Katar ve Türkiye’nin Afrika çıkarması

28-29 Aralık 2017 Perşembe-Cuma, Yeni Akit

Suudi Arabistan’ın liderliğindeki dört Arap ülkesi Katar’a abluka uygulamaya başladıklarında bu ablukanın daha çok ülke tarafından uygulanmasını ve etkili olmasını sağlamak aynı zamanda kendilerinin kararlarının sadece kendi ülkelerinde kalmadığını geniş bir alanda kabul gördüğünü ortaya koyabilmek için Afrika ülkelerini sıkıştırmışlardı. Onların da Katar’a abluka uygulamalarını istiyorlardı. Hatta bu ablukaya Afrika’dan birçok ülkenin destek verdiğini iddia ederek yalan da uydurmuşlardı. Ancak söyledikleri gibi olmadı ve Suudi Arabistan’ın şantajlarından çekinen bazı ufak ülkeler dışında kimse ablukaya destek vermedi. Tıpkı BM Güvenlik Konseyi’nde veto edilen kararın BM Genel Kurulu’na getirilmesi sebebiyle Trump yönetiminin yaptığı şantajlardan elde ettiği sonuç gibi. ABD tabii küresel bir emperyalist güç olduğu için onun şantajları biraz daha geniş alanda etkili oldu ama dünya ülkelerinin büyük çoğunluğu da onun karşısında durarak Trump’ın şantajlarından korkmadıklarını ortaya koymaya çalıştılar. Bu, ABD’nin baskı gücünün artık ciddi şekilde zayıfladığını göstermesi açısından önemli bir gelişmeydi.

Suudi Arabistan liderliğindeki dört ablukacı Arap ülkesinin şantajları ise çok daha dar alanda etkili oldu ve zaman içinde ablukaya destek verdiklerini söyleyen ülkelerin de birçoğu tutumlarını değiştirdi, Katar’la ekonomik ve siyasi ilişkilerini devam ettirdiler.

Geçen Haziran ayında Suud rejimi tarafından sıkıştırılan bu Afrika ülkelerinden bazılarına Katar Emiri Temim bin Hamd Âl-i Halife geçtiğimiz günlerde ziyaretler düzenledi. Temim bin Hamd’ın bu ziyaretleri Senegal, Mali, Burkina Faso, Gine, Fildişi Sahili ve Gana’yı kapsıyordu. Bunların hepsi de Batı Afrika ülkelerinden olduğu için Temim bin Hamd’ın ziyaretleri tam anlamıyla bir Batı Afrika çıkarması niteliği taşıyordu. Katar Emiri ziyaretleri esnasında söz konusu ülkelerle ekonomik ve siyasi ilişkilerini güçlendirmek, yeni bağlantılar kurmak ve akitler gerçekleştirmek için görüşmeler yaptı. Yapılan yorumlarda Katar Emiri’nin ziyaretlerinin oldukça verimli ve faydalı geçtiği ifade edildi. Dolayısıyla ziyaretler Suud diktatörlüğünün Katar etrafında oluşturduğu abluka duvarını aşmak için önemli bir atak niteliği taşıyordu.

Katar Emiri’nin söz konusu ziyaretinin hemen arkasından Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan’ın üç Afrika ülkesini yani Sudan, Çad ve Tunus’u kapsayan bir Afrika çıkarması oldu. Bu ziyaretler tabii ki çok daha önemli bir stratejik ataktı. Türkiye’nin bu ülkelerle ilişkilerini güçlendirmesi ve yeni bağlantılar kurması Afrika’nın geneliyle ilişkilerini geliştirmesi açısından da önem taşımaktadır.

Sudan, geçmiş dönemlerde Türkiye tarafından büyük ölçüde ihmal edilmişti. Ancak yaklaşık on beş yıldır bu ülkeyle ilişkilerin geliştirilmesi ve buraya yatırım yapılması için önemli adımlar atıldı. Sudan’ı ben 1989 yılında ilk kez ziyaret ettiğimde Türkiye’den bir tek kişiye rastlamamıştım. Ama birkaç yıl önce Uluslararası Kudüs Müessesesi’nin Hartum’da düzenlenen Genel Kurul toplantısına katılmak amacıyla ziyaret ettiğimde bu toplantıyı izlemek için gelen Türkiyeli birçok kişiyle görüştüm. Hepsi de Hartum’da iş kurmuş kişilerdi. Onlar beni Türkiyeli iş adamlarının işyerlerinin yoğun olduğu bölgeye götürdüler ve orada Türkiye’den giden iş adamlarının kurduğu birçok iş yerine rastladım ki bunlar toplamın çok az bir kısmını oluşturuyordu.

Batının kasıtlı olarak ihmal ettiği ve küresel emperyalizmin köşeye sıkıştırdığı Sudan’a Türkiye’nin el atması ve onunla ilişkileri geliştirmesi bu ülkeyi oldukça memnun etti.

