Örgütlü emperyalizm ve İslâm âlemi

9 Mart 2017 Perşembe, Yeni Akit

Dünyada güya adalet ve hukuku hâkim kılma iddiasında, aynı zamanda "milletlerin ittifakı" gibi lanse edilen bir teşkilat var: Birleşmiş Milletler. Oysa bu teşkilatın çatısı altında birleşenler milletler değil. Çağın hâkim güçleri yani emperyalist güçler. Her ne kadar bu teşkilatın çatısı altında dünyadaki mevcut devletlerin tamamına yakını temsil ediliyor olsa da ona yön verenler birbirlerinin ayaklarına basmamaya özen gösteren emperyalist güçlerdir. Adalet ve hukuk zorunlu kılsa da söz konusu güçlerin itiraz ettiği bir talep hiçbir şekilde nazarı itibara alınamıyor. Bunun sebebi ise emperyalist güçlerin örgütlü, hak arayanların ise dağınık ve söz konusu güçlerin kumanda ettiği uluslararası örgütlere bağımlı olmalarıdır.

Küresel emperyalizm kendini "uluslararası toplum" olarak tanımlıyor. Böylece kendi siyasetinin, sergilediği tavrın ve hizmetindeki uluslararası örgütler vasıtasıyla çıkardığı kararları meşru ve kabul edilmesi zorunlu kararlar olarak lanse ederken, mağdur edilenlerin hak mücadeleleri yerine göre terör olarak tanımlanıyor. İsterlerse bu mücadelelerinde hiç şiddete başvurmasınlar, mücadelelerini tamamen sivil platformda yürütsünler. Emperyalizmin hizmetindeki kuruluşların tutumlarına karşı tavır koymaları ve çağdaş emperyalist güçlerin dayatmalarına itiraz etmeleri bile başlı başına "terör" sayılıyor. Bunun da sebebi emperyalist güçlerin örgütlü hak arayanların, haksızlığa uğratılanların ise dağınık olmalarıdır.

Çağdaş emperyalizmin uluslar arası çapta meşrulaştırma mekanizmasının en önemli cihetini de yargı cephesi oluşturuyor. Uluslar arası yargı çağdaş emperyalizme iki yönden hizmet etmektedir. Birinci olarak kurulan global sömürgeci düzenin dayatmalarına boyun eğmeyerek yan çizmeye kalkışanların cezalandırılmasını sağlıyor. Bu cezalandırmada söz konusu global sistemi kabullendiğini resmen ilan etme ihtiyacı duyan tüm ülkeleri aktif olarak rol almaya, cezalandırmanın gereklerini yerine getirmeye zorluyor. İkinci olarak da böyle bir cezalandırmaya maruz bırakılmayan uygulamalara dolaylı bir meşruiyet kazandırılmış oluyor.

Yargı organlarının normalde adaleti icra etmekle görevli olması gerekir. "Uluslar arası yargı" isimlendirmesine uygun bir faaliyette de uluslar arası çapta adalet aranması gerekir. Fakat emperyalizmin baskı ve dayatma uygulamalarına yargı kılıfının geçirilmesi amacıyla oluşturulmuş kurumların uygulamalarında bunu bulmak mümkün değildir. Bu da "yargı" şemsiyesi altında zulmün globalleştirilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla uluslar arası yargı organları gerçekte dünya çapında bir düzen ve disiplin sağlanması amacıyla yargının gücünü kullanma yoluna gitmiyor, çağdaş emperyalizmin sopası görevi görüyor.

Bu özelliğinden dolayı da yargı uygulamasında çifte standartçı bir tutum izlemektedir. Örneğin küresel emperyalizmin başını çeken güçlerin savaş suçlarını araştırma ihtiyacı bile duymazken yerine göre onlarla suları düz akmayan ülkelerin yönetimlerini savaş suçlarından mahkum edebilmektedir. Aynı şey yani çifte standart bireysel hakların aranması konusunda da geçerlidir.

Zulmün sadece belli sınırlar içinde hâkimiyet sürdüren yerel düzenler tarafından icra edildiği sanılıyor. Oysa günümüzde zulüm globaldir yani uluslararası çaptadır. Onun örgütlü şekli de kendini uluslararası toplum diye tanımlayan uluslararası emperyalizmdir. Ümmetin bu zulümden kurtulabilmek için yeniden gücünü birleştirmeye ve birliğini temsil edecek global yapıya tekrar kavuşmaya ihtiyacı var.