Baas'ın Kimyasal Katliamları

Mayıs 2017, Vuslat

Kimyasal Saldırıların Amacı

Uluslararası savaş hukukuna göre kimyasal silahların savaşlarda da herhangi bir başkaldırı hareketini bastırma amacıyla da kullanılması yasaktır. Fakat ne yazık ki bu tür yasaklar çoğu zaman göstermelik oluyor ve küresel emperyalizmin herhangi bir hesabına dokunmadığı takdirde kullanılmasına engel olunmuyor.

Kimyasal silahların kullanılmasının öncelikli amacı toplu katliamlar gerçekleştirmektir. Çünkü kimyasal silahlar genellikle zehirli gazlardan veya havadaki oksijen miktarını azaltarak insanların nefes almalarını zorlaştıran gazlardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bir bölgeye bu silahlardan atılması durumunda o bölgedeki insanlar zehir solumak sebebiyle ya da yeterli miktarda oksijen alamamaktan dolayı hayatlarını kaybediyorlar. Dolayısıyla bu silahların atıldığı bölgede bulunan tüm canlılar topluca imha ediliyor. Acil müdahale ile kurtarılabilen insanlar söz konusu kimyasal bombaların atıldığı bölgelerden hızla çıkarılabilen ve kendilerine nefes takviyesi yapılabilen insanlardır. Onlar da hayatlarını sürdürebilseler dahi belli bir süre atılan bombaların çevreye yaydığı gazlardan etkilenmiş oluyorlar.

Kimyasal silahların saldığı gazlar deliklerden sığınaklara bile girdiği için buralara sığınmış insanları da topluca katledebiliyor. Zaten bazen bu silahların kullanılmasındaki amaç sığınaklara toplanmış insanları topluca katletmek olabiliyor.

Çoğunlukla Siviller Öldürülüyor

Kimyasal silahlar her ne kadar belli bir bölgeye atılsa da doğrudan hedef gözetmiyor. Dolayısıyla kimyasal bombaların atıldığı bölgedeki insanlar topluca hedef alınmış oluyor. Meskûn bir bölgede yaşayan insanlar arasında askerî faaliyetlerle herhangi bir ilgileri olmayan sivil nitelikli insanların oranları çok fazla olduğundan katledilenler arasında doğal olarak sivillerin oranı daha fazla oluyor. Özellikle sığınakların hedef alınması durumunda öldürülenler arasında sivillerin sayısı daha çok oluyor. Çünkü sığınaklarda bulunanlar arasında sivillerin oranı her zaman çok daha fazla oluyor. Hatta sığınaklarda çoğunlukla kadınlar ve çocuklar bulunuyor. Fakat kimyasal silahları kullananların amacı toplu katliam olduğundan katledilenler arasında sivillerin fazla olması kendilerini rahatsız etmiyor.

Baas Rejiminin İdlib'deki Kimyasal Katliamı

Normalde Türkiye, İran ve Rusya'nın garantörlüğünde Kazakistan'ın başkenti Astana'da imzalanan ateşkes anlaşmasının devam ettiği, bunun yanı sıra Suriye meselesine masa başında bir çözüm bulunması amacıyla Cenevre'de yürütülen görüşmelerin beşinci turunun tamamlandığı sırada Suriye'deki Baas rejimine bağlı uçaklar İdlib'in taşrasında bulunan Han Şeyhun kasabasında büyük bir kimyasal katliam gerçekleştirdiler.

4 Nisan Salı günü sabaha doğru başlatılan saldırılarda kimyasal bombaların kullanılması sebebiyle en az yüz kişinin hayatını kaybettiği 400 kişinin de yaralandığı büyük bir katliam gerçekleştirildi. Katliamda öldürülenlerin önemli bir kısmını da kadınlar ve çocuklar oluşturuyordu.

Halep'te direniş güçlerinin kontrolü kaybetmesinden sonra buradan tahliye edilen insanlara yönelik tehditlerde "sizi gittiğiniz yerde de rahat bırakmayacağız" ifadelerinin kullanılması dikkat çekmişti. Halep'ten tahliye edilenlerin önemli bir kısmı İdlib'e nakledildi. Gerçekten de rejim güçlerinin Halep'ten sonraki en büyük hedefleri İdlib olmuştu ve bu bölgeye yönelik saldırılarını artırmışlardı.

