İslam Dünyasındaki Gelişmeler

Kasım 2017, Davet Mektebi

Filistin'de Uzlaşı Anlaşması

Filistin'de bölünmüşlük halinin sona erdirilmesi ve Ramallah'taki uzlaşı hükümetinin Gazze'de de bütün hükümet kurumlarında yetki ve sorumlulukları devralması için Mısır'ın başkenti Kahire'de bir uzlaşma anlaşması imzalandı. Hamas, uzlaşmanın önünü açmak amacıyla Gazze'deki İdarî Komite'yi Eylül ayında feshetmişti ve geçen ayki yazımızda bu gelişmeden söz etmiştik.

Mısır'ın arabuluculuğuyla imzalanan yeni uzlaşma anlaşmasına göre Ramallah hükümetinin 1 Aralık 2017 tarihine kadar Gazze'deki kurumlarda yetki ve sorumlulukları devralma işini tamamlaması gerekiyor. Gazze'deki memurların görev tablosunun çıkarılması için de Hamas ve Fetih tarafından ortak bir komite oluşturuldu. Bu komitenin de çalışmalarını 1 Şubat 2018 tarihine kadar tamamlaması kararlaştırıldı. Bu süre zarfında memurların maaşlarının daha önce Gazze'deki yönetimin belirlediği miktarın altına düşmeyecek şekilde uzlaşı hükümeti tarafından ödenmesi gerekiyor. Direniş gruplarının askeri kanatları konusu ise uzlaşmayla ilgili görüşmelerde tartışma konusu yapılmadı. Hamas da bu konuda yaptığı açıklamada işgal devam ettiği sürece direnişin de devam edeceğini, dolayısıyla direniş gruplarının silahlı kanatlarına dokunulmayacağını dile getirdi.

Not: Ribat dergisinin Kasım 2017 sayısı için hazırladığımız dosyada Filistin'deki uzlaşma anlaşmasını ayrıntılı bir şekilde tahlil etmeye çalıştık. Bu yazımızı derginin yayınlanmasından sonra kişisel web sitemizden (www.vahdet.info.tr) okuyabilirsiniz.

Türkiye'nin İdlib'e Müdahalesi

Suriye'deki iç savaşla ilgili olarak Kazakistan'ın başkenti Astana'da düzenlenen görüşmelerin altıncı turundan sonra varılan anlaşmada İdlib'in dördüncü çatışmasızlık bölgesi olarak kabul edilmesi kararlaştırılmıştı. Fakat buna rağmen anlaşmadan iki gün sonra gerek Astana'daki anlaşmanın garantör devletlerinden olan Rusya'ya bağlı hava güçleri ve gerekse Baas rejimi tarafından İdlib'e saldırılar düzenlenmeye başlandı. Saldırılara gerekçe olarak da İdlib'de kontrolün büyük ölçüde Heyetu Tahriri'ş-Şam'ın elinde olması gösterildi. Rusya ve Baas rejimi bu örgütün El-Kaide'yle irtibatlı olduğunu ileri sürüyor.

Türkiye İdlib'de kontrolü ele geçirmek amacıyla harekete geçti. Bu operasyonun iki önemli amacının olduğu söyleniyordu. Birincisi İdlib'e yönelik saldırıların yeni bir göç dalgasına neden olmaması için çatışmaların durdurulması. İkincisi de PYD'nin güneye doğru ilerlemesinin önüne geçilmesi amacıyla güneyden önünün kesilmesi için askerî bir engel oluşturulması. Türkiye'nin operasyonundan dolayı bölgede kontrolü elinde bulunduran Heyetu Tahriri'ş-Şam'la Türkiye askerleri arasında çatışma yaşanmadı.

Kerkük'ün El Değiştirmesi

Mesut Barzani'nin Irak Kürt Bölgesi'nde bağımsızlık referandumu yapması aynı zamanda bağımsızlık kapsamına alınacağı söylenen alanın sınırlarıyla ilgili bir tartışmayı da beraberinde getirmişti. Bağdat yönetimi Kerkük'ün merkezi yönetime bağlı olması gerektiğini söyleyerek bu bölgede oy sandıkları kurulmamasını istemişti. Fakat Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Kerkük'te de sandıklar kurmakta ve oy verilmesini talep etmekte ısrarlı davrandı. Bunun üzerine referandum sonrasında Bağdat yönetimi IKBY'den Kerkük'ten çekilmesini istedi. Barzani'nin, Kerkük'ün kendilerine ait olduğunu ileri sürerek çekilmemekte ısrar etmesi üzerine de Bağdat yönetimi askerî operasyon başlattı. Kerkük'ü savunmak için görevlendirilen Peşmergelerin, Bağdat yönetiminin Haşdi Şa'bi'yi harekete geçirerek gerçekleştirdiği saldırı karşısında herhangi bir direniş göstermemeleri üzerine Kerkük kısa süre içinde Bağdat yönetimine bağlı askerlerin ve Haşdi Şa'bi'nin kontrolüne geçti. Barzani bunda Kürdistan Yurtsever Birliği (KYB) liderlerinin kararlarının etkili olduğunu ileri sürdü. Ancak başta Celal Talabani'nin eşi Hero İbrahim Talabani olmak üzere KYB'nin ileri gelenleri kendilerine yöneltilen eleştirileri kesin bir dille reddettiler.

