Nükleer Psikolojik Savaş

Ekim 2017, Ribat

Son dönemde dünyayı en çok meşgul eden konulardan biri de Kuzey Kore'nin nükleer füze ve hidrojen bombası denemelerinden ve ABD'ye yönelttiği tehditlerden dolayı bu iki ülke arasında yaşanan gerginlik. Hatta bu gerginliğin üçüncü dünya savaşının fitilini çekeceği yorumu yapanlar da oldu. Fakat gerçekte yaşanan olaylar psikolojik savaşın nükleer boyutunu oluşturmaktadır.

Resmî adı Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti olan Kuzey Kore, son dönemde bir ara ABD'ye ait Guam adasının açıklarına füze fırlatabileceği yönünde açıklamalarda bulundu. Hatta Guam açıklarına atılacak dört adet füzenin geçtiğimiz Ağustos ayı içinde hazır olacağı belirtildi. Fakat Kuzey Kore hükümeti daha sonra bu füzeleri atmaktan vazgeçti. Tehditlerinden ise vazgeçmedi.

Kuzey Kore, bir yandan ABD'ye yönelik tehditlerini sürdürürken yeni bir füze denemesi gerçekleştirdi. Ardından da bir hidrojen bombası denemesi yaptığı haberlerde dile getirildi. Hidrojen bombası ise nükleer füzelerden çok daha tehlikeli boyuttaydı.

Kuzey Kore uzun süreden beri nükleer başlıklı füzeler üzerinde çalışıyor ve denemeler yapıyordu. Bu konudaki çalışmaları ABD'yi rahatsız ediyordu. Bu yüzden ABD, Kuzey Kore'ye baskı yapılması için çeşitli girişimlerde bulundu. Fakat şimdi Kuzey Kore geliştirdiği silahlarla onu tehdit edebilecek noktaya ulaştığı mesajı vermeye çalışıyor. Bu durum ABD'yi tabii ki alelade füze denemelerinden daha fazla rahatsız edecek.

Kuzey Kore bu kadar cüretkâr hareket etmesinde sadece geliştirdiği füzelere değil aynı zamanda Çin ile işbirliği içinde olmasına da güveniyor. ABD de kendisinin Kuzey Kore'yle uğraşmak zorunda kalmamasını, Çin'in onu hizaya getirmesini istiyor. Trump bu konuda yaptığı açıklamada Pyongyang'ın en büyük ekonomik ortağı olan Çin'in müttefikine baskı yapabileceğini söyledi. Bu konudaki açıklamaları aynı zamanda Kuzey Kore'den kaynaklanan sorunlar konusunda aslında Pyongyang'ı değil Pekin'i muhatap almak istediğini ortaya koyuyordu.

Çin ise konuyla ilgili açıklamalarında ABD ile Kuzey Kore'yi taraflar olarak nitelendirdi ve kendilerini daha uzlaşmacı bir tutum sergilemeye çağırdı. Çin'in sergilediği tutum Kuzey Kore'yi ABD'nin muhatabı olarak görmesini ama çözümü şiddet ve tehditte değil görüşme ve uzlaşmada aramalarını önermesi anlamına geliyordu.

Kuzey Kore dünya üzerinde kalan kapalı kutu niteliğindeki ülkelerden biri. Dünyaya çok fazla açılmadığından içinde neler olduğunu dünya kamuoyu çok fazla bilemiyor. Bu ülke aynı zamanda komünist ideolojinin insan tabiatına aykırı olduğu gerçeğini belgelemek için kalabilen numûnelerden biri. Fakat bilebildiğimiz kadarıyla vatandaşlarının karınlarını doyurmak için ayırdığı bütçeden daha fazlasını silahlanmaya ayırabiliyor. Ondan dolayı dünyanın geri kalmış ülkelerinden olmasına, halkının yoksul hatta aç, kişi başına düşen ulusal gelir miktarının düşük olmasına rağmen dünyanın en modern ve en tehlikeli nükleer füzelerini ürettiği biliniyor.

Uzmanların verdiği bilgilere göre Pyongyang yönetimi artık balistik füzelere nükleer başlık takabiliyor. Balistik füzelerin en önemli özelliği ise çok uzun menzillere ulaşabilmesi. Bu füzeler aynı zamanda denizaltılara yüklenerek suyun altından da gönderilebiliyor. Uzun menzilli kategorisine giren balistik füzeler en az 5500 km uzağa gidebiliyor. Dolayısıyla Kuzey Kore'nin onların ucuna nükleer başlıklar takabilmesi tehdit ettiği ülkeler çemberinin bir hayli genişlemesi anlamına geliyor.

Global güçlerin tepkilerine ve BM vasıtasıyla yeni cezalara mahkûm etme sinyalleri vermelerine rağmen Kuzey Kore nükleer füze konusundaki tutumunu değiştirmedi ve şimdiye kadar en az yedi deneme gerçekleştirdi.

Kuzey Kore'nin denemeleri tartışılıyor. Nükleer silahlara karşı çıkmak ise insan olmanın bir gereği. Fakat sadece Kuzey Kore'nin elinde olanlara değil global emperyalizmin ve onun himaye ettiklerinin elinde bulunanların tümüne. "ABD, Rusya, Çin ve İsrail bu silahları bulundurmayı hak etmişlerdir; onlara karşı çıkamayız" demeye kimsenin hakkı olamaz.

