Zimbabwe'de darbe

16 Kasım 2017 Perşembe, Yeni Akit

1970'li yıllarda gerilla savaşıyla ünlü ve Türkiye'deki sol kesimin de sık sık gündeme getirdiği bir ülke vardı: Rodezya. 1979'da kısmen bağımsız olan ama yine de beyaz hâkimiyetinden tam kurtulamayan bu ülke 1980'de tam bağımsız oldu. Adı da Zimbabwe olarak değişen bu ülkede bağımsızlık mücadelesinin başını çeken Zanu PF (Zimbabwe Afrika Ulusal Birliği Parti Cephesi), Mart 1980'de yani tam bağımsızlık sonrası ilk seçimlerde 80 üyeli parlamentoda 57 sandalye kazanarak iktidarı aldı. Hareketin lideri Robert Gabriel Mugabe de başbakan oldu. "Bağımsızlığın babası" lakabıyla anılan Mugabe karizmatik lider olarak kabul edildi.

Ancak diğer sosyalist ülkelerde olduğu gibi Zimbabwe'de de zamanla yönetim diktatörlüğe kaydı. Başta İngiltere olmak üzere Batı ülkeleri ile arası açık olan Mugabe'nin bu tutumu, Batılı ülkelerin de ona karşı yıpratma faaliyetleri başlatmalarında gerekçe oluşturdu. İngiltere aynı zamanda Mugabe'yi beyazlara karşı ırkçı davranmakla suçladı. Bu suçlamayı geçmişi ırkçılık yönünden temiz bir ülke yapsaydı anlamlı olabilirdi. Ama yıllarca Zimbabwe dâhil birçok Afrika ülkesini sömürge altında tutan ve bu süre zarfında siyahlara hayvan muamelesi yapan, onların yönetimde hiçbir şekilde söz sahibi olmalarına fırsat vermeyen İngiltere'nin yapması çok gülünç geliyordu.

Zimbabwe, Afrika kıtasının güneyinde yer alır. Denize kıyısı olmayan bu ülke, Mozambik, Zambiya, Botswana ve Güney Afrika tarafından çevrilidir. On beş milyon civarında nüfusu olduğu tahmin edilmektedir. Ekonomik durumu iyi değildir ve yoksulluk oranı yüksektir. Devlet yoksulluk sebebiyle gıda yardımı yapıyor. Bir dönem açlık ve kolera salgını ile gündeme gelmişti. Açlık sorunun tamamen çözüldüğü söylenemez. Ayrıca yüksek miktardaki enflasyon da ülkenin önemli bir ekonomik sorunudur. Başkenti Harare'dir. Sosyalist bir rejimle yönetilmektedir.

Robert Mugabe ülkenin bağımsız olmasından sonra başbakanlığı kazanmasının ardından cumhurbaşkanlığı makamına geçti. 2008 seçimleri öncesinde ABD ve Batı ülkeleri Zimbabwe'de Mugabe'nin iktidarının artık son bulması gerektiği yönünde açıklamalarda bulunmuşlardı. O yüzden birkaç yıldan beri onun iktidarıyla ilgili çeşitli tartışmalar var. Son dönemdeki seçimlerde onun partisinin yeniden seçimleri kazanması üzerinde bazı şüpheler vardı.

Mugabe'nin cumhurbaşkanı yardımcısı Emmerson Mnangagwa'yı kendisini düşürmeyi ve yerine geçmeyi planladığı gerekçesiyle görevden alması üzerine ülkede tartışmalar başladı. Çıkan tartışmalar üzerine genelkurmay başkanı Constantino Chiwenga tasfiyelerin önüne geçmek için ordunun harekete geçmeye hazır olduğu yönünde açıklamada bulundu. 14 Kasım Salı akşamı tankların başkent Harare'ye doğru yola çıkması da ülkede darbe girişiminin ciddiyet kazandığı yönünde kanaat oluşmasına neden oldu.

Çarşamba sabahı ordu mensupları cumhurbaşkanı Mugabe'yi ve yönetimdeki bazı şahsiyetleri gözaltına aldı. Yönetim binaları da ordu mensupları tarafından kontrol altına alındı. Ülkenin resmî televizyonundan yapılan açıklamada askerî harekâtın amacının darbe olmadığı, Mugabe'nin durumunun iyi olduğu, asıl amacın onun etrafını çevirmiş suçluların cezalandırılması olduğu dile getirildi. Ancak ordunun devlet kurumlarını ele geçirmesi gerçekte bir darbe yapıldığını ortaya koyuyordu. Muhtemelen Mugabe taraftarlarından ve genelde halktan gelebilecek tepkileri yatıştırmak amacıyla böyle bir açıklama yapılmasına ihtiyaç duyuldu.

Ülkedeki siyasi muhalefet bir an önce demokratik duruma geçilmesi çağrısı yaptı. Ancak bunun ne kadar zaman alacağını şimdilik tahmin etmek zor. Ayrıca Mugabe 93 yaşında biri. Onun belki sembolik olarak bir yerde tutulması ve ordunun ülkedeki siyasi mekanizmayı kendi istediği doğrultuda yeniden şekillendirmesi mümkün olabilir.