Diktatörler Çetesinin Katar'ı Boğma Girişimi

Temmuz 2017, Ribat

Katar'a Dönük İlk Operasyonları Değil

Arap dünyasındaki dikta rejimleri özellikle de onların başını çeken Suudi Arabistan, Katar'ın tutumundan daha önce de rahatsız oluyordu. Bu ülkenin Mısır'daki Sisi cuntasının mağdur ettiği insanlara, Filistin direnişinin siyasi kanadının mensuplarına kapılarını açması, medya organlarına özgürce faaliyet imkânı vermesi kendilerini rahatsız ediyordu. Bundan dolayı muhtelif zamanlarda uyarılarda bulundular. Fakat uyarılarından sonuç alamayınca 2014'te Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkelerin güvenlik ve istikrarıyla ilgili Riyad Anlaşması'nı bahane ederek Katar'dan büyükelçilerini çekme kararı aldılar. Gerçekte anlaşma Katar'ın uygulamalarına engel oluşturan bir detay içermiyordu. Detaylar tamamen Riyad çetesinin kendi yorumlarına dayanıyordu. Fakat onların asıl amaçları Katar'a "suyumuzu bulandırıyorsun" demekti ve bunun için de kendilerine Riyad Anlaşması'nı gerekçe göstermişlerdi. O zaman Katar'la diplomatik ilişkilerini bir süre tamamen kestiler. Ama istedikleri sonucu almalarının gene mümkün olmayacağını anlamaları üzerine yeniden ilişkilerini başlatma ihtiyacı duydular.

Riyad Zirvesi ve Trump'tan Alınan Talimat

21 Mayıs 2017 tarihinde Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da "Amerika ve İslâm Ülkeleri Zirvesi" adı verilen bir uluslararası toplantı gerçekleştirildi. Toplantı normalde Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ilişkilerin düzene sokulmasını ve geliştirilmesini amaçlıyordu. Fakat Suud yönetimi kendisinin ABD'nin yeni başkanı Trump'ın önünde eğilişini gölgelemeleri için İslâm dünyasından da siyasi liderleri çağırmış ve düzenlediği toplantıya "ABD ve İslâm Ülkeleri Zirvesi" adını vermişti.

Trump'ın bu toplantıya katılmak amacıyla Riyad'a yaptığı ziyaret aynı zamanda ABD başkanlığı koltuğuna oturmasından sonra gerçekleştirdiği ilk dış ziyareti niteliği taşıyordu. O yüzden uluslararası alanda ve medya nezdinde de bayağı ilgi görmüştü.

ABD Başkanı Trump bu toplantıda yaptığı konuşmada Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas)'ı özellikle diline dolayarak "terör örgütü" olarak andı. Onun bu hareketten böyle söz etmesinin amaçlarından biri uhdesindeki işbirlikçi Arap yönetimlerinin bu harekete karşı bir savaş başlatmalarını sağlamaktı.

Trump umuma açık konuşmasında doğrudan bir ülkeyi hedef gösteren herhangi bir ifadeye yer vermemişti. Ancak diktatörler çetesinin fiili olarak Katar ablukasını başlatmalarından sonra yayınladığı bir tweet mesajında bu konuyu aralarında çok açık bir şekilde konuştuklarını izhar etti. Söz konusu mesajında ideolojik radikalizmin daha fazla finanse edilemeyeceğini söylediğini liderlerin de Katar'ı işaret ettiklerini vurguladı. Bu mesaj ve Trump'ın konuyla ilgili daha sonra yayınladığı mesajlar Katar'ın kıskaca alınması konusunda talimatların onun tarafından verildiğini ortaya koymuştur.

Trump aynı zamanda kendilerine siyonist işgal rejimiyle perde arkasından yürüttükleri ilişkileri perdenin önüne taşımak için bir normalleştirme süreci başlatmaları yönünde talimat verdi. Bunu da zirvedeki konuşmasında dile getirdi. Diktatörler bu normalleştirme sürecini başlatabilmeleri için kendilerine bu konuda tepki gösterebileceklerin iyice kıskaca alınmasını, onlara hiçbir şekilde konuşma fırsatı verilmemesini istiyorlardı.

