Baas cephesinin soruşturma korkusu

14 Nisan 2017 Cuma, Yeni Akit

Baas cephesinin İdlib'in Han Şeyhun kasabasına gerçekleştirdiği kimyasal saldırının soruşturulması karşısında sergilediği tavır yine bu cephenin Suriye'deki olayların başlangıç aşamasında sergilediği tavra ve içine düştüğü çelişkiye çok benziyor.

O zaman henüz Baas katillerinin kendine güvendiği ve halkın direnişini bastırabileceğine inandığı dönemde Esed diktasının arkasında duranlar, ısrarla olaylara dışarıdan herhangi bir müdahale yapılmaması çağrısında bulunuyorlardı. Katil rejimin katliamlarının önlenmesi için yapılan çağrıların tümünü olaylara ABD'nin müdahale etmesini çağırma olarak lanse ediyorlardı. Oysa kimse ABD'nin gelip de Suriye'ye müdahale etmesini istemiyordu aksine Baas katliamlarının durdurulmasını isteyenler ABD'nin müdahalede bulunmasına şiddetle karşı idiler. İstenen İslâm âleminin ve uluslararası mekanizmanın, katliamların önüne geçmek amacıyla Baas rejimine baskı yapmasıydı. Katillerin cephesinde duranların müdahaleye karşı çıkarken istedikleri ise Baas'a engel olunmaması, onun rahatça katliam yapmasına fırsat tanınmasıydı.

Fakat bir süre sonra Baas zulmünün halkın direnişini bastıramayacağını anladıklarında kendileri bizzat dışarıdan askerî destek verdi, önce milis güç gönderdi sonra doğrudan müdahalede bulundular. "Hani dışarıdan müdahale edilmesine karşı idiniz neden kendiniz müdahalede bulundunuz?" sorusuna herhangi bir cevap verme ihtiyacı duymaksızın arsız bir şekilde bu müdahaleleri sürdürdü ve savundular.

Han Şeyhun kasabasında büyük bir katliam gerçekleştirmelerinden sonra da yaptıkları açıklamalarda kendilerinin kesinlikle kimyasal saldırılarda bulunmadıklarını ileri sürdüler. Saldırılarda zehirli sarin gazının kullanıldığının belgelenmesinden sonra da kendilerinin kimyasal bomba atmadıklarını muhaliflerin depolarının veya bombalarının patlaması sonucu bu hadisenin meydana geldiğini ileri sürdüler. Oysa Suriye'de rejime karşı mücadele eden muhaliflerin elinde kimyasal silahların ve ham maddelerinin bulunmadığını bütün uluslararası mekanizma biliyor. Muhaliflerin nasıl bir hava saldırısı gerçekleştirme imkânı yoksa kimyasal bomba kullanma imkânı da yoktur ve bu gerçek olayları yakından izleyen herkes tarafından bilinmektedir.

İlginçtir daha sonra söz konusu kimyasal saldırının soruşturulması için BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan karar tasarısı Baas cephesinde yer alan ve BM Güvenlik Konseyi'nin veto yetkisine sahip üyelerinden olan Rusya tarafından veto edildi. Bir taraftan kendilerinin kimyasal bomba kullanmadıklarını ileri sürerken diğer yandan saldırının soruşturulması ve suçluların bulunması için sorgulama yapılması yönündeki karar tasarısını veto ediyorlar. Eğer saldırıyı siz gerçekleştirmediyseniz şimdi olayın soruşturulmasından ve suçluların bulunması için bağlantıların ortaya çıkarılmasından niçin korkuyorsunuz? Olayın soruşturulmasından kaçınmaları ve bundan korkmaları bile tek başına suçu katil Baas rejiminin ve onun arkasında duran işgal güçlerinin işlediğini ispat etmeye yeter. Bombaların havadan atıldığının da yüzlerce şahidi ve onlarca delili var. Hava saldırısını gerçekleştirme imkânına sahip olan taraf ise sadece Baas cephesidir. Saldırılarda ve katliamlarda kimyasal bombaların özellikle de sarin gazının kullanıldığı ise belgelenmiştir.

Olayın bir başka yönü ise BM ile ilgili tarafıdır. BM'nin Baas rejimiyle Doğu Guta katliamından sonra imzaladığı ve kimyasal bombaların imha edilmesine dair anlaşması var. Dolayısıyla BM'nin Güvenlik Konseyi'nden ayrıca bir karar çıkarmaya ihtiyaç duymaksızın sadece bu anlaşmaya binaen soruşturma yapma yetkisinin bulunması gerekir. Eğer Baas rejimi soruşturmaya engel olursa o zaman da çeşitli yaptırımlarla cezalandırılması gerekir.

Ayrıca kimyasal silahların kullanılmasının engellenmesi konusunda ortada uluslararası hukuk, savaş hukuku var. Güvenlik Konseyi'nden herhangi bir karar çıkmasa bile mevcut anlaşmalara ve belirlenen savaş hukukuna göre soruşturma yapılabilmesi gerekir. Meselenin BMGK'de kilitlenmesinin herhangi bir tutarlı yanı olamaz.