Ramazan ve İslâm Âlemi

Haziran 2017, Ribat

Ramazan ve İslâm Kardeşliği

Bilindiği üzere Ramazan bir dayanışma ve kardeşlik bilincini güçlendirme ayıdır. Oruç en başta Allah'a karşı bir kulluk sorumluluğu ve ibadet olmakla birlikte hikmetlerinden biri aç ve ihtiyaç içindeki mü'minlerin sıkıntılarını hissetmek ve anlamaktır.

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de; "Mü'minler ancak kardeştirler." (Hucurat, 49/10) diye buyurarak tüm mü'minleri kardeş ilan etmiştir. Aynı zamanda bu kardeşliğe herhangi bir sınır da konmamıştır. İster İslâm coğrafyasında yaşıyor olsun isterse bir başka ülkede, bir mü'min diğer mü'minlerle kardeştir.

Ramazan'da güçlendirilmesi gereken en önemli hasletlerden biri de iman kardeşliği bilincidir. Bu bilincin ve onun kazandıracağı duyarlılığın bütün İslâm coğrafyasını ve tüm mü'minleri kapsaması için de küresel emperyalizmin Müslüman halkları birbirinden ayırmak amacıyla çizdiği sınırları aşmış, bu sınırları zihinlerden tamamen silip atmış olmamız gerekir.

Unutmamak gerekir ki Ramazan bir eğitim, nefis terbiyesi ve günâhlardan arınma dönemidir. İman kardeşliği bilincini güçlendirmek için de bu mübarek ayın oluşturduğu havadan yararlanmalıyız.

Ramazan ve Ümmet Bilinci

Ramazan Müslümanlarda ümmet bilincini güçlendirmek için önemli bir fırsattır. Çünkü bu mübarek ayda Müslümanlardan istenen vazifelerden biri de birbirlerinin dertleriyle dertlenmeleridir. Bu aya özel olarak fıtır sadakasının (fitrenin) konması işte bu "ilgilenme" talebinin sembolik bir uygulamasıdır. Verenler açısından sembolik olmakla birlikte ihtiyaç sahiplerinde basite alınamayacak rahatlamaya vesile olmaktadır.

Oruç en başta Allah'a karşı bir kulluk sorumluluğu ve ibadet olmakla birlikte hikmetlerinden biri aç ve ihtiyaç içindeki mü'minlerin sıkıntılarını hissetmek ve anlamaktır. Bu hikmet iman kardeşliğinin ve ümmet bilincinin önemine biraz daha dikkatimizi çekmektedir.

Ümmet bilincinin gerçek anlamda hâkim kılınabilmesi için Müslümanların iradeleri dışında ve genellikle ulusçu anlayışlara göre çizilmiş sınırların aşılması, tüm Müslümanları bir bütün olarak kabul eden anlayışla hareket edilmesi gerekir. Böyle yapılırsa mekânda yakınlığa ek olarak ihtiyaçta öncelik de dikkate alınacaktır.

Ramazan ve İslâm Âlemi

Dünya Müslümanları mübarek Ramazan ayına bu yıl da çeşitli sıkıntı, ızdırap ve acılarla giriyorlar. Bazı yerlerde Müslümanlar kalabalık kitleler halinde mülteci kamplarına sıkıştırılmış durumdalar. Bunlardan oruç tutabilenler iftar ve sahurda yiyecek bir şey bulabilmek için çeşitli yardım kuruluşlarının eline bakıyorlar. Birçok Müslüman, sömürgeci güçlerin hizmetindeki uluslararası örgütlerin duyarsızlığından cesaret alan işgalcilerin kurduğu esir kamplarında veya zindanlarda Ramazan'ı geçiriyor. Pek çok İslam beldesinde hiçbir yerden geliri olmayan binlerce Müslüman aile, yardımseverlerin veya hayır kurumlarının dağıttığı üç beş paket erzakla Ramazan'ı çıkarabilmenin hesaplarını yapıyor. Bütün bunlar Müslümanların başsız kalmasının, birlik ve bütünlük içinde haksızlıklara karşı duramamalarının ortaya çıkarmış olduğu manzaralardır.

Bizim İslâm dünyasındaki sıkıntıların tümünü ayrıntılarıyla ortaya koymamız ve her biri hakkında ayrı ayrı bilgi vermemiz mümkün değil. Fakat genel değerlendirmeye ek olarak sıkıntıları büyük olan bazı bölgelerin yaşadığı zorluk ve problemler, Ramazan'ı karşılarken yaşadıkları gelişmeler hakkında özet bilgiler vermek istiyoruz.

