Yedinci Yılında Suriye Direnişi

Nisan 2017, Ribat

Direnişin Altı Yılı

15 Mart 2017 tarihinde, Suriye'de Baas zulmüne karşı halk ayaklanması ve özgürlük mücadelesi altı yılını tamamlayarak yedinci yılına girdi. Tarihin belki zulme karşı verilen en zorlu mücadelelerinden biri oldu. Bunun sebebi ise direnen halkın karşısında sadece bu halka zulmetmek için saltanatını sürdürmek isteyen rejim güçlerinin değil onun üzerinden hesap ve plan yapan bütün uluslararası ve bölgesel zulüm güçlerinin yer almasıydı. Biz de yedinci yılına girmesi münasebetiyle bu ayki yazımızda Suriye direnişinin karşı karşıya olduğu durumu genel boyutlarıyla değerlendirmek istedik. Yazımızda ağırlıklı olarak bugün karşı karşıya olduğu durumu değerlendirmek istiyoruz. Fakat geçirdiği aşamaları da özet bilgilerle hatırlatmakta yarar görüyoruz.

Suriye'de yıllardan beri Baas diktasının zulmüyle karşı karşıya olan halk için Arap Baharı adı verilen kitlesel başkaldırı olayları cesaretlendirici bir gelişme oldu. Çünkü bu halk yıllardan beri haklarından ve özgürlüklerinden yoksun bir şekilde sürekli zulme maruz kaldığından sosyal nedenler mevcuttu. Özellikle rejimin güvenlik güçlerinin Der'a'da duvara yazı yazan lise öğrencilerine vahşi bir şekilde işkence etmesi kitlesel hareketlenmeyi tetikleyen bir gelişme oldu.

Ancak halkın amacı silahlı bir mücadele değil isteklerini sivil eylemlerle dile getirerek rejim güçlerine bunları kabul ettirmeye çalışmaktı. Rejim güçleri ise Arap Baharı olaylarına şahit olan ülkelerde gözlenen durumdan dolayı hemen kendi geleceği konusunda ciddi endişeye kapıldığı için derhal silahları devreye soktu ve olayların başlangıcından itibaren şiddete başvurdu. Ama rejimin silahlı saldırılarına rağmen olayların ilk altı aylık sürecinde halk yani muhalefet tarafında silahlı bir karşı koyma olmadı. Silahlı karşı koyma olayları, halka silah çekmek istemedikleri için ordudan kaçan subayların öncülüğünde oluşturulan Özgür Suriye Ordusu'nun silahı devreye sokmasıyla başladı. Sonrasında muhtelif ortamlarda farklı silahlı direniş grupları ortaya çıktı.

Baas rejimiyle işbirliği içindeki dış güçler ve özellikle İran tarafından yönlendirilen birtakım propaganda merkezleri Suriye'deki direnişi karalamak amacıyla bu olayların ABD tarafından planlandığı ve yönlendirildiği iddiasını her tarafta yaymaya çalıştı ve bunun için yoğun bir şekilde propaganda faaliyeti yürüttüler. Bir yandan bu propagandayı yürütürken bir yandan da Baas güçlerinin oradaki direnişi bastıracağı kanaati taşıdıkları için olaylara dışarıdan herhangi bir müdahale olmaması çağrıları yapıyorlardı. Baas zulmüne son verilmesi için İslâm âleminin devreye girmesini isteyenleri de ABD'yi Suriye'ye çağırıyormuş gibi göstermeye çalıştılar. Fakat Baas'ın direniş karşısında zayıf düştüğünü görünce İran önce Şii milisler vasıtasıyla sonra da askerlerini devreye sokarak kendisi dışarıdan müdahale etti.

Baas rejimiyle işbirliği içindeki Rusya yönetimi önce askerî eğitim konusunda ve lojistik alanda destek verdi. Fakat zaman içinde İran'ın çift yönlü desteğine rağmen Baas rejiminin yine de direniş karşısında etkisini kaybetmeye başladığını görünce bu kez Rusya da hava gücüyle doğrudan müdahale etti ve üstelik sadece direniş güçlerine değil sivil halka yönelik olarak da yoğun saldırılar düzenledi.

Bu arada uluslararası güçlerin, meselenin masa başında çözümünü sağlama amaçlı birtakım girişimleri olduysa da bütün küresel güçlerin ortak amaçları direnişin önünü kesmek ve Baas'ın önünü açmak olduğundan masa başı görüşmelerden müşahhas bir sonuç elde edilemedi.

