Musul'da IŞİD Zulmünden Ibadi Zulmüne

Ağustos 2017, Ribat

IŞİD Öncesinde Musul ve Bağdat Yönetiminin Aşiretlerle Savaşı

Musul'da bugün gelinen noktayı ve ortaya çıkan durumu iyi anlayabilmek için IŞİD'in bölgeyi ele geçirmesinden ve Irak'ın Bağdat'tan sonra ikinci büyük şehri olan Musul'u, kurduğu sözde devletin başkenti ilan etmesinden önceki duruma uzanmak gerekir. Musul ve çevresinde o zaman yaşanan meselenin temelinde ABD ve İran'la işbirliği içindeki Bağdat yönetiminin mezhepçi tasfiye politikası vardı. Bu yönetim Irak'ın genelinde uyguladığı mezhepçi tasfiye politikasını Musul ve çevresinde de uygulamak ve bu bölgede de Şiilerin birinci güç olmalarını sağlamak için çeşitli taktiklere başvuruyordu. Bölgedeki aşiretler ise buna karşı çıkıyorlardı. O yüzden Bağdat yönetimiyle bölgedeki aşiretler arasında çetin bir savaş başlamıştı. Fakat Bağdat yönetimi bu savaşını gerekçelendirmekte zorlandığı için aşiretlerle anlaşmaya ve isteklerini kabullenmeye zorlanıyordu.

IŞİD'e Kapıların Açılması

Aynı dönemde örgüt içinde ortaya çıkan bazı ihtilaflardan ve tartışmalardan dolayı IŞİD de Suriye'de zayıflamaya ve etkisini kaybetmeye başlamıştı. Bu durum karşısında IŞİD militanlarına yeniden gaz vermek ve Suriye dışındaki taraftarlarını da bölgeye çekmek için Musul bölgesine doğru bir atak başlattı. Bağdat yönetiminin sıkıştırılması beklentisiyle aşiretler bu atağa herhangi bir engel çıkarmadılar. Fakat ilginç olan o zaman Bağdat yönetiminin sergilediği tutumdu. O zaman Irak Başbakanı olan Nuri El-Maliki'ye bağlı askerî güçler IŞİD militanlarının saldırısı karşısında hiçbir direniş göstermeden silahlarını bırakarak hatta birçokları askerî elbiselerini bile çıkararak bölgeyi terk ettiler. Bu yüzden IŞİD militanlarının Musul'u ve çevresindeki toprakları kısa süre içinde ele geçirmeleri hiç de zor olmadı. Böylece Musul ve çevresi IŞİD tarafından bir bakıma savaşsız bir şekilde ele geçirilmiş oldu.

Savaşın Görünümünün Değişmesi

Musul'un ve çevresinin IŞİD'e teslim edilmesinden sonra savaşın mahiyeti ve şekli değişti. Önceden Bağdat yönetimi bölgedeki aşiretlere karşı savaşıyordu ve bu savaşından dolayı tepkiye de maruz kalıyordu. Ayrıca aşiretler onun tüm Irak'ı etki altına alan Şiileştirme faaliyetlerine karşı savaşıyorlardı ve bu konuda haklı olduklarını gerçeği kabul eden herkesin itiraf etmesi gerekiyordu. Ama bölgenin IŞİD'e teslim edilmesinden sonra savaş tamamen bu örgüte karşı yürütülüyormuş gibi lanse edildi. Üstelik savaşın bir tarafında IŞİD diğer tarafında ise sadece Bağdat yönetimi değil aynı zamanda ona destek veren uluslararası koalisyon yer alacaktı. Uluslararası koalisyonun bu desteği vermesinin gerekçesi de aşiretleri yıldırmak değil IŞİD'i etkisiz hale getirmekti.