Olayın dikkat çeken bir diğer yanı da direniş güçlerinin rejim güçlerine Hama ve Şam kırsalında yaptıkları ataklarda karada önemli darbeler vurmaları ve bazı bölgelerin kontrolünü ele geçirmeleriydi. Dolayısıyla bu saldırının Hama ve Şam'ın kırsal bölgelerinde karada meydana gelen çatışmaların ve direniş güçlerinin rejim güçlerine vurduğu darbelerin bir intikamı olduğu anlaşılıyordu.

Olaylara şahit olanların verdiği bilgilere göre saldırılar sabaha karşı 03.00 sıralarında başlatıldı ve havadan en az 15 saldırı gerçekleştirildi.

Rejimin Yalanları

Baas rejimi bu saldırıdan sonra her zaman yaptığı gibi yine yalan silahına sarıldı ve hesabına propaganda faaliyetleri yürütenlerin ellerine malzeme verebilmek için son derece saçma iddialarda bulundu. Fakat ilginçtir ki Baas'ın sözcülüğünü yapanlar bu saçmalıkları katil Esed rejimini kurtarmak için kullanmaktan çekinmediler.

Olaydan sonra rejim adına açıklama yapanlar ellerinde kimyasal silah bulunmadığını ve daha önce kullanmadıkları gibi gelecekte de bu silahları kullanmayacaklarını ileri sürdüler. Oysa Baas rejiminin pek çok saldırısında kimyasal silah kullandığı uluslararası raporlarla ispat edilmiştir.

Han Şeyhun'daki saldırıda kimyasal silahların kullanıldığının ispat edilmesi üzerine rejimin adamları, muhaliflerin kimyasal malzeme bulundurdukları bir depolarının patlatıldığını söz konusu gazların buradan yayıldığını iddia ettiler. Oysa muhaliflerin elinde kimyasal silah üretiminde kullanılabilecek malzeme bulunmadığı, bunları temin etmelerinin de nakletmelerinin de mümkün olmadığı bütün uluslararası mekanizma tarafından biliniyor.

Ayrıca kimyasal gaz yayılmasına neden olan bombaların havadan atıldığı yüzlerce şahit tarafından ortaya kondu. Hava saldırısı yapma imkânına sahip olan tek taraf da Baas rejimi tarafıdır.

Baas rejiminin elinde kimyasal bomba bulunmadığı iddiası da büyük bir yalandır. Bu rejimin kimyasal silah yapımında kullanılan malzemeleri bulunduğu gibi uluslararası mekanizmanın denetimine açmadığı ve kimyasal silah imalatı için kullandığı fabrikalarının da bulunduğu biliniyor. Uluslararası soruşturmadan kaçması da bu konuda yalan söylediğini belgelemektedir. Bu konuya inşallah ayrıca temas edeceğiz.

Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu tarafından yapılan açıklama da saldırıların rejim uçakları tarafından gerçekleştirildiği dile getirildi. Verilen bilgilere göre rejim uçakları tarafından kimyasal bombalarla gerçekleştirilen ilk saldırının ardından Rus uçakları tarafından yine aynı bölgeye ve çevresine saldırılar gerçekleştirildi.

Yaralıların Kaldırıldığı Hastaneler Vuruldu

Gerek ölenler üzerinde yapılan otopsilerde ve gerekse yaralılar üzerinde yapılan laboratuvar teşhislerinde saldırılarda özellikle zehirli sarin gazının ve klor gazının kullanıldığı tespit edildi. Yapılan açıklamalarda yaralananlardan bazılarının durumunun ağır olduğu ve ölü sayısının artabileceği ifade edildi.

Yaralananların bazıları Türkiye'ye getirildi. Bazıları da acil olarak bölgelerdeki hastanelere kaldırıldı. Ancak katil güçler ilk saldırının ardından bölgede bulunan ve yaralıların kaldırıldığı hastaneleri de hedef alan saldırılar düzenlediler.