Ancak Katar konusunda diktatörler çetesinin hesaplarının ABD başkanının hesabıyla birleştiğini, yani kendilerine emredileni zorla değil gönüllü olarak yaptıklarını, buna zaten istekli olduklarını özellikle vurgulamamız gerekir. Çünkü yukarıda da zikrettiğim üzere Katar'ın tutumundan rahatsız olduklarını daha önce de ortaya koymuşlardı ve Trump'ın talimatlarına binaen başlattıkları abluka bu ülkeyi kıskaca alma konusunda ilk girişimleri değildi.

Katar Emiri'ne Oynanan Haber Oyunu

ABD Başkanı Trump'tan Riyad'da talimatların alınmasından sonra Katar'ın kıskaca alınmasına dair operasyon hazırlıklarının ilk sinyallerini veren ilginç bir gelişme yaşandı. Katar Haber Ajansı (QNA)'nın web sitesinde Katar Emiri'ne nispet edilen bir açıklamaya dair haber yayınlandı. Haberde Emir Temim bin Hamed Âli Sani'nin (Not: Buradaki Âli kelimesi harfi tarif olan el'in İngilizce bozması veya isim değildir, Âli İmran tamlamasındaki gibi bir aileye mensubiyeti ifade eder) İran'dan övgüyle söz eden, ABD'yi de sert bir şekilde eleştiren açıklamada bulunduğu iddia ediliyordu. Haberin yayınlanmasının hemen ardından Katar Hükümeti İletişim Dairesi Direktörü Şeyh Seyf bin Ahmed Âli Sani yayınlanan açıklamaların Emire ait olmadığını Katar Haber Ajansı'nın sayfasının hacklendiğini o yüzden bu sayfada bu türden açıklamalara yer verildiğini duyurdu. Katar Haber Ajansı da derhal twitter hesabı üzerinden mesaj yayınlayarak sayfasının hacklendiğini, asılsız açıklamaları yayan haberlerin kesinlikle kendilerine ait olmadığını kamuoyuna duyurdu.

Diktatörler Çetesine Çalışan Medyanın Israrlı Tutumu

Yapılan açıklamalar ve ortaya çıkan durum haberin QNA'nın haberi olmadığını ve ajansın web sitesinin hacklendiğini ortaya koyuyordu. Çünkü ortada gizli bir kamerayla çekilmiş video yoktu. Sadece Katar Emiri'ne nispet edilen bir açıklamadan söz eden haber metni yer alıyordu. Emir bu açıklamayı eğer ki gerçekten yapmış ve kamuoyuna da duyurulmasını istemiş olsaydı haberin çıkmasının hemen ardından yalanlama ve düzeltme yapma ihtiyacı duymazdı. Gizli bir şekilde yapmış olsaydı o zaman da Katar Haber Ajansı'nın web sitesinde kesinlikle yer almazdı. Çünkü bu sitenin Emirin özel ve halka duyurulması mahzurlu açıklamalarını yayınlaması mümkün değildir. Böyle bir iddia belki Katar'la ilgisi olmayan bir haber ajansının sitesine yansıyabilir ama Katar Emiri'nin hassasiyetlerine önem vereceğini tahmin ettiğimiz bir haber ajansının sayfalarına yansımaz.

Yapılan tüm açıklamalara ve yalanlamalara rağmen diktatörler çetesine çalıştıklarını bildiğimiz birtakım medya organları ısrarla bu iddiayı Arap kamuoyuna yansıtmaya ve haberin doğruluğunu savunmaya çalıştılar. Özellikle de Suudi Arabistan güdümlü olduğu iyi bilinen El-Arabiyye tv kanalı haber üzerinde günlerce durarak onu iyice kafalara işlemeye çalıştı.

Aslında bu medya organlarının haber üzerinde bu kadar ısrarlı bir şekilde durmaları ve zihinleri bulandırmaya çalışmaları QNA'nın web sitesinin gerçekten hacklendiği ve bu amaçla bir komplo kurulduğu konusunda ciddi işaretler de taşıyordu.

