İslâm Dünyasındaki Gelişmeler

Ocak 2018, Davet Mektebi

ABD’nin Kudüs’le İlgili Kararı

Aralık 2017 içinde İslam dünyasında en büyük çalkantılara neden olan hadise ABD Başkanı Donald Trump’ın, Kudüs’ü siyonist işgal rejiminin başkenti olarak tanıyan ve ABD’nin Tel Aviv’deki büyükelçiliğinin bu şehre taşınmasını isteyen yasayı uygulamaya geçirme kararı alması oldu. Trump 6 Aralık 2017 Çarşamba akşamı imzaladığı kararla Amerikan parlamentosundan 1995 yılında çıkarılmış olan ancak uygulamaya geçirilmesi güvenlik gerekçesiyle sürekli ertelenen yasanın artık uygulamaya geçirilmesini isteyerek, Kudüs’ü İsrail’in resmi başkenti olarak tanıdığını ve büyükelçiliğin taşınması için hazırlıkların yapılması talimatı verdiğini ilan etti. Trump daha sonra imzaladığı bir kararla büyükelçiliğin nakli için hazırlıkların yeterli olmaması gerekçesiyle bu işlemin altı aylık bir süre için ertelenmesini kabul etti. Ancak Kudüs’ün işgal rejiminin başkenti olarak tanınmasını onaylamış oluyordu.

Trump’ın bu kararı Filistin başta olmak üzere bütün İslâm âleminde hatta tüm dünyada tepkilere neden oldu. Kararın protestosu için dünyanın değişik şehirlerinde protesto gösterileri düzenlendi. Filistin’de işgal rejiminin Kudüs’le ilgili politikalarının reddi amacıyla eylemler ve gösteriler düzenlendi.

Kararın açıklanmasından kısa bir süre sonra İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT)’nın dönem başkanı Türkiye’nin çağrısıyla bu teşkilat tarafından İstanbul’da Kudüs konulu olağanüstü bir zirve gerçekleştirildi. Zirvede Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olarak tanınması kararlaştırıldı.

İstanbul’daki toplantının ardından ABD’nin kararının geçersiz sayılması ve Kudüs konusunda BM Güvenlik Konseyi’nin 1980’de çıkarmış olduğu 478 sayılı kararının geçerli sayılması için Mısır tarafından BM Güvenlik Konseyi’ne bir karar tasarısı sunuldu. Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinden olan ABD’nin oyunun veto hükmünde sayılmasından ve ABD’nin böyle bir tasarıyı onaylamayacağının çok açık olmasından dolayı tasarının Güvenlik Konseyi’nden geçmeyeceği tahmin ediliyordu ve öyle oldu. Fakat işin gerçeğinde bu tasarı 1980’de çıkarılmış 478 sayılı Güvenlik Konseyi kararına fazla bir şey katmıyordu ve zaten Kudüs’le ilgili diplomatik girişimlerde bu kararın esas alınmasını istiyordu. Bu da gösteriyor ki mesele aslında Kudüs’le ilgili yeni bir kararın çıkarılamamasından değil çıkarılmış olanların uygulanmamasından kaynaklanıyor. Örneğin 478 sayılı bir karar çıkarılmış. Onun uygulanmaması sebebiyle bugün yeni bir karar tasarısının BMGK’ye sunulmasına ihtiyaç duyuluyor. Böyle devam etmesi durumunda yarın da bu kararın uygulanmasını ve Kudüs’le ilgili diplomatik girişimlerde bu kararın esas alınmasını isteyen yeni bir karar çıkarılması gerekecek ve bu silsile devam edip gidecek ama gerçekte Kudüs’ü tehdit eden girişimler karşısında yine bir şey yapılmış olmayacak. Bu da BM’ye yön veren zihniyetin siyonist işgalcilik ve saldırganlık karşısında aktif olmamasından kaynaklanmaktadır.

