Katar'a komplo ve ambargo

8 Haziran 2017 Perşembe, Yeni Akit

Gazetemizde 25 Mayıs 2017 tarihinde yayınlanan "Katar Emiri'ne söylemediklerinin söyletilmesi" başlıklı yazımızda Katar Emiri Temim bin Hamd Ali Sâni'ye nispet edilen bir açıklamanın Katar Haber Ajansı (QNA)'nın web sayfasında yayınlanmasından söz etmiştik. Gerek Emir adına açıklama yapan yetkililer gerekse QNA yetkilileri hemen hızlı bir şekilde açıklama yaparak haberi yalanlamış, QNA sayfasının hacklendiğini haberin de bu suretle yayınlandığını bildirmişlerdi.

Öne sürülen açıklama gizli bir video ile çekilmiş ve o şekilde piyasaya sürülmüş olsaydı belki yine tartışmaya değer bir yönü olabilirdi. Ama önce web sitesinde dayanaksız bir haber çıkması ve hemen ardından yalanlanması sitenin hacklendiği bilgisini teyit eden bir durumdu. Çünkü Katar Emiri böyle bir açıklamayı gizli yapmış olsaydı onunla ilgili haber kesinlikle Katar Haber Ajansı (QNA)'nın sitesine yansımazdı. Açıktan yapmış olsaydı hemen haberin yayınlanmasının ardından yalanlanmasına ihtiyaç duyulmazdı.

Katar yönetiminin ve haber ajansı yetkililerinin ısrarla haberin yalan ve bir komplo neticesinde piyasaya sürülmüş olduğunu belirtmelerine rağmen diğer taraftan Suudi Arabistan'ın güdümündeki El-Arabiyye adlı televizyon kanalı haberin doğru olduğuna insanları inandırmak için yoğun bir şekilde bastırmaya çalıştı. Onun bu yayınını BAE'nin ve yine Suudi Arabistan'ın yön verdiği diğer dikta rejimlerinin güdümündeki muhtelif televizyon kanalları da destekledi. Tüm yalanlamalara rağmen bu kanalların ısrarla haberin doğru olduğuna insanları inandırmaya çalışmaları işin içinde bir oyun ve komplo olduğu gerçeğini biraz daha açığa çıkarır nitelikteydi.

Hadisenin bir başka dikkat çeken yanı da ABD Başkanı Trump'ın iştirak ettiği ve Suudi Arabistan'ın ABD'den askeri malzeme ve silah satın almak için 380 milyar dolarlık anlaşma imzaladığı Riyad buluşmasından hemen iki gün sonra gerçekleşmesiydi. Riyad Zirvesi 21 Mayıs tarihinde, QNA'nın web sitesinin hacklenmesi suretiyle Katar Emiri'ne nispet edilen açıklamayla ilgili haberin yayınlanması ise 23 Mayıs tarihinde gerçekleşti. Dolayısıyla hadisenin böyle sıcağı sıcağına yaşanması Arap dünyasındaki diktatörlerin efendileri Trump'tan aldıkları talimatı vakit kaybetmeden uyguladıklarını, oyunu hemen oynadıklarını gösteriyordu.

Aslında böyle yapmaları onların kirli oyunlarını da açığa çıkardı. Çünkü söz konusu haberin QNA'nın web sitesinde çıkmasının üzerinden on bir gün geçtikten sonra Katar'a karşı ekonomik ve diplomatik savaş ilan etmeleri haber komplosunun arkasında bu çetenin yer aldığını, hackleme işlemini onların adamlarının yaptığını açığa çıkardı. Hackleme işleminin Riyad toplantısından hemen iki gün sonra yapılması da talimatı Trump'tan aldıklarını gösterdi. Araya biraz zaman farkı koysalardı belki her şey bu kadar açık ve belirgin olmayacaktı. Ama Trump'ın, diktatörler çetesinin Katar'a ekonomik ve diplomatik savaş ilan etmelerinin ardından yayınladığı twette Riyad'daki görüşmesi esnasında, ideolojik radikalizmin daha fazla finanse edilemeyeceğini söylediğini liderlerin de Katar'ı işaret ettiklerini söylemesi oyunlarını biraz arsızca oynamaya zaten niyetli olduklarını gözler önüne seriyor. Bu arsızlıkları da kuvvetlerine ve özellikle de arkalarında ABD desteğinin olmasına biraz fazla güvendiklerini gösteriyor.

