Arakan'da Budist diktanın kesintisiz zulmü

Aralık 2016, Ribat

Gölgede Kalan Arakan

Suriye'de Baas diktasının ve onun devam edebilmesi için zulmün her çeşidine onay vermekle kalmayıp bilfiil ortak olanların korkunç katliamları bir yandan devam ediyor. Kalabalıkların üzerine havadan uçaklarla atılan kimyasal bombalarla, varil bombalarıyla, vakum bombalarıyla ve muhtelif füzelerle, saldırıya hedef olan bir mıntıkada yıkıntıların arasında kalanları kurtarmaya çalışanların üzerine ikinci kez bombalar atılmasıyla insanlar artık fert fert değil kitleler halinde topluca imha ediliyor.

Böylesine korkunç katliam ve vahşet sadece hedef alınan toplumu değil zulmün ve haksızlığın mağduru bütün halkları olumsuz etkiliyor. Çünkü en başta dikkatleri üzerine çekerek başka yerlerde yapılan zulümlerin gölgede kalmasına neden oluyor. İkinci olarak böylesine bir vahşet karşısında, başka yerlerdeki zulüm rejimlerinin uygulamaları göze küçük görünüyor. O yüzden önemsiz sayılıp ihmal ediliyor. Üçüncü olarak zulmedenlerin, kendilerini daha rahat hissetmelerine ve üzerlerine gelinmemesinin rahatlığıyla şiddet uygulamalarına, zulmetmelerine imkân sağlıyor. Dikkatlerden uzak kalan mazlum Müslüman halklardan biri de Budist Myanmar diktasının insanlık dışı uygulamalarına maruz kalan Arakan Müslümanlarıdır.

Arakan Neresidir?

Arakan, bugün Myanmar olarak adlandırılan geçmişte ise Burma ve Birmanya adı verilen ülkenin güney batısında Bengal Körfezi kıyısında, aynı zamanda Bangladeş ve Hindistan ile sınırı olan bir bölgedir. Myanmar Müslümanlarının büyük çoğunluğu bu bölgede yaşar ve bölge Rakhine eyaleti olarak da adlandırılır. Bölgenin Müslüman halkına da etnik olarak Rohingyalar adı verilir.

Bu bölge ayrı bir eyalet yönetimine sahiptir. Ancak bölge halkının çoğunluğunun Müslüman olmasına rağmen yönetim Budistlerin elindedir. Bununla birlikte bazı Budist gruplar bölgenin tamamen bağımsız olması için savaş vermek amacıyla silahlı milis güçleri oluşturmuşlardır. Ne var ki söz konusu bağımsızlık yanlısı Budist gerilla güçleriyle Myanmar yönetimi arasında devam eden savaşın arasında da en çok Müslümanlar eziliyor. Budist milisler Müslümanları göçe zorlamak ve bölgede Budist nüfûsun oranını artırmak amacıyla sürekli Müslümanlara saldırıyorlar. Yönetim de Müslümanlara ayrımcı politika uyguladığından onlara zulmediyor. Müslümanlara sadece ayrımcı milisler değil rejimle işbirliği içinde olan ve rejimin Şebbiha çeteleri niteliği taşıyan Budist milisler de saldırıyor.

Arakan bölgesi Myanmar'ın diğer bölgelerinden yüksek dağlarla ayrılır. Bu dağlar maden cevheri, petrol ve doğal gaz yönünden çok zengindir.

Bölgenin aynı zamanda 350 mil uzunluğunda bir deniz sahili bulunuyor. Bu sahil Bengal Körfezi'ne açılır ve Myanmar'ın deniz sahilinin önemli bir kısmını oluşturur. O yüzden bu ülkenin denizle ilgili faaliyetleri açısından stratejik önem arz ediyor.

Eyaletin başkenti Sittwe şehridir.

Müslümanlar geçmişte bu bölgede bağımsız bir devlet kurmuşlardı. Burma'nın İngiliz işgalinden kurtulmasından sonra Arakan'ın bağımsız olması için mücadele eden bazı İslâmî hareketler ortaya çıktı. Ancak bugün verilen mücadele Müslümanların maruz kaldığı zulmün ve haksızlığın son bulması amacına yönelik sivil mücadeleden ibarettir.

Arakan'da İslâm'ın Geçmişi ve Bugünü

Arakan halkının İslâm'la tanışması çok erken dönemlerde H. 1. yüzyılda olmuştur. Burma ile ticaret yapan Arap tüccarlar o dönemde daha çok Arakan bölgesine geliyorlardı ve Arakanlılar da onların vasıtasıyla İslâm'la tanışarak benimsedi. İslâm bu halk içinde hızlı bir şekilde yayıldı. İlk dönemlerde bölgeye gelen Arap Müslümanlardan bazıları da oraya yerleşti ve halkın İslâm'ı tanımasına yardımcı oldu. Sonraki dönemlerde Farisilerden, Moğollardan, Patanilerden ve Bengallerden Müslümanlar bölgeye gelerek İslâm'ın yayılmasına katkıda bulundular.