Saldırılar çok sayıda Suriyeliyi ülkesini terk etmeye zorladı. O yüzden başta Türkiye olmak üzere muhtelif ülkelerde milyonlarca Suriyeli mülteci oluştu. Bunların bazıları Avrupa ülkelerine geçmeye çalıştı ama Avrupa ülkeleri çoğunlukla kapıları yüzlerine kapadı. Deniz üzerinden kaçak yollarla geçmeye çalışanların birçoğu bindikleri botların batması sonucu denizde hayatını kaybetti.

IŞİD Üzerinden Oynanan Oyun

Suriye direnişi üzerinde oynanan oyunların en önemli boyutlarından birini de IŞİD veya DAİŞ kısa adıyla tanınan örgüt oluşturmaktadır. Bu örgüt önce Irak'ın ABD tarafından işgal edilmesi döneminde, işgale karşı verilen mücadeleyi yıpratma amacıyla bu ülkede Irak İslâm Devleti adıyla ortaya çıkmıştı. Bu ülkede gerçekleştirdiği faaliyetleriyle bir yandan Irak'taki direnişi arkadan vururken bir yandan da medyaya yansıttığı görüntülerle Irak direnişinin imajını yıpratmıştır.

Suriye'de olayların başlamasından sonra söz konusu örgüt bu ülkeye de uzanarak ismini Irak Şam İslâm Devleti (IŞİD) olarak değiştirdi. Suriye'nin bazı bölgelerinde hâkimiyeti ele geçirmesinden sonra kirli bir oyun neticesinde Irak'a uzanması ve Musul'u ele geçirmesi sonrasında Musul merkezli bir devlet kurduğunu iddia ederek adını İslâm Devleti şeklinde değiştirdi.

Örgüt Suriye'de zaman zaman Baas güçleriyle de çatışmalara girmekle birlikte ağırlıklı olarak direniş güçleriyle çatışmalara girdi ve onların siyasi yönden kontrol altına aldığı bölgeleri ele geçirerek kendi siyasi otoritesine katmaya çalıştı. Ele geçirdiği bölgelerin bazılarını da Baas rejimine bağlı güçlerle çatışmaları esnasında onlara teslim etti. Bu siyasetiyle Suriye direnişini sürekli arkadan vurmuştur.

Fakat Suriye direnişine en çok zarar veren yanı yaptığı faaliyetleriyle Suriye direnişi aleyhine imaj oluşturmasına rağmen yine Suriye direnişini hedef alan saldırıların gerekçesi olarak kullanılması olmuştur. Küresel ve bölgesel emperyalist güçler saldırılarını bir gerekçeye dayandırabilmek için IŞİD'e karşı savaş verdikleri iddiasını kullandılar. Oysa savaşlarının hedefi IŞİD değil Suriye'deki Baas rejimini istemeyen halk ve direniş güçleri olmuştur. Ateşkes anlaşmalarında IŞİD sürekli müstesna tutularak, bu anlaşmaların ihlal edilmesi için bir arka kapı olarak kullanılmasına fırsat sağladı.

IŞİD'in bir önemli yanı da olayların arka planını yeterince değerlendiremeyen ve kendini ortaya koyma heyecanı içinde olan gençleri çekip imha etmek amacıyla bir bataklık olarak kullanılmasıdır. Bu özelliğinden yararlanılarak Avrupa ülkelerinin geleceği açısından bir risk olarak değerlendirilen birçok gencin Suriye ve Irak'a çekilip imha edilmesi de dikkatlerden kaçmamalı.

Halep'in Düşüşü

Halep, Suriye'nin kuzey kesiminde Türkiye sınırına yakın bir bölgede yer alır ve başkent Şam'dan sonra gelen en büyük şehridir. Burası zengin bir tarihi geçmişe ve mirasa sahiptir.

Olayların başlangıcında Halep nispeten sâkin geçiyordu ve ilk dönemde çok fazla hareketlilik yoktu. Bunu Baas rejimi yararına propaganda savaşı yürütenler kendi hesaplarına değerlendirmeye çalışıyor ve "Halep'te gösteriler olmaması Suriye'deki hadiselerin bir halk ayaklanması olmadığını gösterir" iddiasında bulunuyorlardı.

Fakat aradan fazla zaman geçmeden Halep halkı da meydanlara çıktı ve zulüm rejimini istemediğini haykırdı. Bu durum gerek Baas rejimini ve gerekse onun arkasında duran işgalci güçleri ciddi şekilde rahatsız etti. O yüzden Halep'te direnişe fırsat vermemek için buraya diğer bölgelerden daha fazla yüklendiler. Buna rağmen yine de direniş kararlı mücadele vererek Halep'in önemli merkezlerinden rejim güçlerini ve ona destek vermek amacıyla gönderilen Şii milisleri çıkarmayı başardı.