En Çok Zarar Görenler Siviller Oldu

Her ne kadar olay IŞİD'e karşı bir savaş olarak dışa yansıtıldıysa da bölgede Şiileştirme faaliyetlerini istemeyen aşiretlere karşı savaş da el altından sürdürülüyordu. O yüzden saldırılardan birinci derecede zarar görenler siviller oldu. Bölgedeki sivil halk IŞİD'e karşı savaş yürütüldüğü bahanesiyle evlerini, yurtlarını terk ederek başka yerlere iltica etmek zorunda bırakıldı. Saldırılarda zaman zaman kasıtlı olarak sivil hedefler vuruldu, sonra bunların yanlışlıkla olduğu iddiasına sığınıldı. Bunların en meşhurlarından biri de çoğunluğu kadınlardan ve çocuklardan oluşan seksen sivilin sığındığı bir okulun uluslararası koalisyon güçleri bünyesindeki Amerikan uçakları tarafından vurulması oldu. Olayda okula sığınan seksen sivilin tamamı hayatını kaybetti. ABD yetkilileri her zamanki gibi bu saldırının da aslında IŞİD'e yönelik olduğunu iddia ettiler. Ancak hedef alınan yerin sivillerin sığındığı bir okul olması iddiaların tamamen saçma ve tutarsız olduğunu gösteriyordu.

Sivilleri hedef alan saldırıların asıl amacı ise onları bölgeyi terk etmeye zorlamak suretiyle IŞİD'in etkisiz hale getirilmesinden sonrası için planlanan Şiileştirme faaliyetlerinin alt yapısını hazırlamaktı.

Haşdi Şa'bi'yle İşbirliği

Haşdi Şa'bi, aynen IŞİD gibi bir terör örgütüdür ve tek farklı yanı Şii milisleri bir araya getirerek böyle bir örgüt ortaya çıkarmış olmasıdır. Dolayısıyla bu örgüt IŞİD'in Şii milisler tarafından oluşturulmuş bir kopyasıdır. Bu örgütün ne gibi terör faaliyetleri gerçekleştirdiği; hakkındaki muhtelif raporlarda dile getirilmiştir. Fakat gerek Bağdat yönetimi ve gerekse onun arkasında duran uluslararası koalisyon IŞİD'e karşı olduğu iddiasıyla Haşdi Şa'bi'yle işbirliği yapmıştır. Musul ve Telafer başta olmak üzere muhtelif bölgelerde birlikte operasyonlar düzenlemişlerdir.

Amerikan güçlerinin Irak'ta Haşdi Şa'bi'yle işbirliği yapmaları Suriye'de PKK'nın bir uzantısı olan PYD'nin askerî kanadı durumundaki YPG güçleriyle işbirliği yapmaları gibidir. Bu da ABD'nin terörle açıktan işbirliği yaptığının bir başka kanıtıdır.

Büyük Nuri Camisi'nin Bombalanması

Büyük Nuri Camisi veya diğer adıyla Musul Ulu Camisi bu şehirdeki önemli bir eserdir. IŞİD örgütü Musul'u ele geçirmesinden sonra bu camiyi kendisine merkez edindi. Taraftarlarına mesaj göndermek için verdiği hutbeleri genellikle bu caminin minberinden okudu. Fakat IŞİD'in Musul'da dar bir alana kapatılmasından sonra bu cami bombalandı. Bağdat yönetimi ve ABD caminin IŞİD militanları tarafından bombalandığını iddia etti. Bu iddiaya göre IŞİD, Musul'da hakimiyetini tamamen kaybedeceğini anlamasından sonra merkez olarak kullandığı önemli bir eseri de bombalayarak tahrip etmişti. Böyle bir eseri tahrip etmesinden dolayı da IŞİD'i kınadı ve şiddetli bir şekilde tepki gösterdiklerini ifade ettiler. Ancak IŞİD, camiyi kendisinin bombalamadığını Amerikan uçaklarının havadan attığı roketlerle tahrip ettiğini söyledi.

IŞİD Hakimiyetine Son Verildi, Aşiretlere Oynanan Oyun da Amacına Ulaştı

Musul'un IŞİD'den geri alınmasından sonra ortaya çıkan manzara, buranın ve çevresinin geçici bir süre için bu örgüte teslim edilmesinin aslında bir oyun olduğu gerçeğini biraz daha net bir şekilde ortaya çıkardı. Çünkü Musul'un geri alınmasıyla birlikte, bölgede Bağdat yönetiminin baskılarına ve Şiileştirme politikasına itiraz eden aşiretlere karşı yürütülen savaş da amacına ulaşmış oldu. IŞİD'in devreye sokulması suretiyle bölgedeki aşiretlerin mücadeleleri de etkisiz hâle getirilmiş oldu. Bir milyondan fazla sivil evini, yurdunu terk ederek başka yerlere iltica etmek zorunda kaldı. IŞİD sadece bir ara senaryoydu. Bu senaryo tamamlandı ve bölgeye yönelik Şiileştirme faaliyetlerinin kaldığı yerden devam etmesi için bütün şartlar oluşturulmuş oldu. Böylece oynanan oyun amacına ulaşmış oldu.

