Suriye'de Görüşmeler Süreci

Mart 2017, Vuslat

Halep'in Düşüşünden Sonra Gelen Astana Görüşmeleri

Aylar süren ve insanların adeta nefes almalarını bile engellemeye çalışan korkunç kuşatmanın ardından Halep'te kontrolün tamamen Baas rejiminin ve ona destek veren işgal güçlerinin eline geçmesi Suriye davasında önemli bir yürek yarası olmuştu. Halep'te direniş güçlerinin belli şartlarla çekilmeyi kabul etmesi aynı zamanda Suriye genelinde bir ateşkes sağlanmasını hedefliyordu. Ateşkesin gereği gibi uygulanabilmesi ve tarafların ateşkesi uygulama konusunda bağlı olacakları şartların belirlenebilmesi için de bir görüşme sürecinin başlatılması gerekiyordu. Bu amaçla Kazakistan'ın başkenti Astana'da masa başı görüşmelerinin gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.

Astana görüşmelerinin Halep'teki kontrolün Baas rejimine ve işgalcilere geçmesinin ardından gelmesi direniş tarafının daha zayıf olduğu bir ortamda yapılması anlamı taşıyordu. Ancak beş yıldan fazla zamandır devam eden direniş karşısında rejimin de yıpranmış olduğu ve çözüm konusunda onu yok sayamayacağını gördüğü için masaya oturmayı kabul ettiği ortadaydı.

Astana Görüşmeleri Silahlı Direnişle

Kazakistan'ın ev sahipliğini yaptığı Astana görüşmelerinin organizasyonu Rusya, İran ve Türkiye tarafından yapıldı. Bunlardan Rusya ve İran'ın aynı zamanda Suriye'deki Baas rejiminin cephesinde savaştığı ve işgalci konumunda olduğu bilinen bir gerçektir.

Direniş adına ise bu kez siyasi muhalefeti temsil eden yetkililer değil doğrudan silahlı direnişi temsil eden yetkililer masaya oturacaktı. Fakat silahlı direniş sahasında yer alan grupların tümü görüşmelerde temsil edilmeyecekti. Bunlardan adı daha önce Nusra Cephesi olan ve sonra Fethu'ş-Şam Cephesi olarak değiştirilen grubun yer almasını organizasyonu yürüten ülkeler istememişti. Bazıları da kendileri katılmak istememişlerdi. Fakat direnişin ileri gelen örgütlerinin çoğu ortak bir heyet tarafından görüşmelerde temsil edilecekti.

Öncelikli Amaç Kapsamlı Bir Ateşkes

Astana görüşmelerinin öncelikli amacı Suriye meselesine siyasi bir çözüm bulmak için formül geliştirmek değil tüm ülke genelinde tarafların bağlı kalacağı bir ateşkesin hâkim kılınmasını yani silahların susmasını sağlamaktı. Görüşmelerde de ağırlıklı olarak kapsamlı bir ateşkes konusu üzerinde duruldu.

Suriye'de daha önce de değişik zamanlarda ateşkesin ilan edildiği dönemler oldu. Ama bunların büyük çoğunluğu çatışan tarafların değil Suriye'deki gidişata yön verme çabası içindeki küresel güçlerin aralarında anlaşarak ilan ettikleri ateşkeslerdi. Bu ateşkesler de bazı yeni hesapların önünü açmak veya birtakım oyunları kamufle etmek için olduğundan hem gereği gibi uygulanmadı hem de çok kısa süreli oldu.

Astana'daki görüşmelerde ilk kez çatışan taraflar dolaylı yollarla da olsa masaya oturarak aralarında ateşkes ilan etmiş oldular.

Ateşkesin Uygulanabilmesi İçin Rejim Güçlerinin Uyması Önemli

Direniş tarafı saldırıların son bulması ve silahların susturulması için ateşkesin uygulanmasına zaten taraftardı. Çünkü silahlı saldırıları ilk başlatan taraf rejim güçleri olduğu gibi saldırılarında herhangi bir sınır tanımayan dolayısıyla çok sayıda sivilin hayatını kaybetmesine neden olan taraf da rejim ve onun arkasında duran işgal güçleriydi. Dolayısıyla masa başında ilan edilen ateşkesin sahaya taşınabilmesi ve hakkıyla bir ateşkes uygulanabilmesi için önemli olan rejim tarafının ona hakkıyla uymasıydı.

Astana'da sağlanan anlaşmadan sonra direniş adına yapılan açıklamalarda da buna dikkat çekildi ve direnişin ateşkese uyacağı fakat asıl önemli olanın rejim güçlerinin de gereği gibi uymalarının sağlanması olduğu vurgulandı.

