Gündemden notlar

27 Temmuz 2017 Perşembe, Yeni Akit

İşgal yönetimi Mescidi Aksa'nın kapılarına yerleştirdiği elektronik kapı tipi dedektörleri kaldırdı. Fakat kapılara termal kameralar yerleştirdi. Bu kameraların yerleştirilebilmesi için de kapıların kenarlarına direkler dikti ve bazı ağaçları kesti, bazı tarihi taşları yerlerinden kaldırdı. Kudüslü Müslümanlar bunu da kabul etmediler ve kameraların gözetimi altında girmeyeceklerini bildirerek namazlarını yine genellikle Esbat kapısının önünde kılmaya devam ettiler. İşgal güçleri namaz için burada toplanan Müslümanlara saldırılarda bulunmaya devam etti ve saldırılarda yine cemaatten birçok kişi yaralandı. Mescidi Aksa'yla ilgilenen ilmî heyet, işgal rejiminin uygulamalarının hiçbirini kesinlikle kabul etmeyeceklerini ve Mescidi Aksa'nın girişlerinin 14 Temmuz'daki olaylardan önceki haline döndürülmediği sürece mücadeleye devam edeceklerini bildirdi.

İşgal güçlerinin Mescidi Aksa çevresinde sıkı bir denetim oluşturmaya çalışmasının ve söz konusu kameraları yerleştirmesinin amacı bu kutsal mabedi sıkı bir polis kuşatmasına almak ve Müslümanların girişlerini zorlaştırmaktır. Bütün bu uygulamaların ucunda da Mescidi Aksa'yı Müslümanlarla yahudiler arasında paylaştırma planı var. O yüzden Müslümanlar kapılara ister dedektör cihazı ister kamera olsun hiçbir denetleme ve gözetleme âleti yerleştirilmesini istemiyorlar. Böyle bir şeyin önünün açılması bir sonraki aşamada başka uygulamalara başvurulması ve kademeli bir şekilde paylaştırma planının hayata geçirilmesi sonucunu doğuracaktır.

İsrail'in Amman büyükelçiliğinde ne oldu?

23 Temmuz Pazar günü siyonist işgal rejiminin Ürdün'ün başkenti Amman'daki büyükelçiliğine bağlı binada bazı olaylar yaşandı. Bu olaylar Türkiye'deki medya organlarında bir Ürdünlünün bir İsrailliye bıçaklı saldırıda bulunması sonra öldürülmesi şeklinde yer aldı. Dolayısıyla Amman'daki İsrail büyükelçilik binasında görevli güvenlik elemanına saldırılması ve karşılık verilmesi şeklinde algılandı. Bu olayın biraz ayrıntılı olarak anlatılmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Olay işgal rejiminin büyükelçiliğine bağlı bir binada eşyaların değiştirilmesi esnasında meydana geldi. Bir tartışma üzerine İsrail büyükelçiliğinde çalışan bir Ürdünlü, büyükelçiliğin güvenliğinde görevli İsrailli bir komiser yardımcısına bıçaklı saldırıda bulundu. Olayda saldırıya uğrayan komiser yardımcısının hafif yaralandığı ifade edildi. Ancak işgal rejiminin sefaret güvenlik görevlisi bıçaklı saldırıda bulunan kişiyi silahla öldürdü. Güvenlik elemanı olay yerinde bulunan ve kullanılan binanın sahibi olduğu ifade edilen ikinci kişiyi de yine silahlı saldırıyla öldürdü. Ürdünlü yetkililer bu iki kişinin öldürülmesinden sorumlu güvenlikçi hakkında soruşturma açmak istedi. Fakat işgal yönetimi buna izin vermedi. Bu arada işgal rejiminin başbakanı Netanyahu olaya doğrudan müdahalede bulunarak iki kişinin öldürülmesinden sorumlu güvenlik görevlisi de dâhil İsrail sefaret takımının Ürdün'den serbestçe çıkması ve Tel Aviv'e dönmesi sağlandı. Netanyahu'nun Amman'da iki kişiyi öldüren güvenlik görevlisiyle Tel Aviv'e dönüşünden sonra telefonla bizzat görüştüğü ifade edildi.

