Zulme karşı güç birliği

8 Eylül 2017 Cuma, Yeni Akit

Bugün İslam coğrafyasında yaşanan en büyük sorun zulüm sorunudur. Zulüm yerine göre Müslümanların topraklarını işgal eden yabancı güçler tarafından, yerine göre de İslam toplumlarının içinden çıkmış ama onların değerlerinden son derece uzak olan yöneticiler tarafından gerçekleştirilmektedir. Fakat yapılanların zulüm olarak görülmemesi için onlara çeşitli gerekçeler bulunmaktadır. Uygulamalar bazen haksızlıklara yasallık kazandırmak amacıyla çıkarılan yasalar çerçevesinde yürütülüyor ve buna da "adaletin uygulanması" adı veriliyor. Yani zulüm doğrudan yasaların içerisine yerleştiriliyor ama adı "adalet" oluyor. Bazen de herhangi bir yasal çerçeve aranmadan, açığa çıkarılmayan yollarla yürütülüyor.

Zulmü engellemenin yolu ise haktan ve adaletten yana olanların güç birliği oluşturmasıdır. Yüce Allah da bu konuda Müslümanların yapması gerekeni şu âyetiyle hatırlatmaktadır: "Bir tecavüze uğradıklarında birlikte karşı koyarlar." (Şura, 42/39)

Bugün İslâm âleminde ve Müslümanların azınlık olarak yaşadığı ülkelerde Müslümanlara zulmedenlerin kendilerini bu derece cüretkar hissedebilmelerinin sebebi karşılarında haktan ve adaletten yana gerçek bir güç birliğinin oluşmamasıdır. Ondan dolayı zulüm güçleri haktan ve adaletten yana olanların aralarında güç birliği oluşturmalarına öncülük edebileceklerin önlerini kesmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Çünkü böyle bir güç birliğinin kendilerinin zulümde bu derece rahat ve sorumsuz hareket etmelerine fırsat vermeyeceğini biliyorlar.

Bugün dünyada çeşitli uluslararası ittifaklar ve güç birlikleri var. Ama bunlar zulme karşı gerçek anlamda bir tavır sergiliyor değiller. Birçoğu zulmedenlere karşı bir şeyler yapmak yerine küresel emperyalizmin dünya çapında zulüm uygulamalarına bir meşruiyet kılıfı uydurmak için çalışıyorlar.

Zulme karşı güç birliği oluşturulması için en önce düşünce zemininin iyi oluşturulması gerekir. Örneğin önemsediğimiz, değer verdiğimiz güçlerin bile zulümden yana tavır alması durumunda bunu reddedebilmeliyiz. Suriye'de bu konuda örnek bir duruş sergilenememesinin sıkıntısını yaşadık ve hâlen de yaşıyoruz. İran'ın zulme, oradaki zulüm rejiminin uygulamalarına arka çıkması karşısında onun dünya çapında bir güç olmasını arzulayanların birçoğu Suriye'deki zulüm uygulamalarını haklı çıkarmaya kalkıştı. Bazıları da bu zulüm uygulamalarını her ne kadar haklı çıkarmasa da zulümden etkilenenlerin de aslında suçlu olduklarını, birilerinin oyununa geldiklerini dolayısıyla kötüye alet edildiklerini ispat etmek için çeşitli gerekçeler oluşturmaya çalıştılar. Bütün bu gerekçeleri oluşturmanın asıl amacı ise buradaki zulüm uygulamalarına destek veren İran'ın aslında haklı olduğunu, yanlış yapmadığını anlatmak için zihinleri etkilemeye çalışmaktı.

Zulme karşı güç birliği oluşturulması için zulüm karşısında haklarını arayanların desteklenmesi, onlara sahip çıkılması gerekir. Haklarını arayanlar bu konuda üslûp hatası yapsalar bile yine zâlimlere karşı haklarını arayanların yanında yer almak gerekir. Üslûp hatasını zulme uğrayanların karşısında durmak böylece zulmedenleri mazur göstermeye çalışanların eline dayanak vermek için değil zulme uğrayanlara yapacağımız uyarılarda ele almamız gerekir. Ama haklarını arayanların yine yanında olmak ve onlara destek vermek zorundayız. Bu husus Arakan için de söz konusudur. Arakan halkının özgürlüğü için öne çıkanlara nispet edilen üslûp hataları oradaki zulme karşı ve mazlumların yanında tavır almamızı etkileyecek, tavrımızı değiştirmemize sebep olacak bir şey değildir. Tabii bu arada zalimin ve sözcülerinin çarpıtmalarını da nazarı dikkate almalı ve doğru bilgiye ulaşma konusunda sıkıntı çekiyorsak hüsni zannı esas almalıyız.