Afrin Zaferi

Nisan 2018, Ribat

ABD, IŞİD’e karşı savaştığı iddiasına dayanarak PKK’nın Suriye kanadı durumundaki PYD-YPG terör örgütüne büyük miktarlarda silah verdi. Bizim daha önce de değişik vesilelerle gündeme getirdiğimiz üzere IŞİD aslında Suriye direnişini arkadan vurmak amacıyla desteklenen bir örgüttür. Bu örgütün ilk şekli olan ve 2003’te ortaya çıkan Irak İslam Devleti (IİD) adlı örgüt de Irak’taki ABD işgaline karşı verilen mücadelenin arkadan vurulması, bu mücadelenin imaj ve itibarının sarsılması için kurdurulmuştu. Irak’taki ABD ve İran işgalinin oturmasında ve işgale karşı sürdürülen mücadelenin etkisiz hale getirilmesinde bu örgütten büyük ölçüde istifade edildi.

Suriye’de Baas rejimine karşı halk ayaklanmasının başlamasından sonra da söz konusu ihanet çetesi adını Irak – Şam İslâm Devleti (IŞİD) şeklinde değiştirerek Suriye’deki olaylara müdahale etmeye başladı. DAİŞ şeklindeki kısaltma da aynı ismin Arapçasının kısaltmasıdır. Dolayısıyla IŞİD veya DAİŞ diye okunmasının bir farkı yoktur. Bilindiği üzere bu ihanet çetesi daha sonra ismindeki “Irak – Şam” kelimelerini kaldırarak kendini sadece “İslâm Devleti” olarak isimlendirmeye başladı. Ondan sonra Arap medyası da örgütü Tanzimu’d-Devle (Devlet Örgütü) şeklinde isimlendirmeye başladı.

Bu örgüt küresel emperyalizmin hem Irak’taki işgale hem de Suriye’deki zulme karşı verilen mücadeleye çok sinsi ve hain bir şekilde darbe vurmak amacıyla kullandığı karanlık bir örgüttür.

Bu örgüt Suriye’deki direnişe ihanette adeta bir şeytan gibi kullanılmıştır. Kendisi dışındaki bütün İslâmî oluşumları ve Müslüman toplulukları tekfir ettiğinden ve onları mürted olarak gördüğünden, aynı zamanda “mürtede karşı savaş gayri müslim topluluklara karşı savaştan önce gelir” iddiasını kullandığından Suriye’de direniş gruplarına karşı savaşarak, onlar Baas rejimine karşı mücadele ederken arkadan vurmuştur. Bu örgütün Baas rejimine karşı savaşının tek amacı ise direniş gruplarına karşı savaşarak onlardan aldığı bölgeleri Baas rejimine teslim etmekti. Görünüşte bu toprakları koruma iddiasıyla küçük çaplı direniş gösterdi. Ama bu direniş olayın kamufle edilmesi amaçlıydı. Çünkü direniş gruplarından aldığı bölgelerin birçoğunu zaman içinde Baas güçlerine teslim etti. Eğer ki gerçekten buraları koruma niyeti olsaydı en azından rejim güçlerine ciddi kayıplar verdirmesi gerekirdi. Rejim güçlerine kayıp verdirmek yerine kendisinin saflarında, gerçekte imha etmek amacıyla topladığı gençlerin büyük kayıplar vermesine neden oldu. Çünkü dediğimiz gibi örgüt bu gençleri direniş güçlerine karşı savaştırmak, zulüm güçleri karşısında da imha etmek amacıyla Irak ve Suriye’ye çekmişti. Çünkü küresel emperyalizm gerek Afganistan’da savaşan ve gerekse birtakım radikal söylemlere sahip ama İslâmî bilinç konusunda zayıf durumdaki gençlerin bir şekilde imha edilmesini istiyordu. Irak ve Suriye’de IŞİD adlı ihanet çetesinden de bu amaçla yararlanmıştır.