Ürdün'ün sergilediği tutuma Ürdünlüler tepki gösterdiler ve Ürdün yönetiminin işgal rejimiyle pazarlık yapıp anlaştığı iddia edildi. Ürdün İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada herhangi bir pazarlık olmadığı iddia edildi. Fakat meselenin kapatılması ve iki kişiyi katleden işgalcinin herhangi bir sorgulamaya tabi tutulmadan Tel Aviv'e dönmesinin sağlanması için ABD'nin de devreye girdiği haberlerde dile getirildi.

Öldürülen Ürdünlülerden birinin cenaze törenine toplanan kalabalık siyonist işgal rejiminin Amman'daki büyükelçiliğinin tamamen kapatılmasını isteyen sloganlar attı. Cenaze töreninde Ürdün hükümetinin tutumuna yönelik eleştiriler de oldu.

Olay Ürdün parlamentosunda da şiddetli tartışmalara neden oldu ve parlamenterlerden bazıları işgalci güvenlik görevlisinin herhangi bir sorgulamaya tabi tutulmadan Tel Aviv'e dönmesine izin verilmesine tepki gösterdiler.

28 Temmuz 2017 Cuma, Yeni Akit

* Siyonist işgal yönetimi Mescidi Aksa'nın kapılarına kapı tipi dedektörler yerleştirmekten vazgeçmesinin ardından kapılara yerleştirdiği bariyerleri, demir parmaklıkları ve termal kameraları bağlamak amacıyla diktiği direkleri de kaldırdı. İşgal rejiminin bu kararlarından sonra Kudüs'teki direnişi organize eden heyet de dün (27 Temmuz Perşembe) ikindi namazından itibaren Mescidi Aksa'nın içine girilmesi ve namazların artık içeride kılınması çağrıları yaptı. Siyonist işgal rejiminin bütün bu uygulamalarında geri adım atması Filistin halkının özellikle de Kudüs ahalisinin verdiği mücadelenin bir zaferidir. Siyonist işgal yönetimi güvenlik gerekçesiyle başlattığı uygulamalarının devam etmesi durumunda halkın direnişinin de sona ermeyeceğini kabul etmek ve geri adım atmak zorunda kaldı. Ancak bu onun Mescidi Aksa'yla ilgili kirli oyunlarının bittiği anlamına da gelmez. Çünkü işgal rejiminin Doğu Kudüs'ü işgal ettiği Haziran 1967'den bu yana Mescidi Aksa'ya yönelik farklı zamanlarda muhtelif atakları oldu. O yüzden işgal rejiminin bu kutsal mabedi hedef alan planları karşısında dikkatli olmak ve bu planların uygulamaya geçirilmesine fırsat vermemek gerekir.

* İşgal rejiminin başbakanı Netanyahu Mescidi Aksa olaylarında El-Cezire'nin halkı tahrik ettiğini ileri sürerek bu televizyonun Kudüs'teki bürosunun kapatılması talimatı verdiğini açıkladı. Netanyahu'nun böyle bir talimat vermesinde Suudi Arabistan liderliğindeki ablukacı ülkelerin El-Cezire'ye karşı başlattıkları savaşın da önemli bir etkisinin olduğunu sanıyoruz.