Nükleer silahlanma veya bu silahların yayılmasını önleme alanında şimdiye kadar uluslar arası çapta izlenen politika her zaman emperyalizmin ve onun korumaya aldıklarının kurduğu tezgâha göre yürümüştür. Örneğin bu alanda Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması adlı bir anlaşma imzalanmıştır ve bu anlaşmanın süresi belli aralıklarla uzatılmaktadır. (İngilizce: Nuclear Non-Proliferation Treaty Kısaltma: NPT; Fransızca: Traité sur la non-prolifération des armes nucléaires Kısaltma: TNP) 1995'te süresi uzatılan TNP, 1960'lı yıllarda nükleer silahların yayılmaya ve insanlık açısından ciddi bir tehdit oluşturmaya başlamasının ardından gündeme getirilmiş, 1 Temmuz 1968'de imzaya açılmış ve 1970'te de 25 yıllığına yürürlüğe girmişti.

Fakat asıl yapılan, anlaşmanın uzatılması değil nükleer kulübü oluşturan ülkelerin istediklerinin gerçekleştirilmesidir. Çünkü bu anlaşma nükleer kulübü oluşturan ülkeleri bağlamıyor. Zaten anlaşmanın adı da dikkat edilirse "Nükleer Silahları Yok Etme Anlaşması" değil "Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması". Yani anlaşmanın imzalanmasından önce nükleer tezgâhını kurup bu alanda tehdit unsuru sayılabilecek miktarda bir silah gücü oluşturmuş ülkelerin ellerindeki nükleer silahları yok etmelerini gerektirmiyor.

Özellikle İslam ülkelerini, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nı imzalamaya zorlayan ABD'nin ve diğer nükleer kulüp üyesi ülkelerin ilginç bir tutumları da nükleer silah gücünü sürekli artırmaya çalışan İsrail'e hiçbir şekilde baskı yapmamalarıdır.

İsrail'in nükleer silahlanma konusunda Hindistan'la işbirliği var. Bu işbirliği Hindistanlı bilim adamları tarafından doğrulandığı gibi İsrail gazetelerinde çıkan haberlerde de dile getirildi. ABD'nin Hindistan'a da bu konuda herhangi bir baskısı olmamıştır.

Nükleer silahlanma konusunda bütün bu gelişmeler psikolojik savaşın nükleer boyutunu oluşturmaktadır. Nükleer psikolojik savaşın temel felsefesi ise bu tür silahların karşılıklı olarak kullanılacağı savaş için hazırlık yapmaktan ziyade nükleer silah yönünden tehdit gücüne sahip olmaktır. Bugün ABD'nin sahip olduğu nükleer silah miktarı Kuzey Kore'nin sahip olduğundan yüzlerce kat fazladır. Fakat Kuzey Kore'nin elinde bu silahların bulunması onu endişelendiriyor. Çünkü nükleer silahlarla gerçekleştirilmesi muhtemel bir saldırı ona büyük zarar verecektir. Böyle bir zararı göze almak istemediğinde de Kuzey Kore'yle bir savaş hali yaşamak istemeyecektir. Kuzey Kore'nin son dönemde ABD'ye yönelttiği tehditlerin asıl amacı da onunla herhangi bir savaşa girmek değil kendisinin onu tehdit edecek bir nükleer güce kavuştuğunu, dolayısıyla ABD'nin herhangi bir saldırısına nükleer silahla karşılık verme imkânının bulunduğunu göstermektir. Kuzey Kore'nin, Guam adası açıklarına füze fırlatma tehditlerinde bulunması üzerine ABD'nin telaşa kapılması ve Çin'in devreye girmesini istemesi de Kuzey Kore'nin böyle bir tehdit gücüne sahip olduğunu ortaya koyması açısından dikkat çekiciydi.

Pakistan'ın nükleer silah geliştirmesinin sebebi de Hindistan'ın sahip olduğu nükleer tehditti. Fakat küresel emperyalizm nükleer silahlanma konusunda Hindistan'la işbirliği yapmasına ve onun önünü açmasına rağmen Pakistan'ın bu güce sahip olmasından rahatsız olmuş ve onu sürekli bu sebeple sıkıştırmıştır. Fakat küresel güçlerin tüm baskılarına ve sıkıştırmalarına rağmen Pakistan nükleer silah sahibi olma konusunda ısrarlı davrandı. Bundaki amacı da Hindistan'la nükleer silahların kullanıldığı bir savaşa girmek değil ona karşı bu kategoride de tehdit gücünün olduğunu ortaya koymaktı.

Her ne kadar bir tarafta Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nı kabul ettirmek için diplomatik faaliyetler yürütülüyorsa da diğer tarafta yine nükleer silahlanma yarışı devam ediyor. Bu silahlara sahip olunması her ne kadar ağırlıklı olarak psikolojik savaş araçlarına ve tehdit gücüne sahip olma amacını taşıyor olsa da nükleer silahlar başlı başına bir tehdit ve tehlike oluşturmaktadır. Aynı zamanda nükleer silahlanma ekonomik açıdan da ağır bir yük oluşturmaktadır. Bu ağır yük sadece nükleer silahları üreten ülkelerin ekonomilerini değil bütün dünyanın ekonomisini olumsuz yönde etkilemektedir.

Not: Arakan'da son yaşanan hadiseleri ve olayların geçmişini Vuslat dergisinin bu ayki yani Ekim 2017 sayısı için hazırladığımız dosyada ele aldık. Ayrıca Ekim 2016'da patlak veren olaylarla ilgili olarak Ribat dergisinin Aralık 2016 sayısında "Arakan'da Budist diktanın kesintisiz zulmü" başlıklı bir dosyamız yayınlanmıştı.