Türkiye'ye getirilen yaralıların üzerinde yapılan laboratuvar teşhisleri sonucunda saldırılarda zehirli sarin gazı kullanıldığının kesin olduğu ortaya kondu. Bu husus olayla ilgili araştırma yapmak isteyen uluslararası heyet tarafından da rapor edildi.

Ölen çocukların görüntüleri de saldırılarda kimyasal bombaların kullanıldığını gözler önüne seriyordu. Çünkü ölen çocukların üzerinde genelde herhangi bir şarapnel parçası veya yıkıntıların etrafa saçtığı parçaların izi yoktu. Çocukların gaz zehirlenmesiyle veya nefes alamamaktan dolayı hayatlarını kaybettikleri belli oluyordu.

Saldırıda bazı aileler tamamen yok edildi. Baas rejiminin bundan önce gerçekleştirdiği muhtelif saldırılarda da bazı aileler toptan yok edilmişti.

Kınama Açıklamaları

Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu tarafından saldırının hemen ardından yapılan ilk açıklamada BM Güvenlik Konseyi'ne çağrı yapılarak olağanüstü bir toplantı düzenlenmesi, saldırı hakkında acil soruşturma başlatılması ve saldıranların cezalandırılması için gereken işlemlerin yapılması istendi. Bu açıklama ve sonrasında rejim tarafının soruşturmaya itiraz etmesi gerçekte saldıranın rejim tarafı olduğunu belgeleyen delillerdendir. Çünkü muhalefet adına açıklama yapanlar olay hakkında soruşturma başlatılmasından kaçınmamış aksine bunu ısrarla istemişlerdir. Rejim tarafı ise soruşturma açılmasına özellikle karşı çıkmış, engel olmuş ve bu konuda uluslararası bir çalışma yapılmasına fırsat tanımak istememiştir.

Olaydan sonra muhtelif ülkeler ve uluslararası kuruluşlar tarafından kınama açıklamaları yapıldı. Bu açıklamalardan bazıları suçluyu belirtmeyen genel açıklamalar türündendi. Bazı açıklamalar ise olaydan dolayı Suriye rejimini suçluyor ve böylesine vahşi bir katliamdan dolayı onu kınıyorlardı. Fakat Baas rejimi kınama açıklamalarını nazarı itibara almadı. Onun bu tür saldırılarını engelleyecek olan da kınamalar değil soruşturma ve ciddi anlamda cezalandırma yapılması, etkisini gösterebilecek nitelikte uluslararası çapta bir yaptırım uygulanmasıdır. Ama bu konuda söze gelir bir adım atılmamıştır.

Doğu Guta Katliamı ve Sonrası

Yukarıda da belirttiğimiz üzere katil Baas rejimi kimyasal saldırıyı ve katliamı ilk kez yapmıyordu. Daha önce de kimyasal silah kullandığı pek çok saldırı ve katliam gerçekleştirdi. Bunların en büyük çaplı olanı ise Doğu Guta katliamıdır. 21 Ağustos 2013 tarihinde gerçekleştirilen Doğu Guta katliamında 1400 kişi katledilirken en az on bin kişi de yaralandı. Ölenlerin ve yaralananların çoğunluğunu çocuklar ve kadınlar oluşturuyordu. Aynı zamanda bu saldırıda hayatlarını kaybedenlerin geneli sığınaklara sığınmış insanlardı.

Baas rejimi kimyasal silahları Doğu Guta katliamından önceki muhtelif saldırılarında da kullanmıştı. The Times gazetesinin 13 Temmuz 2013 tarihli sayısında yayınlanan bir haberde Şam'ın taşrasından alınan toprağın İngiltere'deki laboratuvarlarda incelenmesi sonucu kimyasal bombaların kullanıldığının tespit edildiğine dikkat çekiliyordu.