* Suriyeli yüz binlerce mültecinin ikamet ettiği ve Suriye - Lübnan sınırında bulunan Arsal mülteci kampına Hizb'in, Lübnan ordusunun ve Suriye'deki Baas rejiminin desteğiyle sürdürdüğü saldırılarında dün sabah ateşkes ilan edildiği açıklandı. Günlerden beri İslâm dünyasının gündeminde Mescidi Aksa'da yaşanan gelişmeler öne çıktığından Arsal mülteci kampına yönelik saldırılar biraz gölgede kaldı ve pek fazla konuşulmadı. Hizb bu savaşını Arsal tepelerini kontrol altında tutan Fethu'ş-Şam'a karşı yürüttüğünü iddia ediyor. Fakat Hizb militanlarının ve Lübnan ordusu askerlerinin bölgede kontrolü Fethu'ş-Şam'ın elemanlarından alma iddiasıyla yürüttüğü savaşta en çok siviller zarar gördü ve bir haftaya yakın süren saldırılarda yüzden fazla insanın hayatını kaybettiği haberlerde dile getirildi. Hizb'in militanları hem Lübnan, hem Suriye tarafından saldırılar düzenlediler. Lübnan ordusu da mülteci kampının etrafını kuşatmaya alarak içerideki mültecilerin hareket imkânlarını iyice kısıtladı.

* Musul'da kontrolü ele geçiren Bağdat yönetimi ve onun himaye ettiği Haşdi Şa'bi sivil halka yönelik şiddet uygulamalarını sürdürüyor. Bu arada Musul savaşının devam ettiği dönemde ne kadar sivilin hayatını kaybettiği konusunda da bir tartışmanın gündeme gelmesi dikkat çekti. Iraklı yetkililerden bazıları en az kırk bin sivilin hayatını kaybettiğini söylerken bazıları da bunun çok abartılı bir rakam olduğunu iddia ediyorlar. Fakat bazı insan hakları kuruluşlarının raporlarında savaşın devam ettiği günlerde bölgede günde ortalama doksan sivilin öldüğü veya yaralandığı ifade edildi.

* Musul'dakine benzer bir durum da Libya'da, Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin finanse ettiği Halife Haftar'ın militanlarının kontrolü ele geçirdiği Bingazi'de yaşanıyor. Haftar'ın adamları daha önce Bingazi'yi savunanlardan ele geçirdiklerini korkunç bir şekilde idam ediyorlar. Bingazi'yle ilgili raporlarda Haftar'ın militanlarının burada tam anlamıyla terör estirdiklerine dikkat çekiliyor.

* ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert artık Körfez krizinin sona erdirilmesi için tarafların masaya oturmaları zamanının geldiğini söyledi. Anlaşıldığı kadarıyla ABD, dün Katar'ın üzerine sürdüğü işbirlikçilerini şimdi de hizaya sokmaya çalışıyor. İşbirlikçi diktatörler de nerede saldırıp nerede duracaklarını şaşırmış durumdalar.

29 Temmuz 2017 Cumartesi, Yeni Akit

Bugün de İslâm dünyasındaki farklı gelişmeler hakkında kısa notlar yazmaya devam ediyoruz.

* Allah'ın izniyle Filistinlilerin ve özellikle de Kudüs ahalisinin kararlı direnişi işgal rejimini Mescidi Aksa konusunda yine geri adım atmaya zorladı. Fakat ilginçtir olayların sıcaklığında ve işgalcilerin Mescidi Aksa'yı her yönden asker ve polis kuşatmasına aldıkları, kimseyi içeri sokmadıkları günlerde susmayı tercih eden Arap Birliği teşkilatı geçtiğimiz Perşembe günü Mısır'ın başkenti Kahire'de gerçekleştirdiği Dışişleri bakanları toplantısında siyonist işgal rejiminden Mescidi Aksa'ya yönelik taşkınlıklarını durdurmasını talep etti. Aslında bazı yorumcuların söylediklerinden de anlaşıldığı kadarıyla Arap Birliği teşkilatı böyle bir açıklama yaparak işgal rejiminin geri adım atmak zorunda kalmasının kendisinin müdahalede bulunmasının bir sonucu olduğu intibaı vermeye çalıştı. Fakat bunda da geç kaldığı için amacını gerçekleştiremedi. Çünkü Arap Birliği'nin açıklaması, Kudüs halkının işgalci siyonistleri geri adım atmaya zorlamasından sonra geldi. Bununla birlikte bazı yorumcular Arap Birliği'nin Filistin halkının işgal rejimi karşısındaki zaferini çalmak amacıyla böyle bir açıklama yaptığını dile getirdiler. Fakat işgal rejiminin eski Savaş Bakanı Moşe Yaalon'un Arap ülkelerinin liderlerinin kendileriyle birlikte olduğunu söylemesi Arap Birliği teşkilatının taleplerindeki samimiyetsizliği açığa çıkarıyordu.