Haberin Ardından Sıcağı Sıcağına Abluka Kararı

Haber komplosunun üzerinden fazla zaman geçmeden Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır'dan oluşan cephe Katar'ı ablukaya almak amacıyla bu ülkeyle bütün diplomatik ilişkilerini ve hava, kara ve deniz bağlantılarını kestiklerini açıkladı. Onların bu ablukalarına Libya'daki Halife Haftar çetesi ve Yemen'deki Abdurabbih Mansur El-Hadi'nin grubu da destek veriyordu. Fakat medya tarafından Libya ve Yemen'deki söz konusu grupların destek vermesi Libya ve Yemen'in ülke olarak destek vermesi şeklinde yansıtıldı. Oysa bu iki ülkede henüz merkezi bir otorite oluşturulamamıştır ve Halife Haftar örgütü, diktatörler çetesinin beslediği bir fitne örgütünden başka bir şey değildir. Dolayısıyla ablukaya Libya ülke olarak değil sadece Halife Haftar fitne örgütü destek vermiştir. Yemen'de de Abdurabbih Mansur El-Hadi'nin Aden'de, Suudi Arabistan liderliğinde oluşturulan koalisyon tarafından desteklenen bir hükümeti var ve ülkenin tamamına hâkim değildir. Yemen tarafından da sadece onun hükümeti destek vermiştir, Yemen ülke olarak destek vermemiştir. Sonrasında Suudi Arabistan'ın baskıları önünde boyun eğmeye kendini mecbur hisseden bazı ülkeler de ablukaya destek vererek Katar'la ilişkilerini kestiklerini duyurdular. Ama onların ilişkilerini kesme kararları Katar'ı çok fazla etkileyecek kararlar değildi.

Aslında söz konusu haberin hemen ardından böyle bir abluka kararı alınması haber komplosunun arkasında kimlerin olduğu ve hack çetesinin de kimlere çalıştığı hakkında fikir veren bir gelişme olmuştu.

Katar'dan Rahatsız Olmalarının Sebepleri

Ablukacı diktatörler kararlarını ilk açıkladıklarında Katar'a karşı onun İran'la sıkı ilişkiler içinde olması, İran'ın Yemen'deki militan örgütü Husi hareketine destek vermesi ve genel anlamda teröre destek vermesi sebebiyle bu kararı aldıklarını iddia ettiler. Bu iddialar tamamen saçmaydı ve gerçekleri yansıtmıyordu. Fakat ilk etapta konuyu biraz çarpıtarak zihinleri bulandırmak için yalanlardan istifade etmeye ihtiyaçları vardı.

Onları asıl rahatsız eden Katar'ın Sisi cuntasının mağdur ettiği Müslüman Kardeşler cemaati mensuplarına ve Hamas'ın siyasi kanadının mensuplarına kapılarını açması, kendilerini ciddi şekilde rahatsız eden El-Cezire başta olmak üzere muhtelif medya organlarının özgürce çalışmasına fırsat vermesi ve bilhassa Gazze'ye yardım etmesiydi. Trump da "ideolojik radikalizmin finanse edilmesi" ile bunları kastediyordu.

Zaten fazla vakit geçmeden kendileri de asıl nelerden rahatsız olduklarını açığa vurdular. Suudi Arabistan Dış İşleri Bakanı Adil El-Cubeyr, Paris ziyareti esnasında yaptığı açıklamada "Katar'ın politikalarında tencere artık taşmıştır. Doha'nın Hamas ve İhvan gibi cemaatlere yardımını artık durdurması gerekir" diye konuşması gerçekte kendilerini rahatsız eden şeyin ne olduğunu gösteriyordu. Bunun dışında da daha birçok açıklamayla kendilerini gerçekte Hamas ve İhvan'a desteğin rahatsız ettiğini gayet açık bir şekilde dile getirdiler. Bu tutumları uygulanan ablukanın aslında İsrail hesabına bir abluka olduğunu gözler önüne seriyordu.

Sözde "Terör Listesi"

Diktatörler çetesini rahatsız eden önemli bir husus daha vardı. Uluslararası Müslüman Âlimler Birliği'nin çalışmalarına fırsat verilmesi. Çünkü diktatörlerin istediği etraflarında tam anlamıyla yağcı, yalakacı, çıkarcı, her dediklerine "isabetlidir" fetvası veren dünyaperest bir âlimler grubunun oluşması, bunu yapmayanlara ise kesinlikle çalışma ve konuşma fırsatı verilmemesiydi.

Ablukanın başlatılmasından sonra yayınladıkları sözde "terör listesi" de bu konudaki tavırlarını, özellikle ilim adamlarına duydukları kin ve nefret duygularını açığa çıkardı. Sözde terör listesine başta Uluslararası Müslüman Âlimler Birliği'nin başkanı ve bütün İslâm âleminde itibarı olan ilim adamı Yusuf El-Karadavi olmak üzere birçok değerli ilim adamını yazmışlardı. Ayrıca Katar'la hiçbir ilgileri olmayan, bazıları Sisi cuntasının zindanlarında tutuklu olan kişilerin isimlerinin yazılması dikkat çekiyordu. Bu kişilerin yazılmasının amacı tabi onların Katar'dan çıkarılmasını istemek değil "terörist" olarak tanınmaları için talimat vermekti. Yani diktatörler kendilerine muhalefet edenlerin terörist olarak tanınmasını istiyorlardı.