Kerkük'ün Bağdat yönetiminin kontrolüne geçmesi Barzani yönetimini 2014 öncesi sınırlara çekilmeye zorladı. Bu olaylar ve ardından hâkimiyet alanı kavgasının genişleme temayülü göstermesi aynı zamanda bağımsızlık referandumunun sonucunu uygulamayı zorlaştırdığı için Barzani yönetimi diyaloğun başlatılabilmesi için referandumu dondurabileceğini açıkladı. Bütün bu gelişmeler IKBY bölgesindeki seçimleri de zorlaştırdığı için seçimler sekiz ay sonraya ertelendi.

Arakan'a Geri Dönüş Yollarının Kapatılması

Myanmar'daki dikta rejiminin, polis karakollarına baskınlar düzenlenmesini gerekçe göstererek Arakanlı Müslümanları göçe zorlamak amacıyla başlattığı zulüm uygulamalarından kaçıp Bangladeş'e sığınanların sayısı 530 bini buldu. Fakat bu insanlar iltica ettikleri ülkede yerleştirildikleri mülteci kamplarında da çok kötü şartlarda hayatlarını idame ettirmek zorunda kalıyorlar. Dolayısıyla mülteci kamplarının onların sürekli kalacakları alternatif yurt olarak düşünülmesi mümkün değil. Bunlara ya gerçekten huzurlu bir hayata kavuşabilecekleri alternatif bir yurt bulunması ya da kendilerinin asıl yurtlarına dönebilmelerine imkân tanınması gerekiyor. Normal olan ise asıl yurtlarına dönmelerine fırsat verilmesidir. Ancak asıl yurtlarına dönebilmeleri için kendilerine kapıların açılması ve orada maruz kaldıkları zulmün son bulması gerekiyor. Ne var ki Myanmar rejimi göç eden Arakanlılardan nüfus kayıtları olmayanları geri kabul etmeyeceklerini açıkladı. Myanmar zulmü de yıllardan beri kasıtlı olarak bu insanların nüfus kayıtlarını yapmadığı için birçoğunun kaydı bulunmuyor. Ayrıca Müslümanların geri dönmelerinin engellenmesi amacıyla Bangladeş'e sığınanların birçoğunun köyleri tamamen yakıldı. İki yüz kadar Müslüman köyünün bu şekilde yakıldığı haberlerde dile getirildi. Bütün bu uygulamalar Myanmar rejiminin Arakan'a yönelik zulmünün asıl amacının Müslümanları göçe zorlamak, o bölgeyi Müslümanlardan tamamen tasfiye etmek ve Budistlere açmak olduğunu gözler önüne seriyor.

UNICEF'in Arakanlı Çocuklarla İlgili Raporu

BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Bangladeş'teki mülteci kamplarında yaşamaya başlayan Arakanlı çocuklarla ilgili bir rapor hazırladı. Rapora göre 25 Ağustos 2017'de başlayan olaylar sebebiyle Bangladeş'e sığınan Arakanlı mülteciler arasında 320 bin çocuk bulunuyor. Bu da Arakanlı mültecilerin yüzde altmışını çocukların oluşturduğunu gösteriyor. Bu gerçek aynı zamanda Myanmar diktasının Arakan'daki Müslümanları göçe zorlamak amacıyla başvurduğu savaşın teröre karşı olduğunu iddia etmesinin ne kadar saçma ve tutarsız olduğunu gözler önüne seriyor.

UNICEF'in raporuna göre Bangladeş'teki mülteci kamplarında yaşamak zorunda kalan Arakanlı çocuklar temiz gıda ve içecek konusunda sıkıntı çekiyorlar. Bu da onların özellikle kolera gibi bulaşıcı hastalık tehdidiyle karşı karşıya kalmalarına neden oluyor.

Mülteci kamplarındaki çocukları tehdit eden önemli bir tehlike de insan kaçakçılarından kaynaklanıyor.