Ateşkesin garantörlüğünü Astana'daki görüşmelerin organizasyonunu yapan üç devlet yani Rusya, İran ve Türkiye üstlenmişti.

İşgalci Rusya'nın Kurtarıcı Konumuna Geçmesi Ne Kadar İnandırıcı?

Astana görüşmelerinde dikkat çeken gelişme Suriye'de fiili işgalini sürdüren, Halep'in aylarca kuşatma altında tutulmasında birinci derecede rol oynayan, bu şehrin Baas kontrolüne geçmesi için yoğun saldırılar gerçekleştiren Rusya'nın bu kez arabulucu hatta kurtarıcı rolüne girmesiydi. Onun böyle bir role girmesi inandırıcı olmaktan elbette uzaktı. Çünkü Suriye'deki fonksiyonu devam ediyordu. Baas rejiminin geleceğini sağlama almak ve direnişin Suriye halkını bu rejimden kurtarmak için verdiği mücadelenin önünü kesmek amacıyla gönderdiği işgal güçleri yine Suriye'de varlıklarını sürdürüyorlardı. Baas rejimine destek konusundaki siyaseti de değişmemişti. Fakat bu ülkede rejim açısından da bağlayıcı olacak bir ateşkes sağlanabilmesi için kendisinin devreye girmesine ihtiyaç olduğunu bildiği için bunu stratejik hesaplarında değerlendirmek istiyordu. Ayrıca İran'ın Suriye'deki Baas rejiminin de ilerisine geçmiş saldırgan tutumu Rusya'nın ateşkes konusunda etkili olabileceği beklentisinin oluşmasına neden olmuştu.

Direnişin Beklentisi ve Sunduğu Ateşkes Projesi

Suriye'deki direniş güçlerinin beklentisi ateşkesin bütün ülke genelinde gereği gibi uygulanması ve ihlallerin önüne geçilmesiydi. Bu konuda, muhalefeti temsil eden heyetin başkanlığını yapan Muhammed Alluş toplantının bitiminden sonra yaptığı basın açıklamasında ateşkesin tüm ülke genelinde uygulanmasından yana olduklarını ifade ederek ihlal edenlerin cezalandırılması ve özellikle de sivillerin korunması için gereken hassasiyetin gösterilmesi konusunda garantör devletlere çağrı yaptı.

Ayrıca direniş güçlerini temsilen görüşmelere katılan heyet adına açıklama yapan Usame Ebu Zeyd kendilerinin, daha oturaklı ve kalıcı bir ateşkes sağlanması için Rusya'ya bir ateşkes projesi sunduklarını ifade etti. Bu projenin amacı Suriye'de silahların susmasının yanı sıra kuşatma altındaki bölgeler üzerindeki kuşatmaların da tamamen kaldırılmasını ve aynı zamanda yabancı güçlerin kademeli bir şekilde çekilmesi için bir süreç başlatılmasını sağlamaktı.

Fakat gerek Rusya'nın gerekse İran'ın böyle bir ateşkes projesine olumlu yaklaşmayacağını tahmin etmek mümkündür. Çünkü bunlar her ne kadar bazı stratejik hesaplarla ateşkesi kabul etseler de siyasi bir geçiş formülü üzerinde ittifak sağlanmadan yabancı güçlerin çekilmesini kabul ederek Baas rejimini direniş güçleri karşısında yalnız bırakmaları pek mümkün değildir.

Rusya'nın Sunduğu Anayasa

Rusya Astana'da aynı zamanda taraflara Suriye için bir anayasa taslağı da takdim etti. Bu, tamamen Rus uzmanlar tarafından hazırlanmış bir taslaktı ve Rusya yönetimi tarafların aralarında görüşmeler yaparak üzerinde gerek gördükleri şekilde değişiklikler yapabileceklerini ifade etti.

Suriye'deki muhalefet adına Astana görüşmelerine katılan heyet, Suriye genelinde ateşkes kesin bir şekilde sağlanmadan ve ihlallerin önüne tamamen geçilmeden anayasa taslağı konusu üzerinde tartışmayı gereksiz gördüklerini bildirmiş ve bu konuyu tartışma gündemine almamıştı.

Fakat Rusya yönetimi sunduğu anayasa taslağının gündeme gelmesini ve tartışma konusu yapılmasını sağlayabilmek için medya vasıtasıyla öne çıkarmaya çalıştı. Bu taslağı sonraki görüşmelerde de gündeme getirerek Suriye'nin geleceğinin belirlenmesinde bir yerinin olmasını sağlamak istedi. Rusya'nın böyle bir taslak sunmaktaki asıl amacı ise Suriye'nin siyasi geleceğinin ve şeklinin belirlenmesinde aktif bir rol oynamaktı.