Bölgenin bu adı almasının İslâm'ı benimsemesinden sonra olduğu ve Arakan adının Arapça erkân kelimesinden geldiği kaynaklarda belirtilir. Bazı araştırmacılara göre bölgede İslâm erkânına uyulduğu için bu isim verilmiştir. Ancak bu bilgi kesin değildir.

Müslümanlar bu bölgede bağımsız bir devlet kurdular. Fakat bu devlet 1784'te Budistler tarafından yıkıldı ve onlar o tarihten itibaren Müslümanları bölgeden çıkarabilmek, bu bölgede Budistlerin hakimiyet kurmalarını sağlayabilmek için savaş vermeye başladılar. Bu savaş çok sayıda Arakanlı Müslümanı göçe zorladı.

Burma, Hindistan topraklarını ele geçiren İngilizler tarafından 19. yüzyılın ilk çeyreğinden sonra parça parça ve geniş bir zaman aralığı içinde işgal edildi. Zamanla tamamen İngiliz işgaline geçti. Fakat 4 Ocak 1948 tarihinde yeniden bağımsızlığını ilan etti.

Budist ve Komünist Zulüm

Şimdiki adı Myanmar olan Burma'nın bağımsız olmasında Müslümanların büyük katkısı oldu. Bağımsızlık sonrası oluşturulan ilk parlamentoda 12 Müslüman milletvekili, ilk hükümette de iki Müslüman bakan yer aldı. Müslümanlar diğer halklarla eşit haklara sahip olacaklarını umuyorlardı.

Fakat öyle olmadı. Devlet yönetimini ele alanlar tamamen Budist ırkçı bir politika izleyerek Müslümanların mağdur olmalarına yol açtılar. Budist saltanat özellikle Müslümanların çoğunlukta olduğu Arakan bölgesindeki Rohingyaların bölgeye dışarıdan getirildiklerini, bölgenin asıl ahalisinden olmadıklarını ileri sürerek onları vatandaşlığa bile kabul etmedi. Oysa bu topluluğun asırlardan beri bölgede yaşadığı, çok az bir kısmının göçmenlerden oluştuğu, onların da çok erken dönemlerde iş için gelip bölgeye yerleşmiş ve bölge halkıyla kaynaşmış oldukları biliniyordu. Fakat Budist zulüm yönetimi bölgeyi Müslümanlardan tasfiye etmek amacıyla bu iddiadan yararlanmaya çalışıyor ve onlara çeşitli şekillerde eziyet ediyordu.

Bu uygulama Budist yönetimle Müslüman halk arasında şiddetli çarpışmalara neden oldu. Müslümanlar bu mücadeleleri sonunda bölgede kendilerinin söz sahibi oldukları bir özerk yönetim oluşturdular.

Fakat 1962'de General Ne Win ülkede askerî bir darbe gerçekleştirdi ve komünist rejimi hakim kıldığını ilan etti. Komünist rejim İslâm'a doğrudan savaş açtı. İslâm'ı baş düşman ilan ettiği için ona karşı devletin medya araçları vasıtasıyla geniş çaplı bir propaganda savaşı başlattı. Bu amaçla muhtelif yalan ve iftiralara başvurdu. Bir yandan da silahlı güçleri vasıtasıyla Müslümanlara karşı çeşitli zulüm uygulamaları başlattı. Öyle ki Müslümanların İslâmî anlam içeren isimler kullanmalarını bile engelliyor, Budistler arasında yaygın olan veya komünist mesajlar içeren isimler kullanmalarını şart koşuyordu.

Ülkede 2007'de budist rahiplerin komünist rejime karşı devrim girişimi başarılı olamadı. Ama 2008'de kabul edilen yeni anayasayla sözde cumhuriyet rejimine geçildi. Fakat özellikle Arakan bölgesindeki Müslümanlara yönelik zulüm uygulamalarında bir değişiklik olmadı.

Müslümanlara Ayrımcı Politika

Arakan bölgesinde yaşayan Müslümanlara yani Rohingyalara en başta ayrımcı politika uygulanıyor. Devlet onları vatandaşlığa kabul etmediğinden bir tür mülteci muamelesi yapıyor. Kendi gayri menkullerini, arazilerini, evlerini bile devlet tarafından kullanmaları için verilmiş mülkler olarak tanımlıyor. O yüzden Budist militanlar evlerini yaktıkları zaman militanları değil evlerin sahiplerini suçlu çıkarıyor ve onları devletin kendilerine emaneten verdiği mülklere gereği gibi sahip çıkmama suçlamasında bulunuyor.