Filistin'de Devam Eden İşgal ve Özgürlük Mücadelesi

Ümmetin uzun süreden beri kanayan ve öncelikli bir konuma sahip yarası Filistin'deki işgaldir. Ne yazık ki Filistin toprakları bu yılın Ramazan ayında da işgal altında. Siyonist işgalin Gazze üzerindeki ablukası ve ambargosu devam ediyor. İslâm dünyasının diğer bazı bölgelerinde yaşanan sıkıntılar Gazze'deki ablukanın yol açtığı zorlukların ve sıkıntının nispeten gölgede kalmasına neden oldu. Fakat abluka Gazze'de hâlâ çok büyük zorluklar ve sıkıntılar yaşanmasına sebep oluyor. Henüz bir rahatlama gerçekleşmiş değil.

İşgal zindanlarındaki esirler maruz kaldıkları kötü muamelelerin son bulması için Filistin'de Esirler Günü olarak değerlendirilen 17 Nisan tarihinde "Özgürlük ve Onur Grevi" adında bir açlık grevi başlattılar.

Ekim 2015'te başlatılan Kudüs İntifadası çeşitli münferit eylemlerle devam ediyor. İşgal rejimi bu mücadeleyi bastırabilmek amacıyla zaman zaman herhangi bir eylem girişiminde bulunmayan insanları da eylem girişiminde bulundukları iddiasıyla öldürüyor.

İşgal rejiminin 1948'de işgal edilmiş bölgede ve Kudüs'te ezanı susturma çabaları devam ediyor. Bu amaçla hazırlanan yasa taslağının ilk oylamasında işgal rejiminin parlamentosu Knesset'te çoğunluk kabul yönünde oy kullandı. Ancak tasarının yasalaşması için iki kez daha oylama yapılması gerekiyor.

Siyonist işgal devletinin bir yahudi devleti olduğuna dair yasa tasarısının da ilk oylamasında çoğunluk lehte oy kullandı. Bunun amacı siyonist işgal devletinin hâkimiyeti altındaki topraklarda yaşayanlardan yahudi olmayanları ikinci sınıf durumuna düşürmek ve devletin yönetiminde yahudilere öncelik tanımaktır.

Devam Eden Savaşlar

İslâm coğrafyasının değişik bölgelerinde özellikle iç savaşlar devam ediyor. Bu savaşlar da İslâm âleminin önemli kanayan yaraları. Bazı yerlerde ele geçirdikleri siyasi saltanatları kaybetmek istemeyenler halklarıyla savaşırken bazı yerlerde de küresel veya bölgesel emperyalizmin organize ettiği fitne savaşları yürütülüyor. Bu savaşlar Müslüman halkların tümünün ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmasına neden oluyor.

Suriye'de Barış ve Ateşkes Sağlanamadı

Suriye'de Baas rejiminin kendisini istemeyen halkın direnişini bastırmak amacıyla 2011'de başlattığı savaş devam ediyor. Baas zulmünün halkın direnişi karşısında zorlandığını gören ve bu rejimin devam etmesinin kendi çıkarları açısından önemli olduğunu düşünen İran ve Rusya'nın olaylara müdahale etmesi sebebiyle savaşta çok büyük zorluklar yaşandı. Yüz binlerce insan hayatını kaybederken milyonlarca insan da evini yurdunu terk ederek başka yerlere iltica etmek zorunda kaldı.

Savaşın son bulması için yapılan görüşmeler ve ateşkes girişimleri ne yazık ki Baas rejiminin ve onun arkasında duran işgal güçlerinin saldırgan tutumlarını değiştirmemesi sebebiyle sonuç vermedi. Baas ve işgal güçleri saldırılarını sürdürüyorlar. BM öncülüğünde Cenevre'de yürütülen çözüm görüşmelerinden de henüz bir sonuç alınabilmiş değil.