Ateşkes İhlalleri Son Bulmadı

Astana görüşmelerinde sağlanan anlaşmaya göre üç devletin garantörlüğünde tüm ülke genelinde fiili olarak ateşkes başlatıldı. Fakat ne yazık ki ateşkes ihlalleri son bulmadı.

Her şeyden önce rejimin ve ona destek veren işgal güçlerinin bazı bölgeler üzerindeki kuşatmaları aynen devam etti. Bu kuşatmaların amacı o bölgelerde yaşayan insanları teslim olmaya zorlamaktı. Bu arada yine rejim ve işgal güçleri tarafından zaman zaman saldırılar ve cinayetler de devam etti.

Rejim ve işgal güçlerinin ateşkes ihlallerinde, özellikle arka kapının açık bırakılmasının yani bazı grupların ateşkesten müstesna tutulmasının da rolü vardı. Çünkü saldırılarda müstesna tutulan grupların hedef alındığı iddiasından yararlanıldı yine.

O yüzden ateşkeslerin güven verici olabilmesi için bazı grupların "terör" nitelemesine dayanılarak müstesna tutulması yerine tüm grupların ateşkese bağlı kalmaya mecbur edilmesi ve ihlal edenlerin cezalandırılması daha anlamlı olacaktı.

Saldırıların Yanı Sıra Tehditler de Devam Ediyor

Rejim ve işgal güçleri bir yandan ateşkesi ihlal eden saldırılarını sürdürürken bir yandan da çeşitli şekillerde tehditlerde bulundular. Örneğin Halep'in rejim ve işgal güçlerinin kontrolüne geçmesinden sonra tahliye edilen sivillerin önemli bir kısmının yerleştirildiği İdlib bölgesi tehditlerin birinci hedefi durumundaydı. Baas rejimi hesabına çalışan çeteler, o insanlara kendilerini İdlib'de de rahat bırakmayacakları ve orayı da ele geçirmek için saldırılarını sürdürecekleri yönünde tehditlerde bulunuyorlardı. Bu tehditlerin anlamı katil Baas rejimini istemeyen halka Suriye'de hiçbir şekilde yaşama hakkı tanınmayacağı, onların tüm Suriye'den ihraç edilmesinin hedeflendiği mesajları vermekti. Bu tür mesajlar içeren tehditlerin hâlen sürdüğünü söylemek mümkündür. Tehditlerde bulunanların önemli bir kısmını da ateşkesin garantörlerinden olan İran'ın Suriye'ye yerleştirdiği Şii milisler oluşturuyor. Bu da ateşkesin güven verici olması konusunda doğal olarak insanları endişeye sokuyor.

Trump'ın Güvenli Bölgeler Atağı

ABD'nin yeni başkanı Donald Trump da Suriye'de görüşmeler sürecinde aktif rol oynamak amacıyla güvenli bölgeler konusunu gündeme getirdi.

Aslında Suriye'de güvenli bölgeler konusu daha önce gündeme getirilmişti. Suriye halkının ülkesini terk etmeye zorlanmasının önüne geçilmesi için ülke içinde bazı bölgelerin güvenli bölgeler ilan edilmesi ve buraların saldırılara karşı korumaya alınması Türkiye tarafından da gündeme getirilmiş ve BM'nin bu konuda aktif bir şekilde devreye girmesi için girişimlerde bulunulmuştu. Ancak BM bu konuda herhangi bir girişimde bulunmaktan çekindi. ABD yönetimi de güvenli bölgeler planına destek vermedi. Bu konudaki önerilere destek verilmemesi ise Baas rejiminin ve ona destek veren işgalci güçlerin bütün Suriye topraklarına serbestçe saldırmalarına fırsat vermekten başka bir amaç taşımıyordu.

Suriye'de görüşmeler sürecinin etkin bir şekilde başlatılması sonrasında ABD'nin güvenli bölgeler oluşturmak için devreye girmesi ise samimiyetten ve gerçekçilikten uzaktı. Bu girişim Suriye'deki gelişmelerin dışında kalmamak ve sürece müdâhil olmak amacı taşıyordu.

Rusya güvenli bölgeler konusunda Suriye'deki Baas yönetimiyle irtibata geçilmesi gerektiğini söyledi. Oysa güvenli bölgeler oluşturulmasıyla her şeyden önce Baas rejiminin ve arkasında duran güçlerin saldırılarına karşı bazı bölgelerin korumaya alınmasının amaçlanması gerekiyordu. Böyle bir plan için bizzat tehdit oluşturan tarafla irtibata geçilmesinin ne anlamı olacaktı?

ABD'nin bu konuda ısrarlı olduğunu ileri sürmesine ve Trump'ın güvenli bölgeleri kesinlikle oluşturacağını söylemesine rağmen sonrasında bir girişimde bulunulmaması sebebiyle plan tamamen fiyasko çıktı.

