tarafın da hesapları açısından ciddi tehlike oluşturuyordu. Çünkü Suriye halkının direnişinin zaferi dikta rejimlerini istemeyen diğer halklara da cesaret verecekti. Bunun yanı sıra fitne savaşlarıyla halkların kazanımlarının geri alındığı veya alınmaya çalışıldığı ülkelerdeki darbecilerin hesaplarını da karıştıracaktı. O yüzden küresel emperyalizmin bütün kulüpleri ve onların güdümündeki bölgesel güçlerin hepsi Suriye direnişinin önünü tıkamak ve Esed rejiminin önünü açmak için benzer taktiklere başvurmuşlardır. Fakat bunların bazıları kara adam bazıları da beyaz adam rolü oynamayı tercih etmiştir. Çünkü oyun böyle iki farklı rolle sahneye çıkılmasını gerektiriyordu. Esed’in Duma’daki kimyasal katliamından sonra gerçekleştirilen operasyon da işte bu rolün bir gereğiydi. Oynanan oyunlardan ve başvurulan taktiklerden en çok zarar gören ise hep Suriye halkı olmuştur.