IŞİD Bahaneli Musul Savaşı

Önemli bir savaş da Irak'ın Musul bölgesinde sürdürülüyor. Buradaki savaşın IŞİD'e karşı yürütüldüğü iddia ediliyor. Oysa gerçekte bugün IŞİD'e karşı savaştıklarını iddia edenler bu örgütün oraya çekilmesi için kapıları açanlardı. Bölgedeki aşiretlere karşı yürüttükleri savaşa bir kılıf bulabilmek için IŞİD'in gelip Musul'a yerleşmesini önce kendileri sağladılar. Sonra da bu örgüte karşı savaştıkları iddiasıyla Musul'u her yönden kuşatmaya aldı ve Bağdat yönetimini istemeyen aşiretlerle savaşlarını geniş çaplı bir şekilde yürütmeye başladılar. Gerçekte ise savaş sivil halka karşı sürdürülmektedir. İran, Bağdat yönetimi ve ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon tarafından yürütülen Musul savaşı yüzünden yüz binlerce insan mağdur edildi, evlerini terk ederek başka yerlere iltica etmek etmek zorunda bırakıldı.

Yemen'de Çatışmalar Devam Ediyor

Yemen'de dikta rejiminin devrilmesinden sonra İran'ın gidişata hâkim olmak amacıyla Husiler vasıtasıyla olaylara müdahale etmesi, eski dikta rejiminin de Husilerle işbirliği yaparak geri dönmeye çalışması ülkede bir fitne savaşının patlak vermesine neden oldu. Ülkenin genelini etkileyen ve önemli kayıplara neden olan bu savaş hâlen devam ediyor. Savaşta Suudi Arabistan, Abdurabbih Mansur El-Hadi'nin arkasında bir cephe oluşturarak ve Körfez ülkelerini arkasına alarak olaylara müdahale etti. İran, Suriye ve Irak'a ağırlık vermesi ve bu iki ülkede zorlanması sebebiyle Yemen'e istediği kadar destek veremedi. O yüzden Husiler nispeten kayıp verdiler. Fakat saldırılarını ve çatışmaları durdurmadılar. Dolayısıyla savaş bir şekilde devam ediyor.

Libya'da İstikrar Sağlanamadı

Libya'da Halife Haftar fitnesine son verilmesi için 17 Aralık 2015'te Fas'ın Suheyrat şehrinde bir anlaşma imzalandı. Fakat anlaşma Libya'daki tüm siyasi grupların ittifakıyla imzalanmış olmadığı için gerçek anlamda bir çözüm ortaya koyamadı. Diğer yandan Halife Haftar da bu anlaşmayı ülkeye bir istikrar sağlamak için değil kendisinin Trablus'a girmesine imkân verecek bir araç olarak kullanmak istediğinden fitne faaliyetlerine son vermedi. Çünkü onun fitne hareketinin Tobruk'taki yapılanması da devam ediyordu. Bu yapılanmanın askerî mekanizması dağıtılmamıştı. Dolayısıyla Haftar fitne faaliyetlerini bir şekilde sürdürdü. Netice itibariyle Libya'da da bir istikrar sağlanamadı.

Zulüm Rejimlerinin Baskıları

İslâm dünyasının değişik bölgelerinde savaşlar yaşanırken muhtelif ülkelerde de halkların özgürlük davası içine girmelerinin engellenmesi için zulüm uygulamaları devam ediyor. İnsanların özgürce hareket etmelerine fırsat verilmiyor. Zulüm uygulamaları halkların ciddi sıkıntılar ve zorluklar yaşamasına neden oluyor.

Sisi Cuntasının Çok Yönlü Savaşı

İslâm âleminde zulüm rejimlerinin başında Mısır'daki Sisi cuntası geliyor. Halkın Müslüman Kardeşler'in adayı Muhammed Mursi'yi tercih etmesine tahammül edemeyerek, küresel emperyalizmin ve onunla işbirliği içindeki zulüm rejimlerinin desteğiyle askerî darbe gerçekleştiren Sisi halkın tepkilerini bastırmak için sürekli zulme başvuruyor. Bunun için sürdürdüğü savaşta çok farklı araçlardan yararlanıyor. Hizmetindeki medya organları vasıtasıyla piyasaya sürdürdüğü yalan ve iftiralarla medya savaşı yürütüyor. Polis vasıtasıyla baskınlar düzenleyerek insanları yargısız infazlarla katlediyor. Bir yandan da kesinlikle bağımsız olmayan ve cuntanın talimatlarına göre hareket eden yargı organlarının verdiği idam ve müebbet hapis cezalarıyla yargı savaşı yürütüyor. İslâmî cemaatlerin mensuplarının ekonomik alanda faaliyet yürütmelerini engelleyerek ekonomik savaş veriyor. Bu savaşında küresel emperyalizmin desteğini alması da onu cesaretlendiriyor.