İşte bu ihanet çetesi sözünü ettiğimiz oyunu Suriye’nin kuzeyinde de PKK’nın uzantısı durumundaki PYD-YPG ile oynadı. Hem saflarına topladığı ve harici söylemlerden kolay etkilenebilen, heyecanlı gençlerin imha edilmesi hem de bazı stratejik bölgelerin direniş gruplarından alınıp PYD-YPG örgütüne teslim edilmesi için IŞİD devreye sokuldu.

Oyunun bir başka önemli boyutunu da işte bu ihanet çetesinin gerekçe gösterilerek tehlikeli bir terör örgütü durumundaki PKK’nın Suriye yapılanmasının silahlandırılması oluşturmaktadır. Bu örgütün IŞİD’le savaşı sadece bir oyundan ibarettir ve bu oyunun kurallarını koyan da küresel emperyalizm ve onun başını çeken ABD’dir. ABD’nin asıl amacı ise IŞİD ile PYD-YPG militanları arasındaki göstermelik savaşın bahane edilerek PKK’nın silahlandırılmasıdır.

PKK adlı terör örgütünün kime karşı silahlandırıldığını tahmin etmek zor değildir. Çünkü bu örgütün savaşı gerçekte IŞİD’e veya bir başka örgüte karşı değil Türkiye’ye karşıdır. Dediğimiz gibi IŞİD’e karşı savaşı sadece senaryo gereğidir ve örgütün silahlandırılması için bir gerekçe olarak kullanılmıştır. Bu silahların asıl hedefine konan taraf ise Türkiye’dir. Bundan dolayı ABD’nin bu terör örgütünü silahlandırmasının amacı Türkiye’ye karşı bir savaştır.

ABD’nin verdiği silahlardan yararlanarak ve IŞİD’le senaryo gereği bir göstermelik savaş yürütüp Suriye’nin kuzeyinde sözde bir özerk yönetim oluşturan PKK’nın şişirilmesinin ve güçlendirilmesinin amacı bu örgütün devlet haline gelmesini sağlamak ve Türkiye’ye karşı bölgede ciddi bir tehdit ortaya çıkarılmasıydı. Türkiye işte bu oyunun farkında olduğu için söz konusu terör örgütünün bölgede yapılanmasına ve devletleşmesine fırsat vermek istemedi. Bu yüzden örgütün en güçlü bir şekilde yapılandığı Afrin merkezini ele geçirmek amacıyla operasyon başlattı.

Bazılarına göre Türkiye’nin böyle bir operasyon başlatması çok tehlikeli bir maceraya girmesi anlamına geliyordu. Çünkü PKK’yı ciddi şekilde silahlandıran ABD’nin böyle bir operasyon karşısında örgütü yalnız bırakmayacağı ve Türkiye’yi sıkıştıracağı düşünülüyordu. Tehlikenin önemli bir boyutunu da örgütün kullandığı yöntemlerde herhangi bir savaş ahlâkına sahip olmaması oluşturuyordu. Türkiye askerlerinin geçeceği bütün bölgelere patlayıcı döşemesi, bütün binalara tuzak kurması ve askerlerin ciddi şekilde kayıp vermesi tehlikesi vardı.

Ayrıca kendilerine birtakım ideolojik dayanaklar bulan bazı yabancı militanlar da PKK militanlarının yanında savaşmak amacıyla bölgeye gelmişlerdi.

Ama bu örgütün söz konusu bölgede yapılanması, ABD’nin de örgütü silahlandırmaya devam etmesi hepsinden daha büyük bir risk oluşturuyordu. Dolayısıyla asıl büyük riskin ve tehlikenin bertaraf edilmesi için PKK’nın savaş ahlâkına sahip olmamasından kaynaklanan risklerin göğüslenmesini gerektiriyordu.

Savaşın önemli bir boyutunu da sivillere zarar vermeme konusu oluşturuyordu. PKK için sivillerin kayıp vermesi önemli bir şey değildi. Dolayısıyla sivilleri hatta çocukları bile kalkan olarak kullanması ihtimali vardı ve nitekim çatışmalar esnasında da bu görüldü. Ama Türkiye askerinin her şeye rağmen sivillere zarar vermemek için azami dikkat göstermesi gerekiyordu.