Müslümanların vatandaşlığa kabul edilmemesi tabii onların devlet kurumlarında ve özel iş yerlerinde kendilerine iş bulmalarını, ticarî iş kurmalarını ve siyasete girmelerini engelliyor. Dolayısıyla Müslümanlar geçimlerini sağlayabilmek için çok basit hizmet işlerinde ve düşük gelirlerle çalışmaya yahut çok dar kapsamlı tarım ve hayvancılık işi yapmaya mecbur ediliyorlar.

Sık sık Budist militanların saldırılarına maruz kaldıklarından evlerinde, arazilerinde kendilerini güven içinde hissedemiyorlar. Budist militanların ateşli silahları ve yakıcı, kesici aletleri olduğundan, Müslümanlar ise bu tür aletlere karşı kendilerini savunmada kullanabilecekleri araçlardan bile yoksun olduklarından saldırılar karşısında kendilerini savunamıyorlar. Bu kez devletin verdiği mülklere gereği gibi sahip çıkmamakla suçlanıyorlar.

Devletin organize güvenlik güçleri de zaman zaman saldırılar ve baskınlar düzenleyerek tutuklamalar yapıyor. Onların saldırıları ve tehditleri karşısında da çaresiz durumdalar.

Bangladeş'teki Mülteci Kampları

Arakan Müslümanlarının önemli bir kısmı söz konusu zulümden dolayı yurtlarını terk etmek zorunda kalmış durumda. Ama gittikleri yerlerde de huzurlu değiller ne yazık ki. Çok büyük zorluklar altında ve sıkıntılarla yaşıyorlar. Fakat en azından burada dinlerini ve namuslarını güven altında gördüklerinden dönmemeyi tercih ediyorlar. Döndüklerinde Budist olmaya zorlanmaktan veya ırzlarına tecavüz edilmesinden korkuyorlar. Mallarını zaten terk ederek hicret etmişler. Ama mülteci olarak yaşadıkları yerlerde de canlarının güvence altında olduğu söylenemez. Çünkü açlıktan ölme tehlikesinden korunuyor değiller. Hayatlarını ikame ettirebilmek için ot, yaprak gibi normalde yenmeyen birçok yiyeceği yemek zorunda kalabiliyorlar.

Arakan Bangladeş'e sınır olduğundan şimdiye kadar topraklarını terk edenlerin büyük çoğunluğu bu ülkeye geçti ve oradaki mülteci kamplarına yerleşti. Ancak Bangladeş yönetimi de onları çok kötü şartlarda yaşamaya mecbur ediyor. Myanmar hükümetiyle herhangi bir sorun yaşamamak amacıyla onlara sahip çıkmıyor, meseleleriyle ilgilenmiyor. Çoğu zaman da sınırdan geçiş yapmalarını engelliyor.

Bir dönem Arakan Müslümanları Bangladeş yönetiminin ilgisizliği ve Myanmar yönetiminin zulmü arasında sıkışmaları sebebiyle teknelerle Bengal Körfezi'ne açıldılar. Uzun süre hiçbir ülke kendilerini kabul etmedi. En sonunda Endonezya'nın Açe bölgesine yerleşmelerine izin verildi ve burada onlar için bir mülteci kampı kuruldu.

Hicret Edemeyenler Sürekli Baskı Altında

Hicret etme fırsatı bulamayanların ise yaşamaya devam ettikleri yerlerde din, akıl ve canlarına varıncaya kadar bütün kutsalları ve değerli varlıkları tehdit altında. Resmî güvenlik güçlerinin saldırıları kesintisiz bir şekilde devam ediyor. Buna ek olarak Budistlerin şebbiha çeteleri niteliği taşıyan milis güçleri sürekli ve sırf Müslümanları bölgeyi terk etmeye zorlamak amacıyla saldırılar düzenliyorlar. Bazen evlerini yakıyorlar. Bu kez yargı organları dediğimiz gibi devlet tarafından kendilerine kullanım için verilen evleri muhafaza etmedikleri gerekçesiyle yine Müslümanları mahkûm ediyor. Bu tür düzmece iddialarla sık sık Müslümanlar hapislere atılıyor. Hapishanelerde kendilerine korkunç işkenceler yapılıyor ve bazıları bu işkenceler yüzünden hayatlarını kaybediyorlar. 2012'deki tutuklamalar ve işkencelerle ilgili bir raporda o yıl içinde 1000 civarında Arakanlı Müslümanın tamamen düzmece gerekçelerle tutuklandığı onlardan da 68 kişinin hapishanede gördüğü işkence yüzünden hayatını kaybettiği vurgulanıyordu. Bu sayı da tutuklanan her yüz kişiden yaklaşık yedi tanesinin işkence yüzünden hayatını kaybettiğini gösteriyordu. Hayatta kalabilenler de tecavüz dâhil değişik insanlık dışı muamelelere ve işkence uygulamalarına maruz kalmış oluyorlardı. Hapse atılmayanlar da sürekli kendilerini tehdit altında hissediyor ve her an evlerine bir Budist çetenin baskın düzenleyebileceği korkusunu yaşıyorlar. Böylesi bir zulüm ve tehdit yüzünden birçokları evlerini terk etmeyi ve çok zor şartlarda da olsa mülteci kamplarına gidip oralarda hayatlarını sürdürmeyi tercih ediyorlar.