Bunun üzerine rejim güçleri ve ona destek veren işgalciler Halep'i yalnızlaştırmak, dışarıdan insanî yardım dahi almasını engellemek amacıyla her yönden kuşatmaya aldılar. Kuşatma ve insanî yardım sokulmasına engel olunması Halep halkının uzun bir süre büyük sıkıntılar yaşamasına neden oldu.

Direniş güçlerinin rejim ve işgal güçleri karşısındaki en önemli dezavantajı da hava saldırılarına karşı bir savunma sistemlerinin bulunmamasıydı. Bunun sıkıntısı Halep'te de ciddi şekilde yaşandı ve saldırganlar her yönden kuşatmaya aldıkları Halep'in merkezine de havadan yoğun saldırılar düzenlediler. Özellikle halka hizmet veren kurumları, ekmek fırınlarını, sahra hastanelerini tahrip etmek amacıyla saldırılar düzenlediler.

Bütün bu saldırılar karşısında Halep halkının ciddi sıkıntı çektiğini gören direniş güçleri bazı şartlarla ve tüm ülkede ateşkese gidilmesini sağlamak amacıyla bu şehirden çekilmeyi kabul ettiler.

Astana Görüşmeleri Süreci

Aylar süren ve insanların adeta nefes almalarını bile engellemeye çalışan korkunç kuşatmanın ardından Halep'te kontrolün tamamen Baas rejiminin ve ona destek veren işgal güçlerinin eline geçmesi Suriye davasında önemli bir yürek yarası oldu. Halep'te direniş güçlerinin belli şartlarla çekilmeyi kabul etmesi aynı zamanda Suriye genelinde bir ateşkes sağlanmasını hedefliyordu. Ateşkesin gereği gibi uygulanabilmesi ve tarafların ateşkesi uygulama konusunda bağlı olacakları şartların belirlenebilmesi için de bir görüşme sürecinin başlatılması gerekiyordu. Bu amaçla Kazakistan'ın başkenti Astana'da masa başı görüşmelerinin gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.

Astana görüşmelerinin Halep'teki kontrolün Baas rejimine ve işgalcilere geçmesinin ardından gelmesi direniş tarafının daha zayıf olduğu bir ortamda yapılması anlamı taşıyordu. Ancak altı yıla yakın bir süredir devam eden direniş karşısında rejimin de yıpranmış olduğu ve çözüm konusunda onu yok sayamayacağını gördüğü için masaya oturmayı kabul ettiği ortadaydı.

Türkiye, Rusya ve İran'ın organizatörlüğünde düzenlenen Astana görüşmelerinde Suriye'deki silahlı direnişi temsil eden heyetle masa başına oturuldu. Öncelikli amaç ise tüm ülke genelinde uygulanacak kapsamlı bir ateşkes sağlanmasıydı. Görüşmelerde ağırlıklı olarak bu konu üzerinde duruldu. Ayrıca çözüm süreciyle ilgili bazı konular üzerinde de değerlendirme yapıldı.

Rusya yönetimi kendi uzmanlarına hazırlattığı bir anayasa taslağını Astana'daki görüşmelere katılan direniş heyetine de verdi. Ancak direniş heyeti Suriye'de meselenin çözümüyle ilgili bir temel anlaşma sağlanmadan anayasa taslağı üzerinde durmanın gereksiz olduğunu, henüz bu aşamaya gelinmediğini dile getirerek anayasa konusunu gündemine almadı. Rusya yönetimi daha sonra bu anayasa taslağını Suriye'deki siyasi muhalefete mensup oldukları belirtilen bazı grupların temsilcileriyle Moskova'da yaptığı toplantıya katılanlara da takdim etti ve bir ara tartışma konusu oldu.

Ateşkes Konusunda Yaşanan Zorluklar

Astana'daki görüşmelerde Suriye'de ülke genelinde bir ateşkes sağlanması üzere anlaşma yapıldı. Fakat asıl önemli olan bu anlaşmanın uygulama aşamasıydı. Çünkü her şeyden önce ateşkesin garantörlüğünü üstlenen ülkelerden Rusya ve İran, Baas rejiminin safında savaşın içinde olan iki ülkeydi ve onların garantörlüğü güven verici değildi. İkinci olarak IŞİD ve önceki adı Nusra olan Fethu'ş-Şam örgütünün müstesna tutulması bir yönüyle de arka kapının açık tutulması anlamına geliyordu. Çünkü bundan önceki ateşkeslerde gerek Baas güçleri ve gerekse ona destek veren işgal güçleri söz konusu arka kapıyı kullanarak IŞİD'i vurdukları iddiasıyla onunla hiç ilgisi olmayan direniş güçlerini ve sivil hedefleri vurmuşlardı.