Mısır’ın sunduğu tasarının ABD tarafından veto edilmesinden sonra Türkiye’nin öncülüğünde ve İİT üyesi bazı İslam ülkelerinin girişimiyle aynı tasarının BM Genel Kurulu’nun onayına sunulması istendi. Normalde BM Genel Kurulu’nun kararları herhangi bir yaptırımı gerektirmediğinden, kabul edilmesinin ABD’yi Kudüs’le ilgili kararından vazgeçmeye zorlaması imkânı yoktu. Ayrıca ABD vetosu Genel Kurul’da geçerli olmadığı için çoğunluğun onaylaması ve kararın kabul edilmesi ihtimali yüksekti.

Genel Kurul kararlarının ABD için bağlayıcı olmasının söz konusu olmamasına rağmen yine de ABD kendisine karşı bir karar çıkarılmasını istemiyordu. O yüzden küresel eşkıyalığa başvurma ve sopasını gösterme ihtiyacı duydu. Önce BM’deki Daimi Temsilcisi Nikki Haley vasıtasıyla BM üyesi ülkelerin temsilcilerine tehdit yazıları gönderildi. Arkasından bu tehdit açıktan yapıldı ve karar lehinde oy kullanan ülkelere ABD’nin yardımı keseceği ifade edildi.

Trump yönetiminin bütün tehditlerine rağmen yine de karar Genel Kurul’da 128 ülkenin olumlu oy vermesiyle kabul edildi. Sadece 9 ülke red oyu kullandı. Onların da ikisi ABD ve İsrail, diğer yedisi ise kuyruk ülkelerdi. Buna rağmen ABD’nin tehditlerinin hiç de sonuç vermediği söylenemez. Çünkü 35 ülke çekimser oy kullandı. Bu ülkelerin çekimser oy kullanmasında ABD’nin tehditlerinden çekinmelerinin önemli rolü vardı. Ayrıca bazı ülkeler de yine ABD’nin tehditlerinden çekinmeleri sebebiyle hiç oylamaya katılmamayı tercih ettiler. Normalde karar lehinde çıkan oyların sayısının daha fazla olması bekleniyordu.

Trump kabadayılığının kısmen sonuç vermesine rağmen yine Türkiye’nin öncülüğünde BM’de Kudüs lehine yapılan girişimin basite alınamayacak bir destek görmesi ABD’ye vurulan bir tokat gibiydi. ABD’den en fazla yardım alan ülkelerin birçoklarının karar lehinde oy kullanmaları da Trump’ın yardımları kesme tehdidinin bu ülkeler üzerinde etkili olamadığını göstermesi açısından dikkat çekicidir. Çünkü ABD her ne kadar böyle bir tehditte bulunsa da bu ülkeler, bu yardımların nüfuz amaçlı olduğunu ve ABD yönetiminin nüfuzunu devam ettirmek için bu yardımları sürdürmeye ihtiyacının olduğunu biliyorlardı.

Kudüs’ün Trump tarafından İsrail’in başkenti kabul edilmesi meselesinin BM süreci öncesini Vuslat dergisinin Ocak 2018 sayısı için yazdığımız dosyada ayrıntılı bir şekilde ele almaya çalıştık. O yüzden burada BM süreci öncesi hakkında sadece özet bilgiler vermekle yetindik. Vuslat için yazdığımız dosyayı derginin yayınlanmasından sonra kişisel web sitemizden (www.vahdet.info.tr) okumanız mümkündür. Ayrıca Mescidi Aksa külliyesini slaytlarla ayrıntılı bir şekilde tanıtan dosyamızı da http://www.vahdet.info.tr/slayt/appt.rar linkinden bilgisayarlarınıza indirmeniz mümkündür.