Yine bir haberde Sermin köyündeki bir ailenin kimyasal bombayla tamamen imha edildiğine dikkat çekildi. Suriye - Amerikan Tıp Derneği tarafından 14 Mart 2016 tarihinde yayınlanan raporda Baas güçlerinin 161 kimyasal saldırı gerçekleştirdiği ve bu saldırılarda toplamda 1500 kişinin öldürüldüğü 14500 kişinin de yaralandığı ifade ediliyordu. Sadece Doğu Guta katliamında 1400 kişinin öldürüldüğü on bin kişinin de yaralandığı göz önünde bulundurulursa bu sayının belki kimyasal silahların neden olduğu can kaybı ve yaralanmaların gerçek sayısının gerisinde kalmış olabileceği tahmin edilebilir.

Kimyasal saldırıların birinci hedefi ise İdlib olmuştur. Bu bölgede birçok yere kimyasal bomba atıldığı tahmin ediliyor.

BM Baas Rejimiyle Yaptığı Anlaşmaya Sahip Çıkmadı

Normalde BM, Doğu Guta katliamından sonra Baas rejimiyle kimyasal silahların saldırılarda kullanılmaması ve mevcut kimyasal silahların da imha edilmesi konusunda anlaşma imzaladı. Fakat maalesef BM bu anlaşmanın arkasında durmadı.

Anlaşmadan sonra kimyasal silahların tespit edilip imha edilmesi için küçük çaplı araştırmalar yapıldı. Fakat Baas rejiminin kimyasal silahlarını gizli yerlerde sakladığı ve buraları BM denetimine açmadığı, BM araştırmalarında da silahların saklanabileceği muhtemel yerlerin tespit edilmesi için gereken araştırmaların yapılmadığı biliniyor.

Baas rejiminin kimyasal saldırılarında kullandığı zehirli gazların başında klor gazı ve sarin gazı yer alıyor. Bunların son Han Şeyhun saldırısında da kullanıldığı tespit edildi. Normalde sarin gazının imha edilmiş olması ve Baas rejiminin elinde bulunmaması gerekiyordu. Fakat Han Şeyhun saldırısında kullanılması mevcut olduğunu ortaya koymuştur. Klor gazı aynı zamanda sivil amaçlarla kullanıldığı için klor gazı depolarının tamamen imha edilmediği söyleniyor.

Baas Rejimi Kimyasal Bombalar Dışında da Yasak Bombalar Kullandı

Baas rejiminin Suriye'deki direnişe ve bu direnişin arkasında duran halka karşı kullandığı yasak silahlar sadece kimyasal bombalardan ibaret değildir. Kimyasal silah kategorisine girmeyen ancak savaşlarda kullanılması savaş hukukuna göre yasak olan başka silahlar da var ve bunları saldırılarında sıkça kullanmaktadır. Bunların başında da misket bombaları ve varil bombaları yer alıyor.

Baas rejiminin misket bombalarını ilk kullanım tarihi Temmuz 2012'dir. Ayrıca Doğu Guta katliamından sonra BM ile imzaladığı anlaşmadan dolayı bir süre kimyasal silahları kullanmakta zorluk çekmesi sebebiyle misket ve varil bombalarının miktarını artırdı.

Ayrıca 2013'ten itibaren Rus işgal güçlerinin desteğiyle yakıcı napalm bombalarını kullandığı bilinmektedir. Bu bombalar Rus işgal güçleri tarafından da kullanıldı.

ABD'nin Saldırısı Bir Taktik mi?

Baas rejiminin Han Şeyhun kasabasına yönelik kimyasal bombalı saldırısından sonra ABD güçleri de Akdeniz'deki deniz üslerinden Baas rejiminin Humus yakınlarındaki Şuayrat hava üssünü tomahawk füzeleriyle vurdu. Baas rejiminin ilk açıklamalarında öldürülenlerin sayısının yedi olduğu belirtildi. Rus haber ajanslarının verdiği bilgilerde de çok büyük maddi hasar meydana geldiği ifade edildi.

Ancak olayın hemen ardından Lübnan'daki Meyadin tv kanalı tarafından yayınlanan haberde saldırı hakkında Rusya'ya önceden bilgi verildiği ve Baas güçlerinin üssü tamamen boşalttıkları, yani uçaklarını ve askerlerini uzaklaştırdıkları dolayısıyla ciddi anlamda bir kayıp olmadığı belirtildi.