Listeye alınan kurumlar içinde de özellikle Gazze'ye yardım eden insanî yardım kuruluşlarının yer alması dikkat çekiyordu.

Ablukacılar Umduklarını Bulamadı

Dediğimiz gibi diktatörler çetesi Katar'ı kıskaca almak için 2014'te de bir girişimde bulunmuş ancak istedikleri sonucu alamamışlardı. Bu kez onu daha sıkı bir şekilde kıskaca almak suretiyle istediklerini kesin bir şekilde yaptıracaklarını umuyorlardı. Çünkü bu kez sadece diplomatik ilişkilerini kesmekle kalmayıp aynı zamanda ekonomik abluka uygulama kararı almışlardı. Ekonomik ablukaları aynı zamanda kendilerinin hava, kara ve deniz sahalarını Katar'a tamamen kapatmayı da içeriyordu. Bu arada bir yandan da sopanın ucunu göstererek askerî yaptırım uygulamaları ihtimalini dolaylı bir şekilde dile getirmeye çalıştılar. Katar'ın bu baskıya fazla tahammül edemeyeceğini ve kendilerine teslim olacağını umuyorlardı.

Ama umduklarını elde edemediler. Her şeyden önce Arap dünyasında kendi saflarında bir ittifak sağlamayı başaramadılar. Yaptıkları tüm baskılara rağmen Arap ülkelerinin birçoğu Katar'la ilişkilerini kesmeyi reddetti. Afrika ülkelerine ekonomik baskılarının ve tehditlerinin sonuç vereceğini umuyorlardı ama Eritre ve Somali gibi çok zayıf ülkeler bile onların direktiflerine uymayı reddederek Katar'la ilişkilerini kesmeme kararı aldı. Aynı zamanda bu ülkeler kendilerine yapılan baskılar ve rüşvet teklifleri hakkında da kamuoyuna bilgi vererek Suudi Arabistan'ın etrafında toplanan diktatörler çetesinin Katar'ı kıskaca almak amacıyla ne gibi arsızlıklara başvurduğunu açığa çıkardılar.

Uluslararası alanda da abluka fazla etkisini göstermedi. Her şeyden önce Türkiye, Katar'la arasındaki dostluk ilişkilerini önemseyerek ona destek verdi ve diktatörler çetesinin gıda ablukasından doğan sıkıntının giderilmesi için alternatif ürünler gönderdi. Türkiye'nin Katar'a askeri üs kurma konusunda yaptığı anlaşmayı hızlı bir şekilde Meclis'ten geçirmesi de etkisini gösterdi.

Avrupa ülkeleri de ABD'nin bölgeyle ilgili planlarından rahatsız olduklarını belli ederek Katar'a yönelik ablukaya destek vermediler. Bu durum diktatörler çetesinin ablukasının etkisini yavaş yavaş kaybetmesine neden oluyor.

Fakat ABD'nin ve Arap dünyasındaki diktatörler çetesinin Katar'ı en azından bazı şeyleri kabul etmeye zorlamak için baskılarına bir süre daha devam edebilecekleri anlaşılıyor. Buna rağmen yine de etkisiz ve sonuçsuz kalması ihtimali yüksektir.

Katar'a Uygulanan Ablukayı Fırsat Olarak Değerlendirmeye Çalışanlar

Bu ablukanın en çok siyonist işgalin işine yaradığı açıktır. İşgal rejimi ve onun hizmetindeki Mahmud Abbas yönetimi oluşan havadan aynı zamanda Gazze'ye yönelik baskılarını daha da şiddetlendirmek için değerlendirmeye çalıştılar. İşgal hükümetinin, Gazze'ye gönderilen elektrik miktarını Abbas'ın istekleri doğrultusunda azaltma kararı almak için oluşan havadan istifade etmesi buna bir örnektir. Abbas yönetimi de yine bu havadan istifade ederek Filistin halkının sesi durumundaki bazı haber sitelerini engelleme kararı aldı. Filistin halkının üzerindeki baskıları artırmak amacıyla bunun dışında da muhtelif kararlar aldılar.