Diktatörler çetesi Katar'a ilan ettiği savaşta bu ülkenin teröre destek vermesini ve İran'la işbirliği içinde olmasını, bu çerçevede Yemen'deki Husi örgütüne destek vermesini gerekçe gösterdi. Bunlar asıl niyetlerini gizlemek amacıyla kullandıkları kılıflardır ve gerçeği yansıtmamaktadır. Onları asıl rahatsız eden işgalci siyonistleri rahatsız eden şeylerin aynısıdır. Bu konudaki tespit ve değerlendirmelerimize inşallah müteakip yazımızda yer vereceğiz.

Taziye: Mavi Marmara gemisinde yaralanan değerli abilerimizden ve yol arkadaşlarımızdan Abdülhalim Almalı yakalandığı kanser hastalığından kurtulamayarak vefat etti. Yüce Allah'tan kendisine rahmet ve mağfiret yakınlarına ve dostlarına da başsağlığı diliyorum.

Hedefte Hamas ve İhvan var

9 Haziran 2017 Cuma, Yeni Akit

Diktatörler çetesinin Katar'ı kıskaca alırken ilk ortaya sürdükleri gerekçelerin tamamen saçma ve gerçeklere ters olduğu çok açık bir şekilde ortadaydı. Ama bunun farkında oldukları için ağızlarındaki baklayı çıkarmakta ve asıl niyetlerini ve amaçlarını açığa vurmakta da çok geç kalmadılar.

Bu çetenin asıl meselesi siyonist işgal rejimiyle ilişkileri normalleştirmek için ABD Başkanı Trump'ın kendilerine verdiği talimatı yerine getirmenin yollarını açmaktır. Çünkü Trump, Riyad Zirvesi'nde yaptığı açıklamada işgal rejimiyle ilişkilerini artık perdenin önüne taşımaları talimatı vermişti. Bu, siyonist işgalin meşrulaştırılması ve ona karşı direnişin zayıf düşürülmesi açısından önem taşıyordu.

Trump yayınladığı mesajlarda Katar'ın kıskaca alınması talimatını Arap dünyasındaki diktatörler çetesine kendisinin verdiğini çok açık bir dille ifade ediyordu. Bu talimatın verilmesinin amacı da siyonist işgal rejiminin rahatlatılmasıydı.

Suudi Arabistan Dış İşleri Bakanı Adil El-Cubeyr, Paris ziyareti esnasında yaptığı açıklamasında "Katar'ın politikalarında tencere artık taşmıştır. Doha'nın Hamas ve İhvan gibi cemaatlere yardımını artık durdurması gerekir" diye konuşması gerçekte kendilerini rahatsız eden şeyin ne olduğunu gözler önüne serdi.

Onun bu açıklamasının üzerinden fazla zaman geçmeden Birleşik Arap Emirlikleri'nin Dış İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Karakaş Fransız Haber Ajansı'na bir açıklama yaparak Hamas liderlerinin Katar'da bulunmalarının bölge için sorun oluşturduğunu ileri sürdü.

Diğer bazı açıklamalarda da Katar'ın Sisi cuntasının mağdur ettiği Müslüman Kardeşler mensuplarına kapılarını açmasından duydukları rahatsızlığı dile getirdiler.