IŞİD Hakimiyetinden Haşdi Şa'bi ve Bağdat Yönetimi Hâkimiyetine

Bölgeye sürekli saldırılar düzenleyen ve Şiileştirme faaliyetlerinin önünün açılması için bölgedeki aşiretleri sıkıştıran Bağdat yönetimine karşı bu aşiretlerin IŞİD sopasına fırsat vermeleri denize düşenin yılana sarılması gibiydi. Bu aşiretler aslında oyunun bir ucunda da Bağdat'taki işbirlikçi yönetimin olduğunu ve IŞİD'i bilerek bölgeye çektiğini fark etmediler. Bu örgütün bölgeyi ele geçirmesi kendileri için bir rahatlama getirmedi. Çünkü kendilerini kumpasa sokacak senaryonun bir parçasını oluşturuyordu. IŞİD'in çekilmesinden sonra da bölgede hâkimiyeti ondan daha katı, insafsız ve tehlikeli olan Haşdi Şa'bi ile Bağdat yönetimi ele geçirdi. Bunlar şimdi bir yandan Şiileştirme faaliyetlerine kaldıkları yerden devam ederken bir yandan da bölgenin sivil halkına karşı adeta intikam saldırıları düzenliyorlar.

Bağdat Yönetiminin Zulmü IŞİD'inkinden Geri Kalmıyor

Bağdat yönetiminin ve onun işbirliği yaptığı Haşdi Şa'bi'nin zulmü IŞİD'in zulmünden geri kalmıyor. Hatta onu bir hayli geride bırakıyor. Sivil halka karşı yoğun saldırılar düzenleniyor. Şimdi Musul'u ele geçirenler bölgenin ahalisine insan muamelesi bile yapmıyorlar. Saldırılar sadece Musul merkezine özel olarak da kalmıyor. Çevredeki şehir merkezlerine ve kırsal bölgelere de yoğun saldırılar düzenleniyor. Haşdi Şa'bi'nin zaten saldırgan tutumunda IŞİD'den çok katı ve korkunç olduğu biliniyor. Bu yüzden bölgenin Uluslararası Af Örgütü'nün ve İnsan Hakları Gözleme Örgütü'nün, Musul'un IŞİD'den alınmasından sonrasına dair raporlarında sivil halka yönelik saldırılar hakkında muhtelif raporlar hazırlandı. Bu raporlarda halkın gerçekten korkunç ve vahşi saldırılara maruz kaldığına dikkat çekildi.

Rehabilitasyon İddiasıyla İşkence: Musul Yakınında Kurulan Esir Kampı

İnsan Hakları İzleme Teşkilatı (HRW) tarafından hazırlanan raporda Musul'u ele geçiren Bağdat yönetiminin Musul'un 14 km doğusundaki Bertelle bölgesinde kurduğu bir esir kampına dikkat çekildi. Bağdat yönetimi bu kampın IŞİD'le bağlantılı ailelerin psikolojik ve fikrî yönden rehabilitasyonu için kurulduğunu iddia ediyor. Ancak HRW, 9 Temmuz 2017'de kurulan bu kampı kendi elemanlarının 11 Temmuz'da ziyaret ettiklerini ve kampın kesinlikle rehabilitasyonla bir ilgisinin olmadığını tam anlamıyla toplu cezalandırma, bir tür toplama ve esir kampı olduğunu söylüyor. HRW'nin hazırladığı ilk raporda bu kampa IŞİD'le irtibatlandırılan 170 ailenin toplandığına, ailelerin mensuplarından yirmi kişinin nakil esnasında veya kampa getirildikten sonra hayatlarını kaybettiklerine dikkat çekiliyordu. Ölenlerin çoğunluğunun kadınlardan ve çocuklardan olduğuna dikkat çeken HRW ölüm sebeplerinin de aşırı sıcak ve susuzluk olduğunu dile getirdi. Raporda kamptaki şartların çok kötü olduğu, insanların oldukça kötü şartlarda tutulduğu, rehabilitasyon iddiasıyla insanlara topluca işkence edildiği ifade edildi.