Erdoğan’ın son Afrika seyahatinin ikinci durağı Çad’dı. Bu ülke Sudan’ın batısında yer almaktadır. Çad’ın aynı zamanda Sudan’la Darfur meselesinden dolayı bir anlaşmazlığı var. Son zamanlarda Darfur’daki olaylar büyük ölçüde durdu, ancak meselenin tamamen çözüldüğü söylenemez. Bu açıdan Sudan’la Çad arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve aralarındaki meselelerin çözülmesi açısından da bu iki ülkenin aynı program çerçevesinde ziyaret edilmesi anlamlıydı. Türkiye’nin bu iki ülkeyle birlikte ilişkilerini geliştirmesi umarız kendi aralarındaki ihtilafların kesin çözüme kavuşturulması açısından da faydalı olur.

Çad, nüfusunun yüzde altmışı Müslüman olan bir Orta Afrika ülkesidir. Sudan’ın yanı sıra Libya, Nijer, Nijerya, Kamerun ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ne komşudur. Tarihte İslâm’ın Afrika’ya yayılmasında Çad önemli bir merkez olmuştur. Ancak on dokuzuncu yüzyılda bu bölgede Fransız sömürgeciliği etkili oldu. Fransızlar 1911’de gerçekleşen bir savaşta da Çad’ın tamamını ele geçirdiler. O yüzden ülkede Fransız kültürü gayet etkilidir ve halk arasında yerel dillerin konuşulmasına rağmen resmî dili Fransızcadır.

Çad’a 11 Ağustos 1960’ta görünüşte tam bağımsızlık verildi. Fakat başına geçen François Tombalbaye yine Fransa tarafından güdülen bir kişiydi.

İslam dünyası Çad’ı uzun süre ihmal etti. O yüzden bugün Türkiye’nin bu ülkeyle ilişkilerini geliştirmesi büyük önem taşımaktadır. Yapılan açıklamalara göre Erdoğan’ın ziyareti esnasında ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi ve Çad’da Türkiyeli işadamlarının yatırımlarının önünün açılması için yedi ayrı anlaşma imzalandı. Bu anlaşmalara bağlı olarak yapılacak yatırımlar Çad’ın gelişmesine önemli katkıda bulunacaktır.

Erdoğan’ın Çad’dan sonraki durağı olan Tunus yeniden yapılanma sürecindeki bir ülkedir. Bundan dolayı bu süreçte İslâm dünyasının yakın ilgisine ihtiyacı var. Arap Baharı sürecinde dikta rejimlerinin devrildiği ülkelerin Tunus dışında kalanlarının tamamında BAE ve Suudi Arabistan’ın yönlendirdiği çeteler fitne savaşları başlattılar. Sadece Tunus’ta bunu başaramadılar. Fakat Tunus’ta da İslâmî hareketin kurduğu hükümetin başarılı olmasını engellemek için ekonomik yaptırımlar uyguladılar. O yüzden son seçimlerde İslâmî camiayı temsil eden parti parlamentoda ilk sırayı alamadı. Ama İslâmî hareket tamamen sahadan çekilmiş değildir. Tunus’un yeniden yapılanması sürecinde Türkiye’nin bu ülkeyle ilişkilerini geliştirmesi ve dayanışma içine girmesi sadece Tunus açısından değil tüm Kuzeybatı Afrika ülkeleri açısından önem taşımaktadır.

Afrika’da şimdiye kadar Batı ülkeleri doğrudan sömürgecilik döneminden kalma avantajlarını kullanıyorlardı. Sömürgecilik döneminde bu kıtanın ekonomisi üzerinde hakimiyet kurmuşlardı. O yüzden kendilerinin dışında kimsenin Afrika’ya el atmasını ve bu kıtadaki ülkelerle ilişkilerini güçlendirmesini istemiyorlardı. Bu kıtada aynı zamanda halkların zihinlerinin işgal edilmesi için yıllardan beri yoğun bir şekilde misyonerlik faaliyetleri yürütülüyor. Ama şimdi Afrika ülkeleri ekonomik ve sosyal ilişkilerinin çerçevesini genişletmek, tamamen Batı’ya bağımlı olmaktan kurtulmak istiyor. O yüzden Türkiye’nin Afrika’yla ilişkilerini geliştirme yönünde yürüttüğü faaliyetlerin önü açıktır.

Küresel emperyalizmin ve Batı ülkelerinin Afrika’yla ilişkileri “dayatmacı politikayı” esas alır. Bunu doğrudan sömürgecilik döneminden devraldıkları bir politika olarak görüyorlar. Ama şimdi Afrika ülkeleriyle “dayanışma” temelli ilişkiler kurmak isteyenler var. Türkiye de Afrika ülkeleriyle ilişkilerini bu doğrultuda yani “dayanışma” temelli olarak şekillendirmeye çalışıyor. Afrika ülkelerinin de “dayanışma” politikasına göre ilişki kurmak isteyen ülkelere daha fazla ilgi göstermeleri muhtemeldir. Ama Batı şimdilik doğrudan sömürgecilik döneminde elde ettiği bazı avantajları kullanma imkânına sahip.