Bütün bu açıklamalar Katar'a karşı başlattıkları abluka savaşında talimatı aynı zamanda siyonist işgal rejiminden aldıklarını ortaya koyan bir gerçekti. Ama işgal rejiminin talimatları kendilerine ABD Başkanı Trump vasıtasıyla ulaştırılmıştı. Bütün bunlar Arap dünyasındaki bu diktatörler çetesinin görünüşte kral, emir vs. olsalar da gerçekte ABD'nin ve siyonist işgal rejiminin kölesi olduklarını ortaya koyması açısından dikkat çekicidir.

İhanetçi diktatörler çetesi siyonist işgal rejimi hesabına savaş vermektedir. Bu onların dünya hayatlarında düşebilecekleri en zelil ve en sefil durumdur. Bu hale düşmelerinden dolayı utanmaları gerekir. Ama artık kendilerinde utanacak bir yüz kalmamıştır.

Diktatörler çetesini rahatsız eden bir diğer durum da Katar'ın basına özgürce hareket etme ve doğruları ortaya çıkarabilmek, rahat bir şekilde kamuoyunun ilgisine sunmak için serbestçe çalışma imkânı sunmasıdır. Oysa diktatörler çetesi bunu istemiyor. Çünkü onların istediği medya yalakacı, yağcı medyadır. Zaten kendi ülkelerinde medya organlarına sadece kendilerini yağlamaları, yalakacılık yapmaları şartıyla çalışma imkânı veriyorlar. Ama merkezi Katar'da olan El-Cezire kanalı başta olmak üzere bu ülkede çalışan medya organları böyle bir şeye mahkûm edilmez. Kendilerine medya özgürlüğü tanınır. Bu özgürlükten yararlanarak yerine göre Arap dünyasındaki işbirlikçi diktatörlerin de ayıplarını açığa çıkardıkları oluyor. Bu da onları rahatsız etmektedir. Zaten diktatörler çetesinin abluka savaşı için start vermesinden sonra yaptıkları açıklamalarında buna dikkat çektikleri ve Katar'ın medyaya tanıdığı özgürlüğün kendilerini rahatsız ettiğini dolaylı bir şekilde dile getirmişlerdir. Ayrıca abluka savaşının başlatılmasından sonra ilk iş olarak El-Cezire kanalının çalışma ofislerini kapatmaları bu konudaki rahatsızlıklarını belli etmektedir.

Ablukanın İran'a karşı olduğu ve Katar'ın İran'la ilişkilerinden rahatsız oldukları için böyle bir uygulamaya başvurdukları iddiaları ise tamamen saçmadır. Çünkü bu uygulama İran'ın daha çok işine yarayacaktır. Bunun farkında olmadıklarını da sanmıyoruz. Katar'ın Husilere destek verdiği iddiası da tamamen saçmadır. Bunun hiçbir belgesi olmadığı gibi Katar Husilere karşı oluşturulan koalisyonun içinde yer almıştır.

İhanet çetesi âlimlerden rahatsız

10 Haziran 2017 Cumartesi, Yeni Akit

ABD Başkanı Trump'ın ve işgalci siyonistlerin otur demesiyle oturan kalk demesiyle kalkan diktatörler çetesinin Katar'ın tutumuyla ilgili rahatsız oldukları bir husus da Gazze'ye yaptığı yardımlardır. Siyonist işgal rejimi Gazze'yi 2006 yılından beri yani on bir yıldır abluka ve ambargo altında tutuyor. Ancak bu abluka ve ambargonun uygulanması Arap dünyasındaki ihanet çetesinin yardım ve destekleriyle, kapı bekçiliği görevini yürütmeleriyle mümkün olmaktadır. Fakat Katar bu konuda onların izinden gitmedi. Gazze'ye fırsat buldukça yardımcı olmaya çalıştı. Hatta işgal rejiminin saldırılarında yıkılan evlerin yerine yenilerini inşa etmek amacıyla siteler kurdu. Bu ülkedeki insanî yardım kuruluşları Gazze'de mağdur edilenlere ellerini uzatabilmek için muhtelif yollar ve imkânlar bulmaya çalıştılar. Onun bu tutumu Sisi cuntasını ve ona arka çıkan Suudi Arabistan'daki ihanet yönetimini rahatsız etti. Şimdi bu yardımların tamamen kesilmesini ve Gazze'ye yardım götüren insani yardım kuruluşlarının cezalandırılmasını hatta tamamen kapatılmasını istiyorlar. Bu konuda sergiledikleri tutum da onların Katar'a karşı başlattıkları ekonomik ve diplomatik savaşın gerçekte siyonist katillerin hesabına olduğunu belgelemektedir.