Bunun yanı sıra gerçek anlamda bir ateşkes uygulanabilmesi birinci derecede rejim güçlerinin ve ona destek verenlerin gerekli riayeti göstermesine bağlıydı. Çünkü direniş Suriye halkının maruz kaldığı sıkıntının azalması ve çözüme gidecek yolun açılması için ateşkese riayet etmeye istekli olduğunu ortaya koyuyordu.

Ne yazık ki uygulama aşamasında yine muhtelif sıkıntılar yaşandı ve özellikle Baas rejimi safında duran güçler tarafından sık sık ihlaller gerçekleştirildi.

ABD'nin Saldırıları

ABD, Suriye'de görünüşte Baas rejimine ve onun saldırılarına karşı açıklamalar yaptı. Bunların tümü sadece fiiliyatta bir karşılığı olmayan göstermelik tepkilerden ibaretti. Gerçekte ABD'nin Suriye konusundaki hesapları ve planları İran'ın ve Rusya'nın hesaplarıyla örtüşmektedir. Zaman içinde izlediği siyaset de bunu çok açık bir şekilde gözler önüne sermiştir.

ABD Suriye savaşına fiili müdahale için de IŞİD'e karşı savaşı gerekçe olarak kullandı. Oysa yukarıda da ifade ettiğimiz üzere IŞİD bu oyunun sadece bir bahanesiydi. Asıl amaç Suriye'deki direnişin önünü kesmek ve Baas rejiminin önünü açmaktı.

ABD güçlerinin saldırılarında bazen yanlışlık iddiasıyla bazen de IŞİD hedeflerinin vurulduğu iddiasıyla direniş güçlerine veya sivil halka ait birçok hedef vurulmuştur. IŞİD'le hiçbir ilgileri olmayan yüzlerce direnişçi veya sivil Suriyeli ABD saldırılarının hedefi oldu.

ABD'nin en vahşi saldırılarından biri de Halep'in Etarib ilçesine bağlı ve muhaliflerin kontrolünde olan Cine köyündeki Hz. Ömer Camisi'ni 16 Mart 2017 tarihinde yatsı namazı esnasında vurması oldu. ABD bu saldırıyı El-Kaide mensuplarına karşı düzenlediği iddiasında bulundu. Ancak yetmiş kadar sivil vatandaş namaz esnasında korkunç bir şekilde topluca öldürüldü. Bu saldırıda en az 100 kişi de yaralandı.

Cenevre Görüşmeleri Süreci

Suriye'de bir yandan ateşkes ihlalleri ve saldırılar devam ederken bir yandan da masa başı çözüm arayışları sürüyor. Bu yöndeki çalışmaların bir boyutunu da BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura'nın gözetiminde gerçekleştirilen Cenevre görüşmeleri oluşturuyor.

Cenevre görüşmelerinin son turu 23 Şubat 2017 tarihinde başlatıldı ve 3 Mart akşamı bitirildi. Bu görüşmelerin ana gündemini üç konu oluşturuyordu. Birincisi geçiş süreci, ikincisi yeni bir anayasa oluşturulması, üçüncüsü de geçiş sürecinde, uluslararası gözetimde yapılacak genel seçimler.

Suriye muhalefeti geçiş sürecinde Beşşar Esed'in kenara çekilmesi gerektiği konusunda ısrar ediyor. Fakat Baas rejimine destek veren İran, Beşşar Esed yönetiminin geçiş sürecinde de devam etmesi konusunda ısrarlı. O yüzden bu konuda herhangi bir anlaşma sağlanamadı. Geçiş süreci konusunda bir formül oluşturulmadan anayasa ve seçim konusunda kesin bir şey konuşmanın da mümkün olamayacağı düşünülüyor. Dolayısıyla Cenevre görüşmelerinin 23 Şubat'ta başlayan turundan herhangi bir çözüm formülü çıkarılamadı. BM Özel Temsilcisi De Mistura da kısa vadede bir sonuç çıkarılmasını beklemediğini söylemişti. Anlaşıldığı kadarıyla meselenin iyice çekilmez hale getirilmesi suretiyle muhalefet tarafına bazı şeyleri dikte etmenin şartlarının oluşturulması amaçlanıyor.