Son Dönemdeki Saldırılar

Myanmar'daki zulüm yönetimi geçtiğimiz 9 Ekim'den itibaren Arakan bölgesine yönelik yeni saldırılar başlattı.

Bu saldırılarına gerekçe olarak sınır ötesinden geçen birkaç yüz kişilik bir grubun Arakan bölgesindeki polis merkezlerine baskınlar düzenledikleri ve kesici aletlerle saldırılar gerçekleştirdikleri iddiasını kullandı.

İddianın ne derece doğru olduğu bilinmiyor. Çünkü Myanmar yönetiminin Arakan Müslümanlarına zulmetmek için yalanlardan, asılsız iddialardan da yararlandığı biliniyor. Fakat bu iddianın doğru olması yapılan saldırılara gerekçe teşkil etmiyor. Zira Myanmar hükümetinin askerî güçleri Arakan bölgesi içindeki köylere dönük saldırılar düzenlediler. Bu bölgedeki köyleri hedef aldılar. Oysa iddiada bu köylerin ahalilerinin, polis merkezlerine yönelik saldırılarla herhangi bir ilgilerinin olduğunu gösteren bir bilgi yer almıyor. Saldırıların Bangladeş tarafına geçmek zorunda bırakılmış olanlar arasından gelen bir grubun düzenlediği intikam saldırıları olması ihtimali var. Fakat zulüm yönetimi, Müslümanlar içinden herhangi bir kişinin bir eylem düzenlemesi durumunda Müslümanların tümünü birden sorumlu ve suçlu ilan ederek hepsini birden topluca cezalandırıyor. Böyle bir yönteme başvurmasının amacı ise Müslümanların tümünü bölgeyi terk etmeye zorlamak.

9 Ekim olaylarıyla birlikte başlattıkları kapsamlı savaşlarında hem karadan hem havadan saldırılar düzenlediler. Saldırılarda çoğunlukla Arakan'daki Müslüman köyleri hedef alındı. O yüzden Müslümanlar yine evlerini ve köylerini boşaltmaya mecbur bırakıldılar. Ama dünya bu zulme ve vahşete yine sessiz kaldı.

Arakan Müslümanlarının Haklarını Arayanlar

Arakan Müslümanlarının ızdıraplarını ve maruz kaldıkları muameleleri periyodik bir şekilde Müslüman halklara ve genelde bütün dünya kamuoyuna duyurmak amacıyla muhtelif sosyal kuruluşlar oluşturulmuş durumda. Bunları koordine etmek ve yapılan çalışmaları birleştirmek amacıyla da Arakan Rohingya Birliği (Arakan Rohingya Union-ARU) adlı bir üst komite oluşturulmuş. Bu teşkilatın ve ona bağlı insanî kuruluşların hazırladığı raporlardan yararlanarak Arakan Müslümanlarının devam eden sıkıntıları hakkında bilgi edinmek mümkündür.

Arakan Müslümanlarının meseleleriyle ilgilenen sosyal kurumlar daha çok Myanmar dışında faaliyet yürütüyorlar. Fakat dünya genelinde bu bölgedeki Müslümanların sorunlarıyla ve davalarıyla çok fazla ilgilenilmemesinin sıkıntısını yaşıyorlar.

İrtibatlı Yazılar:

  • Arakan'da yeniden şiddetlenen zulüm
  • Arakan'da Devam Eden İşkence
  • İtin Sahibine "İtine Sahip Çık" Çağrısı
  • Kan Ağlayan Arakan
  • Myanmar Felaketi
  • Tecavüz Alçaklığı ve Arakanlı Kızlar
  • Unutulan Arakan Cephesi