* İşgal rejimi Filistin'in 1948'de işgal edilmiş bölgesindeki İslâmî Hareket'in lideri Raid Salah'ı Mescidi Aksa'yla ilgili hadiselerin alevlendirilmesinden sorumlu tuttu. Gerçi Filistin halkının bu kutsal mabede sahip çıkma gayreti bir ortak tavrın ve mücadelenin sonucudur. Ancak Raid Salah da zaten Aksa'nın bekçisi olarak tanımlanmaktan şeref duyan biridir. Dolayısıyla Mescidi Aksa'ya sahip çıkılması için yürütülen mücadeleye bir katkısı olmasından da onur duyacaktır.

* Ürdün yönetimi, siyonist işgal rejiminin Amman'daki sefaretinde iki Ürdünlüyü katleden güvenlik görevlisinin Tel Aviv'e dönmesine izin vermesinden sonra şimdi güya İsrail'in onu yargılaması için ısrar ediyor. Ürdün'ün bu adam yargılanmadan büyükelçi dâhil işgal rejimi sefaretinde görevli elemanların Amman'a dönmelerine izin vermeyeceği haberlerde dile getirildi. Bu yöndeki tavır ve açıklamalar halktan gelen tepkileri yatıştırma ve Ürdün yönetiminin işgal rejimi karşısındaki acziyetinin üstünü örtme amaçlı içi boş bir taktikten başka bir şey değildir. Siyonist rejimin güvenlik görevlisini yargılaması kolay. Yargılar ve beraat ettirir. Asıl önemli olan onu Ürdün yargısının yargılayabilmesi ve suçunu tam olarak ortaya çıkarabilmesi, cezasını da çektirebilmesiydi.

* Moritanya anayasada değişiklik için 5 Ağustos tarihinde yapacağı referandum için çalışmalarını sürdürüyor. Fakat bu arada bazı kesimler referanduma itiraz ederek protesto gösterileri düzenliyorlar. Moritanya polisi protesto gösterileri düzenleyenlere yine şiddet uyguladı ve bazılarını gözaltına aldı. Biz Moritanya'daki anayasa değişikliğinin neler içerdiğini ve üzerindeki ihtilafları Yeni Akit'in 31 Mart 2017 tarihli sayısında yayınlanan "Moritanya'da anayasa tartışmaları" başlıklı yazımızda ele almıştık.

* Mısır'daki cunta rejimi bu sıralarda ülkedeki Uygur Müslümanları sıkıştırıyor. Bazı Uygurlar gözaltına alındı ve sorgulanıyor. Bazıları da ülkeyi terk etmeye zorlandı. Bu zulüm uygulaması Sisi cuntasıyla Çin arasındaki işbirliğinin ve perde arkasındaki anlaşmanın bir sonucu olabilir.

* Bu sıralarda Yemen'deki çocuk ölümlerinin yüzde sekseninin kolera ve açlıktan kaynaklandığı raporlarda dile getirildi. Yemen'de devam eden iç savaş yüzünden maalesef açlık ve kolera felaketiyle ciddi bir anlamda mücadele edilemedi.

* Pakistan Anayasa Mahkemesi başbakan Nevaz Şerif'in birtakım yolsuzluklara karışmasından dolayı görevden alınmasına hükmetti. Nevaz Şerif hakkındaki iddiaları yalanlıyordu.

* ABD yönetimi Körfez krizinin devam etmesinin kendilerini rahatsız ettiğini açıkladı. Öte yandan Fransa'da yapılan bir toplantıda da ablukacı ülkelerin Katar'a bazı taleplerini kabul ettirmeden geri adım atmak istemedikleri ifade edildi.