Diktatörler çetesini rahatsız eden önemli bir husus da Uluslararası Müslüman Âlimler Birliği'nin genel merkezinin Katar'da olması ve buradan yönetilen çalışmalar yürütmesidir. Arap dünyasındaki dikta yönetimlerinin istediği ilim adamlarının aynen medya organları gibi kendilerinin yalakacısı olmalarıdır. O yüzden ülkelerinde biraz olsun muhalif ses çıkarmaya kalkışanları hemen hapislere tıkamaktan çekinmemişlerdir. Fakat merkezi Katar'da olan Uluslararası Müslüman Âlimler Birliği herhangi bir devlet yönetimine bağımlı değildir ve serbest çalışma yapmaktadır. Diktatörler ilim adamlarının bu şekilde teşkilatlanmasından ciddi şekilde rahatsız olmaktadırlar. Çünkü halkın gücünden korkuyorlar ve devlet yönetimlerinden bağımsız olarak teşkilatlanan âlimlerin halkı yönlendirebileceklerinden endişe ediyorlar. Zaten özgür düşünen ilim adamlarına çalışma fırsatı vermek istememelerinin sebebi de budur. Fakat Katar onlara bu fırsatı verdi. Üstelik orada kurulan ittifak sadece Katar'a mahsus olmadı dünya çapında öne çıkan ilim adamlarını bir araya getirmek, birlikte hareket etmelerini sağlamak ve aralarında bağ kurmalarına öncülük etmek için çalıştı. Bütün bu çalışmalar da Arap dünyasındaki diktatörler çetesini rahatsız etti. Çünkü âlimlerin ittifakının, bağımsız hareket etmelerinin ve düşüncelerini özgürce ifade edebilmelerinin kendi saltanatlarını sarsacak toplumsal hareketlenmelere sebep olabileceğinden korkuyorlar.

İhanet çetesinin yayınladığı listede de Gazze'ye yardım eden insanî yardım kuruluşlarının ve özellikle İslâm dünyasında etkili birtakım ilim adamlarının yer alması bu açıdan dikkat çekicidir. İhanet çetesinin listesine alınan ilim adamları arasında Yusuf El-Karadavi'nin ismi de özellikle dikkat çekicidir. Karadavi kitapları çok farklı dillere çevrilmiş etkili bir ilim adamıdır. Aynı zamanda Uluslararası Müslüman Âlimler Birliği'nin de genel başkanıdır. Şu ana kadar onun terörle veya terör örgütleriyle herhangi bir bağ kurduğuna dair bir belge ortaya konulamaz. Bütün İslâm dünyasında ilim çevresinin saygı duyduğu bir şahsiyettir. Fakat ihanet çetesi onun ismini "terör listesi"ne alabiliyor ve 91 yaşına gelmiş bu büyük ilim adamının Katar'dan çıkarılmasını isteyebiliyor. İhanet çetesi bu tutumuyla gerçekte kendisinin teröre hizmet ettiğini ispat etmiştir. En başta da siyonist teröre hizmet ettiğini.

İhanet çetesinin bu tutumu karşısında ilim adamlarına büyük görev düşüyor. İlmin onuru olan şahsiyetlere böyle çirkin ithamlarda bulunulmasına ve onlara karşı iğrenç bir savaş başlatılmasına karşı sessiz kalmamaları gerekir.