Yemen'de Gittikçe Büyüyen Felaket

Yemen'de bölgesel güçlerin stratejik savaşı devam ediyor. Eski diktatör Ali Abdullah Salih ile işbirliği içindeki Husi örgütünü destekleyen İran ve Aden'de kurulan hükümeti desteklemek amacıyla bazı Körfez ülkeleriyle oluşturduğu koalisyon vasıtasıyla saldırıları devam ettiren Suudi Arabistan stratejik hesaplarından vazgeçmediği için savaşın durdurulması konusunda ciddi anlamda bir adım atılamadı. Devam eden savaş ülkede açlık sorununun ve bulaşıcı hastalıkların gittikçe büyümesine neden oluyor.

Yaşanan felaketten dolayı yedi milyon insanın açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu haber kaynaklarında ifade ediliyor. İki milyon insan ise fiili olarak kötü veya yetersiz beslenme sıkıntısından dolayı sağlık problemleri yaşıyor. Yetersiz beslenme ve çevre kirlenmesinden dolayı hızla yayılan kolera salgınından etkilenenlerin sayısının da altı yüz bin civarında olduğu söyleniyor. Bunların içinde çocuklar ve kadınlar çoğunluğu oluşturuyor. Kolera ve açlık yüzünden ölenlere her geçen günü yenileri ekleniyor. Bazı gönüllü kuruluşların kolerayla ve açlık felaketiyle mücadele için sürdürdüğü insanî yardım çalışmaları çok yetersiz kalıyor. Can güvenliğinin olmaması sebebiyle çalışmalar çok dar bir alanda yürütülebiliyor. İlaçların sokulmasında da büyük sıkıntılar yaşanıyor.

Mogadişu'da Bombalı Eylem

Somali'nin başkenti Mogadişu'da Safari Otel'in girişinde bomba yüklü bir kamyonetle 14 Ekim 2017 tarihinde gerçekleştirilen eylemde 276 kişi hayatını kaybederken en az üç yüz kişi de yaralandı. Eylemi üstlenen herhangi bir örgüt olmadı. Ancak Somali yönetimi eylemden ülkede silahlı eylemler gerçekleştiren ve El-Kaide ile bağlantılı olduğu düşünülen Şebab (Gençlik) hareketini sorumlu tuttu. Saldırıdan dolayı ülkede üç günlük yas ilan edildi. Saldırının 2007'den bu yana Somali'de gerçekleştirilen en büyük çaplı eylem olduğu ifade edildi. Eylemde yaralananların bazıları da tedavi için Türkiye'ye getirildi.

Orta Afrika'da Camiye Saldırı

14 Ekim 2017 tarihinde Orta Afrika Cumhuriyeti'nin Kembe şehrinde gerçekleştirilen bir saldırıda da cami hedef alındı. Saldırıda en az yirmi Müslüman öldürüldü. Ülkedeki Müslüman topluluğun ileri gelenleri saldırıyı Müslümanlara karşı faaliyetleriyle öne çıkan Antibalaka örgütünün gerçekleştirdiğini dile getirdiler. Bu örgüt daha önce de Müslümanlara karşı muhtelif saldırılar gerçekleştirmiş ve çok sayıda Müslümanı katletmişti. Buna rağmen ülkedeki yönetim ve Orta Afrika Cumhuriyeti üzerinde etkili olan Fransa söz konusu örgütün faaliyetlerini sürdürmesine engel olmadı.

Kudüs ve Mescidi Aksa Sempozyumu

Mardin Artuklu Üniversitesi 6-7 Ekim 2017 tarihlerinde Uluslararası Kudüs ve Mescidi Aksa Sempozyumu düzenledi. Sempozyuma değişik ülkelerden katılanlar oldu. Sunumlarda Kudüs ve Mescidi Aksa'nın tarihi ve bugünkü durumu hakkında ayrıntılı bilgiler verildi. Sempozyumun Salahaddini Eyyubi'nin Kudüs'ü yeniden fethettiği Hıttin zaferinin yıl dönümünün bulunduğu haftanın sonunda gerçekleştirilmesi münasebetiyle Salahaddini Eyyubi'nin Kudüs davasına verdiği önem ve Filistin'i haçlı işgalinden kurtarmak için sürdürdüğü mücadele üzerinde de özellikle duruldu.

Beytulmakdis Kanaat Önderleri Forumu

20-21 Ekim 2017 tarihlerinde İstanbul'da Beytulmakdis Kanaat Önderleri Dokuzuncu Forumu düzenlendi. Değişik ülkelerden 700 civarında katılımcının yer aldığı forumda Kudüs ve Mescidi Aksa davasının önceliği konusunda muhtelif konuşmalar yapıldı. Bundan sonra yapılacak çalışmalar hakkında da çalıştaylar düzenlendi.