Rusya'ya önceden bilgi verildiği ABD tarafından da resmen açıklandı ve bu bilgi Rusya tarafından yalanlanmadı. Rusya'nın bilgilendirilmesinin ise Baas rejiminin bilgilendirilmesi anlamına geleceğini tahmin etmek zor değildir. Ayrıca aynı üste Rus askerlerin de bulunduğu ve önceden yapılan bilgilendirme sebebiyle Rusya'nın askerlerini çektiği, dolayısıyla onlardan herhangi bir can kaybı olmadığı bilgisi bu konuda önceden tedbir alındığını gösteriyordu. Dolayısıyla saldırının aslında Baas tarafına ciddi anlamda bir zarar vermediği ve bir taktik gereği gerçekleştirildiği belli oluyordu.

Bu saldırı ABD'nin, Baas rejiminin kimyasal saldırısına sessiz kalmadığını gösterme açısından işine yaradı. Saldırı sonrasında dünya medyasının Han Şeyhun kasabasındaki katliamı unutarak ABD saldırısını konuşmaya başlaması ve onu öne çıkarması da bu açıdan dikkat çekiciydi.

ABD saldırı sonrasında yaptığı açıklamada tepkinin bu kadardan ibaret kalacağını, yeni bir şey yapılmayacağını söyleyerek Baas rejimine sonrası konusunda güvence verdi.

ABD'nin Esed Rejiminden Ne Farkı Var?

ABD'nin Suriye'yi cezalandırmaya kalkışması aslında bir çelişkidir. Çünkü zulüm ve gaddarlıkla Baas rejiminden ve Suriye'de işgal güçlerini bulunduran Rusya'dan yahut İran'dan geri kalan bir tarafı yoktur. Bilindiği üzere Baas'ın Han Şeyhun kasabasındaki kimyasal katliamından kısa bir süre önce de ABD Halep yakınlarında bir camiyi yatsı namazı esnasında vurarak büyük bir katliam gerçekleştirmişti. Musul'da Bağdat yönetimiyle ve İran rejimiyle işbirliği yaparak katliamlarını sürdürüyor. Dolayısıyla ABD bölgede ve genel olarak dünyada adalet ve hukuku değil zulmü ve terörü temsil etmektedir.

BMGK Kararının Rusya Tarafından Veto Edilmesi

BM Güvenlik Konseyi aslında ciddi anlamda bir şey yapmış değildir. Fakat ilginç olan BMGK'nin Han Şeyhun katliamının soruşturulmasına dair kararının Rusya tarafından veto edilmesidir. Çünkü Baas rejimi katliamın kendisinden kaynaklanmadığını iddia ediyordu. Böyle bir iddiada bulunan Baas'ın ve onun arkasında duran güçlerin de soruşturmadan kaçınmamaları gerekirdi. Onların soruşturmanın, sorgulamanın önünü kapatmalarının sebebi olayın arkasında kendilerinin olduğunu ve işin araştırılması durumunda suçlarının ortaya çıkacağını bilmeleridir.

Esed'e Cesaret Veren Uluslararası Mekanizmadır

Beşşar Esed'in bu tür katliamlar yapabilmesine, bu derece cüretkâr davranabilmesine sebep olan aslında uluslararası mekanizmadır. BM'nin Doğu Guta katliamı sonrasında yaptığı anlaşmaya sahip çıkmaması, kimyasal silahların imha edilmesi ve bu silahların üretildiği yerlerin tespiti için gerekli çalışmayı yapmaması onun bu derecede cüretkâr davranmasına imkân tanımıştır.

Son saldırıdan sonra soruşturmanın BMGK'de Rusya engeline takılması da aslında boşunadır. Çünkü normalde BM'nin yaptığı anlaşmalara ve şimdiye kadar kabul edilmiş kurallara binaen bu soruşturmayı yapabilmesi, soruşturmaya engel olması durumunda da Baas rejimine yaptırım uygulayabilmesi gerekir. Fakat BM'nin söz konusu kararla bir göz boyama oyunu oynadığı, bu oyunun da Rusya engeline takıldığı için dosyanın kapatıldığı anlaşılıyor.