Astana Sonrası Moskova Buluşması

Astana'daki görüşmelerin ardından Rusya yönetimi Suriye'deki muhalefetin özellikle siyasi kanadının temsilcilerini bir araya getirmek için bir toplantı düzenledi. Fakat toplantıya muhalefetin ileri gelen teşkilatlarının temsilcileri katılmadılar. Rusya Dış İşleri Bakanı Sergey Lavrov toplantı esnasında yaptığı açıklamada toplantıya katılmamalarından dolayı bu teşkilatlara eleştiride bulundu. Fakat teşkilatlar adına yapılan açıklamalarda davetin sadece bazı şahıslara ve şifahi olarak iletildiği, doğrudan teşkilatlara yönelik resmî davetlerde bulunulmadığı, şahısların da kendi adlarına böyle bir toplantıya katılmalarının söz konusu olamayacağı ifade edildi. Fakat bazı teşkilatların temsilcileri de toplantıya katıldılar.

Moskova'daki toplantının dikkat çeken bir yanı da PKK'nın Suriye'deki temsilcisi durumundaki PYD'nin de katılmasının sağlanması oldu. PYD'nin Astana'daki toplantıya da katılması istenmiş ancak Türkiye'nin itirazından dolayı katılamamıştı. PYD'nin Suriye'de rejim güçleriyle herhangi bir savaşı yok. Aksine yerine göre direniş güçlerini arkadan vurması için rejim tarafından destekleniyor.

İleri gelen muhalefet teşkilatlarının temsil edilmemesi sebebiyle Moskova'da bazı teşkilatların siyasi kanatlarının temsilcilerini bir araya getiren toplantıdan gidişatı etkileyecek bir sonuç çıkmadı.

Cenevre Hazırlıkları

Siyasi çözüm ve geçiş formüllerinin masaya yatırılacağı toplantı yine Cenevre'de düzenlenecekti. Astana'daki anlaşmaya göre Cenevre görüşmelerinin de 8 Şubat 2017 tarihinde başlatılması gerekiyordu. Fakat Rusya'nın Suriye'deki bazı muhalefet teşkilatlarının siyasi kanatlarının temsilcilerini bir araya getiren Moskova toplantısında Dış İşleri Bakanı Sergey Lavrov'un yaptığı açıklamada Cenevre görüşmelerinin ertelendiği duyuruldu. Üstelik Lavrov bu ertelemeden BM'yi sorumlu tuttu ve onu işleri yavaştan almakla suçladı. BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura ise bu iddiaya verdiği cevapta kendilerinden kaynaklanan herhangi bir ertelemenin söz konusu olmadığını dile getirdi. Rusya'nın bu açıklama karşısında sessizliği tercih etmesi ertelemenin asıl ondan kaynaklandığını ve Lavrov'un Moskova'daki açıklamasında doğru konuşmadığını gün yüzüne çıkardı.

Sonrasında toplantı ertelendi ve 20 Şubat'ta başlatılacağı açıklandı. Daha sonra da 23 Şubat'a ertelendi.

Suriye muhalefeti Cenevre'de ortak bir tavır belirlemek amacıyla Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da kendi arasında toplantı düzenledi.

Cenevre Görüşmeleri Çözüm Getirecek mi?

Eğer yeni bir erteleme olmazsa, siz bu yazıyı okurken Suriye meselesinin çözümü için düzenlenecek Cenevre görüşmeleri de başlamış olacak. Fakat kısa vadede bir sonuca ulaşılması da pek mümkün görünmüyor. Muhalefet rejim güçleriyle anlaşmayı kabul ettiğini ancak Esed'in devreden çekilmesi gerektiğini, onun iktidarının devam ettiği bir ortamda geçiş sürecinin başlatılmasının mümkün olamayacağını, onun saltanatının devam ettiği bir ortamda Suriye halkının özgür iradesini ortaya koymasının mümkün olamayacağını dile getiriyor. Fakat Esed'e siyasi ve askerî yönden en büyük desteği veren İran, geçiş sürecinin Esed saltanatı altında başlatılması konusundaki ısrarını sürdürüyor. Rusya'nın bu konudaki tutumu nispeten muğlak gibi görünüyor. Ama bu, siyasi amaçlı bir taktik olabilir ve Esed saltanatının devamına onun da destek vermesi muhtemeldir. Cenevre'de Esed cephesinin yine dayatmacı bir tutum sergilemesi durumunda görüşmelerin tekrar tıkanması ve bir sonuca ulaşılmasının zorlaşması yeniden tehlikeli bir sürece girilmesine neden olacaktır.