İdlib'e saldırılar

29 Eylül 2017 Cuma, Yeni Akit

Türkiye gündemi bu sıralarda IKBY tarafından gerçekleştirilen bağımsızlık referandumu ile meşgul. Bu konu sadece Türkiye'yi değil bütün bölge ülkelerini ciddi şekilde meşgul ediyor. Bölgenin bu konuyla meşgul olduğu sırada Suriye'deki Baas rejimi ve onu himaye etmek amacıyla Suriye'de bulunan Rus işgal güçleri tarafından İdlib'e yoğun bir şekilde saldırı düzenleniyor.

Öncelikle İdlib hakkında kısa bilgi vermek istiyorum. Bu vilayet Halep'in güney batısında yer alıyor ve Türkiye'nin Hatay bölgesindeki sınırlarına çok yakındır. Halep'in düşmesinden sonra oradan çıkanların çoğu İdlib bölgesine hicret etmişlerdi.

İdlib bölgesinde Suriye'deki direniş grupları hakim durumdadır. Bunların arasında Heyetu Tahriri'ş-Şam'ı da zikretmek gerekir. Ancak bu teşkilat Nusra Cephesi'nin bir devamı değildir. Nusra Cephesi, El-Kaide'nin bir kolu olmadığını açıklayarak daha önce ismini Fethu'ş-Şam olarak değiştirmişti. Heyetu Tahriri'ş-Şam ise onun da dâhil olduğu beş grubun birleşmesi suretiyle oluşturuldu. Fakat Rusya ve onun himaye ettiği Baas rejimi bu örgütü El-Kaide'nin bir kolu olarak lanse etmek suretiyle İdlib'e yönelik savaşını normal göstermeye çalışıyor. IŞİD'in ise bölgeyle herhangi bir alakası yoktur.

Astana görüşmelerinin altıncı turunda gündeme alınan konuların başında çatışmasızlık bölgelerinin genişletilmesi ve özellikle İdlib'in dördüncü çatışmasızlık bölgesi ilan edilmesi konusu yer alıyordu. Bu konuda katılan tüm taraflar arasında ittifak sağlandı ve İdlib normalde çatışmasızlık bölgesi ilan edildi. Bu, ümit verici bir gelişmeydi ama ne yazık ki uygulamada karşılığını göremedik.

Astana'daki anlaşmanın üzerinden iki gün geçtikten sonra hem Baas rejiminin hem de Rusya'nın hava kuvvetleri bölgeye yönelik saldırılar düzenlediler. Bu saldırılarda üç hastane hedef alındı ve hastanelerde büyük tahribat meydana geldi. Saldırılar sonra da çeşitli şekillerde devam etti. Saldırıları düzenleyenlerin başında Astana'daki ittifakın garantör devletleri arasında yer alan Rusya geliyordu.

Bu saldırılar her şeyden önce çatışmasızlık bölgeleri oluşturulması konusunda Astana'da kabul edilen anlaşmaya olan güveni ortadan kaldırmaktadır. Zaten Suriye'deki direniş grupları da bütün bu saldırılardan sonra "çatışmasızlık bölgeleri" konusunda kabul edildiği söylenen anlaşmanın bir itibarının olmadığına dikkat çektiler.

Rusya İdlib'e yönelik saldırılarında sivilleri değil teröristleri vurduğunu iddia etti. Her şeyden önce terörist tanımlaması Rusya'nın ve onunla aynı safta yer alanların kendi tanımlamalarıdır. Fakat böyle bir tanımlamayla Suriye'deki Baas rejimine karşı direnenlerin tümünü kastettiklerini varsaysak bile vurulanların, öldürülenlerin büyük çoğunluğunu bunların dışında kalanlar, herhangi bir direniş grubuyla ilgisi bulunmayan sivil vatandaşlar oluşturuyordu. Ayrıca saldırılarda özellikle hastanelerin hedef alınması iddianın tamamen tutarsız, geçersiz olduğunu ortaya koyan bir gerçektir.

Ayrıca "terörist" tanımlamasından yararlanılmasının amacı çatışmasızlık bölgeleri olarak ilan edilen bölgelere ihtiyaç duyulduğunda saldırıda bulunulması kastıyla arka kapının açık bırakılması içindir. Eğer direniş gruplarının mensupları terörist olarak tanımlanacak ve onlara yönelik saldırılar anlaşmanın kapsama alanının dışında tutulacaksa o zaman çatışmasızlık anlaşmasının ne anlamı kalır. Çünkü çatışma silahlı taraflar arasında olur. Sivil halkın Baas rejimiyle ve onun arkasında duran işgal güçleriyle zaten herhangi bir çatışması yok. Böyle bir uygulama rejim ve destekçilerinin keyiflerine göre saldırabilmelerine fırsat verilmesi diğerlerinin ise kendilerini savunmalarına bile fırsat verilmemesi anlamına gelir. Bu durum karşısında "çatışmasızlık anlaşması"nın ne anlamı kalır.

Saldırılar bölgede göçlere neden oluyor ve bu saldırılarla İdlib'in de Halep'in durumuna düşürülmesi amaçlanıyor.