Mahmud Abbas Gazze’yi Sıkıştırmaktan Vazgeçmiyor

Gazze’deki hükümet kurumlarının Ramallah’ta oluşturulmuş olan uzlaşı hükümetine devredilmesi için gerekli bütün işlemler yapıldı ve söz konusu hükümet Gazze’deki resmi kurumların birçoğunda kontrolü devraldı. Ama sorumluluğunu yerine getirmeme konusundaki ısrarını sürdürüyor. Bu politikadan dolayı Mahmud Abbas yönetiminin Gazze’ye yönelik yaptırımları da devam ediyor. Bu yüzden geçtiğimiz ay Gazze’deki hastaneler hastalara yemek veremediklerini açıkladılar. Hastane yetkilileri tarafından yapılan açıklamada uzlaşı hükümetinin Maliye Bakanlığı’na defalarca müracaat etmelerine rağmen hastaların yemek paralarının karşılanması için herhangi bir tahsisatta bulunulmadığını, bu yüzden yemek çıkaran şirketlerin paralarını ödeyemediklerini şirketlerin de artık yemek vermemeye başladıklarını dile getirdiler. Mahmud Abbas yönetimi uzlaşma anlaşmasının gereği gibi uygulanmasını zorlaştırmak için elinden gelen her şeyi yapıyor.

Arap Dünyasının Mafya Çetesi: BAE

Arap dünyasında ABD’nin mafya çetesi görevi gören Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’nin Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’in, Osmanlı’nın Medine müdafii Fahrettin Paşa’nın kutsal emanetleri yağmaladığını iddia eden bir twitter mesajını kendi hesabında retweet etmesi tepkilere neden oldu. Fahreddin Paşa’nın Medine’yi İngilizlere karşı kararlılıkla savunduğu ve kutsal emanetleri de İngilizlerin eline geçmemesi için İstanbul’a getirttiği biliniyor. Fakat günümüzde küresel emperyalizmle işbirliği içinde hareket ederek Müslümanların davalarına ihanet edenler tarihi gerçekleri çarpıtarak ümmet için büyük fedakârlıklar göstermiş önderleri mahkûm etmeye çalışıyorlar.

Sina’da Cami Katliamı

Mısır'ın Sina yarımadasında Ariş şehrinin yakınında yer alan Bi'ru'l-Abd kasabasında bulunan Ravda Camisi'ne 24 Kasım 2017 Cuma günü Cuma namazı çıkışında korkunç bir saldırı düzenlendi. Saldırıda önce caminin içine bomba atıldığı cemaatin telaşlanması üzerine de caminin etrafını saran araçlardan otomatik silahlarla ateş edildiği ifade edildi. Saldırıda en son verilen rakamlara göre 370 kişi hayatını kaybetti. Yaklaşık yüz kişi de yaralandı. Mısır’daki Sisi cuntası saldırıdan IŞİD’in Sina’daki yapılanmasını sorumlu tuttu. Ancak çok sıkı bir denetlemenin olduğu Sina bölgesinde, saldırıyı gerçekleştiren militanların otomatik silahlarla donatılmış yaklaşık on araçla olay yerine nasıl girebildikleri ve yaklaşık 45 dakika süreyle insanları otomatik silahlarla tarama fırsatını nasıl bulabildikleri sonra da nasıl rahatça kaçabildikleri soruları zihinlerde çeşitli tereddütlerin hâsıl olmasına neden oldu. Bazı yorumcular böyle bir saldırıda cuntanın ihmallerinin önemli payının olduğuna dikkat çektiler. Öyleyse cunta neden ihmal etti? Medya tarafından cami cemaatinin cunta hükümetini destekleyenlerden oluştuğu iddiasında bulunulması ise tamamen çarpıtma ve cuntanın kirli yüzünü örtme amacına yönelik bir taktiktir.

Ali Abdullah Salih’in Müttefikleri Tarafından Öldürülmesi

Yemen’in eski diktatörü Ali Abdullah Salih, saltanatının son bulmasından sonra kendileriyle işbirliği içine girdiği Husi militanları yani kendi müttefikleri tarafından 3 Aralık 2017 Pazar günü feci bir şekilde öldürüldü.