Türkiye askeri eğer ki siviller konusunda azami hassasiyet gösterme ihtiyacı duymasaydı PKK militanlarını çok daha kısa bir süre içinde kıskaca alabilirdi. Ama siviller konusunda hassasiyet gösterilmesinin bir zaruret olmasından dolayı operasyon biraz zaman aldı. Her şeye rağmen iki aya yakın bir süre devam eden harekâtın ardından PKK militanları açısından stratejik önem arzeden Afrin’in merkezi tamamen ele geçirildi.

Operasyonda askerin kaybının fazla olmaması ve sivillere zarar verilmemesi için yavaş bir tempoda ama oldukça dikkatli bir şekilde ilerleme gerçekleştirildi.

Bu operasyonda PKK’nın kaybetmesi aynı zamanda onun arkasında duran küresel emperyalizmin ve özellikle ABD’nin de kaybetmesi anlamına gelmektedir. Görünüşte teröre karşı savaştığını iddia eden ABD, Türkiye’ye karşı savaş halinde olan bir terör örgütüne sınırsız destek vermekten çekinmedi. Ama her ne kadar bu örgüte silah yönünden büyük destek verdiyse de askerleriyle onunla aynı safta savaşma cesareti gösteremedi. Türkiye’yi savaştan vazgeçirmek için bazı oyunlara başvurdu ama Türkiye oyunun arkasında duran hesapları çok iyi gördüğünden bu konudaki ikna çalışmalarına itibar etmedi, terör örgütünün tuzağını dağıtmak için ilerlemekte ısrarlı davrandı.

Bir ara Suriye’deki Baas rejiminin devreye sokulması için bir taktiğe başvurulması planlandı. Bu taktiğe göre PKK militanları bölgeden çekilecek, bölgeyi Baas güçlerine teslim edeceklerdi ve böylece Türkiye’nin savaşı sürdürmesinin gerekçesi ortadan kaldırılmış olacaktı. Ama Türkiye PKK militanlarının izini sürme konusundaki kararlılığından vazgeçmeyeceğini ortaya koyunca Baas rejimi de onların alanlarına girme cesareti gösteremedi ve taktiğini uygulamaya geçirmekten vazgeçti.

Bütün bu oyunlar karşısında verilen mücadele sonunda Afrin’de elde edilen zafer emperyalizmin PKK terör örgütüyle yaptığı işbirliğine karşı gerçekleştirilmiş önemli bir zaferdir. Ama emperyalizm bu terör örgütünün tamamen etkisiz hale getirilmesini istemiyor. Onun Türkiye’ye karşı bir tehdit aracı olarak kullanılmak üzere varlığını sürdürmesini istiyor. O yüzden Türkiye’nin Afrin’i terör güçlerinden temizledikten sonra izleyeceği politika önemlidir. Türkiye’nin başına yıllardan beri bir sarmal olarak sarılan ve Kürt halkına sahip çıktığını ileri sürerken en büyük zararı Kürt halkına veren bu örgütten kaynaklanan tehlikenin ortadan kalkmadığı bilinmektedir.

Her ne kadar PYD-YPG’nin artık IŞİD’le herhangi bir savaşı olmasa da ABD terör örgütünü silahla beslemeye devam edecektir. Çünkü dediğimiz gibi bu silahlar gerçekte IŞİD’e karşı değil Türkiye’ye karşı verilmiştir ve ABD’nin bu örgüt üzerinden oynadığı asıl oyun da Türkiye’ye karşıdır. Bununla birlikte örgütün, Afrin operasyonunda verdiği ciddi kayıplarla önemli bir yara aldığı da bir gerçektir. Bu yara onu ciddi şekilde sarsmıştır ve toparlanmakta zorluk çekecektir. İşte bu sarsıntıdan sonra onun toparlanmasına fırsat verilmemesi için kararlı mücadelenin sürdürülmesine ihtiyaç var.