Göstermelik Seçimler

İslâm dünyasındaki zulüm rejimleri zaman zaman siyasi yapılarına meşruiyet kılıfı geçirebilmek için göstermelik birtakım seçimler de yapıyorlar. Son dönemde bu amaçla gerçekleştirilen seçimlerden biri de Cezayir seçimleriydi. Bazı siyasi partiler seçimlerin halkın siyasi iradesini yansıtmayacağını düşündükleri için boykot ettiler. Halkın büyük çoğunluğu da seçimlerin dürüst olmayacağını bildiği için oy kullanmayı reddetti. Bu yüzden yapılan tüm teşviklere, hatta Cuma hutbelerinde oy vermenin ulusal bir görev olduğu hatırlatmasında bulunulmasına rağmen oy kullanma oranı %38'de kaldı. Bu oranın bir kısmı da şişirmeydi. Çünkü bazıları resmî baskılardan korkarak oy kullanmak zorunda kalmışlardı.

Filistin'deki Mahmud Abbas yönetimi de göstermelik bir şekilde yerel seçimler gerçekleştirdi. Bu seçimlerde Gazze'yi ve Batı Yaka'da İslâmî hareketin güçlü olduğu bazı beldeleri müstesna tuttu. Bazı yerlerde de tek listeyle seçime girdi. O yüzden İslâmî hareket zaten seçimleri boykot etti. Bütün oyunlara ve hilelere rağmen yine de bağımsız adayların daha çok oy alması halkın Abbas yönetimini istemediğini göstermesi açısından dikkat çekiciydi.

Azınlık Müslümanların Sıkıntıları

İslâm ümmetinin başsız olması Müslümanların azınlık oldukları bölgelerde ciddi sıkıntılara maruz kalmalarına neden oluyor. O yüzden bugün dünyanın neredeyse her tarafında Müslümanlar azınlık oldukları yerlerde çeşitli zorluklarla, eziyetlerle, haksızlıklarla karşı karşıya kalıyorlar.

Keşmir ve Arakan Yarası

Müslümanların azınlık olarak zulüm gördükleri yerler içinde Keşmir ve Arakan özellikle öne çıkanlar arasındadır. Aslında buralarda Müslümanlar kendi bölgelerinde azınlık değiller fakat yaşadıkları ülkelerde azınlık durumundalar. İnançlarından dolayı çeşitli zulüm uygulamalarına ve saldırılara maruz kalıyorlar. Keşmir'de devletin askerlerinin saldırıları, Arakan'da ise hem devletin resmî güçlerinin hem de Budist çetelerin saldırıları sebebiyle büyük zulüm görüyorlar.

Avrupa ve Amerika'da Devam Eden İslamofobi Savaşı

Batı ülkelerinde Müslümanlara yönelik olarak "İslamofobi" ismiyle sürdürülen savaş devam ediyor. "İslamofobi" normalde İslâm korkusu anlamına gelir. Fakat gerçekte İslam'dan ve Müslümanlardan kaynaklanan bir korku söz konusu değil. İnsanların İslâm'la tanışmasından ve benimsemelerinden kaynaklanan bir korku var. Bu korku kin, nefret, düşmanlık ve saldırganlığa neden oluyor. Bu da Batı'daki haçlı zihniyetinin Müslümanlara karşı bir vahşet şeklinde dışa vurmasına yol açıyor.

Ümmetin Birliğe İhtiyacı Var

İslam ümmeti bir bütündür. Bundan dolayı İslami kimlik etnik kimlikten önce gelir. Ama ne yazık ki 19. yüzyılda Batı'dan ithal edilen kavmiyetçi anlayışlar ve sömürgeci güçlerin etnik kimliklere göre İslam coğrafyasını küçük parçalara ayırmaları ümmetin bütünlüğünü bozdu. Müslümanlar kendi iradeleri dışında ve etnik kimliklere göre belirlenen sınırların içine hapsedildiler. Sonra bu küçük parçaların içindeki etnik unsurların her birinin başına kendilerini yeterince meşgul edecek meseleler çıkarıldı. Ayrıca birbirleriyle irtibatları zorlaştırılarak birbirlerinin dertleriyle dertlenmeleri engellendi.

Bugün İslâm coğrafyasının karşı karşıya olduğu zorlukların en önemli sebeplerinden biri ümmet bütünlüğünü, birliğini ve dayanışmasını kaybetmiş olmasıdır. Onun için bugün ümmetin yeniden toparlanması için güç birliğine ihtiyacı var. Ümmete öncülük edenlerin de bu konuda gayret sarf etmeleri gerekir. Ramazan da bunun için bir vesiledir.