Ablukaya kimler destek veriyor?

30 Haziran 2017 Cuma, Yeni Akit

Ekonomik güç ve imkânları insanların inanç ve düşünce dünyalarına hükmetme amacıyla kullanma geleneği bayağı eskidir. Hatta bunun şeytanla başladığını söyleyebiliriz. Çünkü ekonomik imkânları ve dünyanın çekiciliklerini söz konusu amaç için kullanmanın iki yönü var. Bir yönünü teşvik ve tahrik diğer yönünü ise baskı ve engelleme oluşturmaktadır. Şeytanın bunun birinci şeklini sıkça kullandığını Kur'an-ı Kerim'in âyetlerinden ve Resûlullah (s.a.s.)'in hadîslerinden öğreniyoruz.

Fakat zulüm rejimleri veya zulmü insanların inanç dünyalarına hükmetmenin en kestirme yolu olarak gören kişiler daha çok ikinci metottan yararlanmaya çalışmışlardır. Bundan dolayı tarihte ve günümüzde insanların inanç dünyalarına hükmetmek, fikren ikna edici olamasalar da kitleleri birtakım dayatma inanç ilkelerini onaylamaya zorlamak için ekonomik kuşatmaya başvurulduğunu görürüz.

Katar'a uygulanan ablukanın arka planında ABD'nin olduğu gelişmelerin seyrinden anlaşılıyor. Fakat uygulayıcı ülkelerin de buna istekli oldukları geçmişte ve bugün sergiledikleri tutumdan anlaşılıyor. Çünkü 2014'te de Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkelerin güvenlik ve istikrarıyla ilgili Riyad Anlaşması'nı bahane ederek Katar'dan büyükelçilerini çekme kararı almışlardı. Gerçekte anlaşma Katar'ın uygulamalarına engel oluşturan bir detay içermiyordu. Detaylar tamamen Riyad çetesinin kendi yorumlarına dayanıyordu. Fakat onların asıl amaçları Katar'a "suyumuzu bulandırıyorsun" demekti ve bunun için de kendilerine Riyad Anlaşması'nı gerekçe göstermişlerdi. O zaman Katar'la diplomatik ilişkilerini bir süre tamamen kestiler. Ama istedikleri sonucu almalarının mümkün olmayacağını anlamaları üzerine yeniden ilişkilerini başlatma ihtiyacı duydular.

Son abluka planını dikte eden ABD olsa da uygulayıcılar dört ülkedir. Bunların başını Suudi Arabistan çekiyor. Diğerleri de Mısır, BAE ve Bahreyn'dir. Olayların başlangıcında Yemen ve Libya'nın da dâhil edilmesi tamamen çarpıtma idi. Çünkü Libya'da ablukaya destek veren sadece Halife Haftar çetesidir. Bu çete de zaten Suudi Arabistan'ın finansmanıyla ayakta duran ve BAE tarafından yönlendirilen bir fitne örgütüdür ve ülke olarak Libya'yı temsil etmez. Bu ülkedeki merkezi yönetim ise ablukanın içinde yer almadı. Yemen'de de yine Suudi Arabistan'ın yönlendirdiği ve askerî yönden desteklediği Abdurabbih Mansur El-Hadi'nin hükümeti ablukaya destek verdi. Onun hükümeti de Aden ve çevresine hükmediyor. Yemen'in tümü üzerinde söz sahibi olmadığı gibi ülke içinde hâlen devam eden iç çatışmanın bir tarafı durumundadır. Dolayısıyla işin içine bu iki ülkenin dâhil edilmesi ablukacılar çetesinin kendilerini kalabalık göstermek amacıyla oynadıkları bir oyundu ve maalesef bu oyunlarında medyayı yanıltmayı başardılar.

Abluka cephesine sonradan dâhil olanlar, Suudi Arabistan'ın baskılarına boyun eğerek onun talimatlarına göre hareket etme ihtiyacı duyan zayıf ülkelerdir. Ama bunlardan bazılarının Suudi Arabistan'ın tüm dayatmalarına direnerek ablukaya iştirak etmemekte ısrarlı davrandıklarını da gözden kaçırmamak gerekir. Bunlardan özellikle Somali ve Eritre'yi zikredebiliriz. Afrika'daki diğer bazı ülkeler de Suudi Arabistan'ın dayatmalarına direnmeyi başardılar. Bazı ülkeler üzerinde de zaten Suudi Arabistan'ın herhangi bir etkisi yoktu, dolayısıyla onlar işin içine hiç karışmadılar.

ABD'nin tutumu ise daha önce de dile getirdiğimiz üzere iki yüzlüdür. Bir tarafta Suudi Arabistan'ın Dış İşleri Bakanı ileri sürdükleri şartların tartışmaya açık olmadığını söylerken diğer tarafta ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley Körfez meselesinin çözümü için her iki tarafı da diyaloğa zorlamak gerektiğini söylüyor. Bu da ABD'nin perdenin önünde bir türlü arkasında başka türlü konuştuğunu gösteriyor.