Ali Abdullah Salih, ilişkilerini saltanatı ve çıkarları doğrultusunda şekillendiren son derece pragmatist biri olarak öne çıkmıştı. Bu özelliğinden dolayı daha önce kendilerine karşı savaştığı Husi örgütüyle, ülkede iktidarı kaybetmesinden sonra işbirliği yaptı. Fakat geçtiğimiz Ekim ayında, Suudi Arabistan’la perde arkasından işbirliği içine girerek Husi örgütüne karşı açıktan tavır almaya ve onu sert bir dille eleştirmeye başlamıştı. Onun bu tutumu Husi örgütünü rahatsız ediyordu ve tepki açıklamaları yapıyorlardı. Sonra aralarındaki krizin çözülmesi için bazıları arabuluculuk etmeye çalıştılar. Ama Ali Abdullah Salih, Suudi Arabistan’la ilişkilerini güçlendirerek Yemen halkını Husi örgütüne karşı intifadaya yani ayaklanmaya çağırdı. Bu çağrısının hemen ardından Sana’dan doğum yeri olan Sanhan’a geçmeye çalıştığı sırada Husiler tarafından konvoyunun önü kesildi ve Husi militanlar Salih’i roketlerle feci bir şekilde öldürdüler. Olayda Salih’in bazı ileri gelen komutanlarının da öldürüldüğü haber verildi.

Suudi Arabistan'dan Yemen'e Ambargoyu Hafifletmesi Talepleri

Suudi Arabistan, Yemen’deki savaşta etkili olabilmek ve kendince Husileri sıkıştırmak için Yemen’e ambargo uyguluyor. Ancak bu ambargodan birinci derecede ülkenin sivil halkı etkileniyor. Ambargo yüzünden halk arasında gittikçe açlık ve hastalıklar yaygınlaşıyor. BM tarafından Suudi Arabistan’a ambargoyu hafifletmesi için çağrıda bulunuldu. Ancak Suudi Arabistan tutumunu değiştirmedi.

Suriye Konusunda Cenevre Görüşmeleri Sonuçsuz

Suriye’de Baas rejiminin ve işgal güçlerinin saldırıları bir yandan devam ederken bir yandan da siyasi görüşmeler yapılıyor. Cenevre’de geçtiğimiz Kasım ayının sonuna doğru başlatılan ve Aralık ayında da devam eden, BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın arabuluculuk ettiği dolaylı görüşmelerle gerçekleştirilen sekizinci turdan bir sonuç çıkmadı. Görüşmelerin sonuçsuz kalması rejim tarafının geçiş sürecinde Esed iktidarının devam etmesi konusunda ısrarlı davranmasından kaynaklandı.

Körfez İşbirliği Zirvesi

Körfez İşbirliği Teşkilatı’nın bu yılki olağan zirvesi 5-6 Aralık 2017 tarihlerinde yani belirlenen tarihte, herhangi bir ertelemeye gidilmeden, Kuveyt’te gerçekleştirildi. Bu zirve, Suudi Arabistan’ın liderliğindeki dört Arap ülkesinin Katar’a abluka başlatmasından sonraki ilk zirve niteliği taşıyordu. O yüzden ablukacı ülkelerden bazıları Katar’ın katılmasına itiraz ediyordu. Ev sahipliğini yapacak olan Kuveyt ise Katar’ı toplantıya davet etti. Bundan dolayı zirvenin vaktinde yapılmaması ve ertelenmesi ihtimali vardı. Ancak Bahreyn’in Katar’ın katılacağı bir toplantıya kendisinin katılmayacağını söylemesine rağmen zirve yine önceden belirlenen tarihte gerçekleşti. Çünkü Bahreyn’in itirazı boşunaydı ve onun çizgisini Suudi Arabistan’ın tutumu belirliyordu. Suudi Arabistan’ın Katar’ın katılmasına itiraz etmemesi üzerine Bahreyn de tükürdüğünü yalamak ve Suudi Arabistan’ın yanında zirveye katılmak zorunda kaldı.

Kuveyt Emiri zirvede Katar’a abluka meselesinin ana konu olarak ele alınacağını ve bu konuda bir ilerleme sağlanması için çaba sarf edeceğini açıklamıştı. Ancak yapılan görüşmelerde ablukanın kaldırılması veya hafifletilmesi, uzlaşma için doğrudan görüşmelerin başlatılması konusunda herhangi bir ilerleme kaydedilemedi. Ablukacı ülkeler Katar’ın önüne koydukları şartlarından da herhangi bir taviz vermediler.