Yeni Kamp Planları

HRW'nin raporunda ifade edildiğine göre Bertelle'de kurulan kamp Bağdat yönetiminin bu amaçla inşa etmeyi planladığı esir ve toplama kamplarının ilki mahiyetinde. Raporda Bağdat yönetiminin benzer nitelikte başka kamplar da kurmak istediğine ve toplamda 2800 ailenin bu kamplarda toplanmasının planlandığına dikkat çekildi. HRW, bu kamplarda insanlara yapılan muamelelerin aslında savaş suçları kategorisine girdiğini ve bu kampların savaşlarda kurulan toplama kamplarından bir farkı olmadığını vurguladı. Bütün bu bilgiler Bağdat yönetiminin ve onun himaye ettiği Haşdi Şa'bi'nin savaşının Musul'un IŞİD'den alınmasıyla birlikte son bulmadığını, halka karşı savaşının devam ettiğini gözler önüne seriyor.

Aileleri Mahkûm Etmenin Yolu IŞİD'le Bağlantı Kurmak

Bağdat yönetiminin aileleri söz konusu kamplara nakletmek için kullandığı gerekçe ise ailenin herhangi bir ferdinin IŞİD'le bağlantısının kurulması. Eğer bir tek ferdin bu örgütle en ufak bir bağlantısı kurulursa ailenin kundaktaki bebeğinden yetmişlik ihtiyarına kadar bütün fertleri toptan mahkûm ediliyor ve güya psikolojik ve fikri rehabilitasyon gerekçesiyle toplama kampına götürülüyorlar. Yargı organları da bu yönde kararlar alıyorlar. Aileler oralarda da toptan işkenceye maruz bırakılıyorlar. Öyle ki insanlar güneşin altında susuzluktan hayatlarını kaybedebiliyorlar. Musul'da hakimiyeti ele geçirdikten sonra insanlara yerine göre zorla askerlik yaptıran IŞİD'in sürdürdüğü saltanattan sonra ailelerin ve ailelerden herhangi bir ferdin bu örgütle irtibatını kurmak ise zor değil. IŞİD'in böyle bir saltanatından sonra aileleri bu örgütle irtibatlandırmak sebebiyle cezalandırmak ise gerçekte kasıtlı bir uygulamaya ve özel bir amaca işaret etmektedir.

Mezhepçi Tasfiye

Bağdat yönetiminin ve onun himayesi altında insanlara zulmeden Haşdi Şa'bi adlı terör örgütünün bütün bu uygulamalarının ve IŞİD hakimiyetine son vermesine rağmen halka karşı savaşına devam etmesinin gerçek sebebi ise mezhepçi tasfiyeden başka bir şey değildir. Burada üzerinde durduğumuz gelişmelerin başı ile sonu arasında irtibat kurduğumuz zaman Bağdat yönetiminin ve onun arkasında duran küresel ve bölgesel emperyalist güçlerin gerçek amaçlarını, IŞİD hâkimiyetine son vermelerine rağmen niçin halka karşı savaşı sürdürmekte ısrarlı davrandıklarını anlamamız kolay olacaktır. Bağdat yönetimi Musul'u IŞİD'e terk etmeden önce ısrarla sürdürmek istediği mezhepçi tasfiyeyi bugün çok daha kolay bir şekilde sürdürebilmektedir. Çünkü aşiretlerin kendisine karşı durmalarından kaynaklanan engel ortadan kalkmıştır. IŞİD'in devreye sokulmasıyla birlikte savaşın görünümü değiştirildi onun devreden çıkarılmasından sonra da bölgedeki bütün aşiretler elleri kolları bağlı bir şekilde Bağdat'taki mezhepçi saltanata teslim olmaya mecbur bırakıldı. Sonuç itibariyle Musul'da çok kirli bir oyun oynandı ve bu oyun onların istediği gibi sonuçlandı. Biz de olayların başlangıcından beri işte bu kirli oyuna dikkat çekmeye çalışıyorduk. IŞİD ise bütün bu kirli oyunların kara perdesi olarak kullanılmaktadır. Musul'dan atılmasıyla birlikte de onun işi bitmemiştir. Çünkü küresel emperyalizmin şimdilik Suriye'de oynadığı oyunlarda ve islamofobi canavarına enerji vermek için çevirdiği dümenlerde ona ihtiyacı var.