28 Ocak 2016 Perşembe, Yeni Akit
Suriye'de küresel emperyalizmin desteğindeki zulüm rejimi ve yine emperyalizmle işbirliği içinde ülkeyi işgal eden dış güçler havadan ve karadan saldırılara ilaveten, kuşatmaya aldıkları yerleşim alanlarındaki toplulukları aç bırakarak, dışarıdan kendilerine insanî yardım bile ulaşmasını engelleyerek katliamları sürdürüyorlar. Katliamlar emperyalizmin farklı kanatlarının karanlık işbirliği ile gerçekleştirildiğinden durdurulması için zikre değer herhangi bir girişimde bulunulmuyor. Emperyalist güçlerin perdeye yansıyan tavırları her ne kadar birbirinden farklı olsa da perde arkasındaki tavırları ortaktır.
Şimdi bu güçlerin gözetiminde Suriye meselesine sözde siyasi çözüm bulma iddiasıyla üçüncü aşamaya giriliyor. O yüzden bu hafta boyunca Suriye'yle ilgili gündemde, Cenevre'deki görüşmelerin öncelikli yer tutacağını sanıyoruz. Dolayısıyla benim de bu hafta yazacağım yazıların içeriğini bu görüşmeler oluşturacak. Fakat bu haftaki son yazımızı da görüşmeler henüz başlangıç aşamasındayken yazmamız gerekeceğinden sonuçlarıyla ilgili değerlendirmelerimiz daha sonraya kalacaktır. Allah izin verirse Özel FM'de bu hafta yayınlanacak Dünya Döndükçe programımızda da bu görüşmelerle ilgili gelişmelere ağırlıklı yer verebiliriz.
Suriye meselesine siyasi çözüm iddiasıyla organize edilen Üçüncü Cenevre Görüşmeleri'nin normalde Pazartesi başlatılması planlanıyordu. Fakat bazı ihtilaflı konular yüzünden Cuma gününe ertelendi. Bu aşamanın amacı çatışan tarafların birlikte masaya oturmalarının ve doğrudan olmasa bile birilerinin aracılığıyla pazarlık yapmalarının sağlanması.
BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura'nın organize ettiği görüşmeler BM gözetiminde düzenlenecek. De Mistura, rejim ve muhalefet tarafına davetleri gönderdiğini ve her iki tarafın da temsil edilmesini talep ettiğini söyledi.
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da 8 Aralık 2015'te bir araya gelen muhalif güçler kendi aralarında bir ortak Yüksek Müzakere Komitesi oluşturdular. Bu komite Cenevre görüşmelerine katılması için yapılan çağrıya cevabını 27 Ocak Çarşamba günü yani bu yazıyı yazdığım tarihte açıklayacağını bildirmişti ve yazıyı yazdığım sırada henüz kamuoyuna yansıyan bir resmî açıklaması olmamıştı. Fakat gerek Riyad'da bir araya gelen muhalif grupların sergilediği tavır, gerek Cenevre görüşmelerine davetle ilgili açıklamalar ve gerekse hâkim şartlar bu komitenin de katılması ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyordu. Ayrıca kulislere dayanan bazı açıklamalarda da Suriye muhalefetinin Cenevre görüşmelerinde temsil edileceği dile getiriliyordu.
Muhalefet komitesi görüşmelere katılmaları için kendilerine yöneltilen daveti olumlu bulduklarını ancak kendilerinin de BM'den, yerleşim alanlarına uygulanan insanlık dışı ablukaların kaldırılması için etkin adımlar atılması başta olmak üzere siyasi çözüm konusunda ümit verici girişim beklediklerini dile getirdi.
Muhalif güçler Riyad toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada Beşşar Esed'in devreden çıkması şartıyla, çatışmaların son bulması ve sorunun görüşmelerle çözülmesi yolunda adımlar atılması için rejim tarafından bir heyetle masaya oturmayı kabul ettiklerini açıklamışlardı. Cenevre'de düzenlenmesi planlanan son görüşmeler öncesinde yaptıkları açıklamalarda da I. Cenevre Görüşmeleri sonunda yayınlanan Cenevre Bildirisi'ni ve BM'nin bu doğrultuda aldığı kararları esas alan bir çözüm formülünü kabul edebileceklerini dile getirdiler.
I. Cenevre Görüşmeleri'ni o dönemde BM ve Arap Birliği'nin Suriye Özel Temsilcisi olarak atanan ve eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan organize etmişti. Annan o zaman altı maddelik bir çözüm formülü hazırlamıştı. Fakat formülün uygulamaya geçirilmesi için söze gelir bir girişim olmadı.
Yeni Akit'te 5 Temmuz 2012'de yayınlanan "Halkı mı yoksa rejimi mi kurtarma?" başlıklı yazımızda birinci görüşmelerin genel bir değerlendirmesini yapmaya çalışmıştım. 22 Ocak 2014'te başlayan ve on gün süren ancak herhangi bir sonuç elde edilemeden tamamlanan İkinci Cenevre Görüşmeleri'ni de aylık Ribat dergisinin Mart 2014 sayısında yayınlanan "Görüşme - Fitne - Varil Üçgeni" başlıklı yazıda ayrıntılı ele almaya çalışmıştım. Her ikisini de kişisel web sitemiz www.vahdet.info.tr'den okumanız mümkündür.
29 Ocak 2016 Cuma, Yeni Akit
Suriye'yle ilgili Cenevre görüşmelerinin ilk iki aşaması çatışan tarafların aralarında pazarlık etmeleri değil küresel güçlerin kendi taleplerini dikte etmesi tarzındaydı. İkinci Cenevre Görüşmeleri'nden yaklaşık 11 ay sonra BM Güvenlik Konseyi'nde Suriye meselesiyle ilgili olarak oy birliğiyle 2254 sayılı bir karar kabul edildi. Bu karar da Birinci Cenevre Görüşmeleri'nin ardından kamuoyuna duyurulan Cenevre Bildirisi'nde vurgulanan hususlara dayanıyor ve çözüm formülünü biraz daha müşahhaslaştırıyordu.
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da bir araya gelen ve uluslararası görüşmelere ortak bir heyetle katılma kararı alarak Yüksek Müzakere Komitesi oluşturan muhalif gruplar, Üçüncü Cenevre Görüşmeleri konusundaki tavırlarını 28 Ocak Çarşamba günü açıklayacaklarını duyurmuşlardı. Ben de dünkü yazıda bunu ifade etmiş, ancak yazıyı yazarken henüz açıklama yapılmadığını belirtmiştim.
Direniş gruplarını temsil eden Yüksek Müzakere Komitesi, Cenevre'ye davet edilmelerini olumlu bulduklarını ama kendilerinin de BM'den bazı talepleri olduğunu ifade etmişti. Tavırlarını netleştirmelerinde de BM'nin bu konularda kendilerine ümit verecek olumlu adımlar atması belirleyici etken olacaktı.
Suriye'deki direniş gruplarının BM'den öncelikli olarak istediği üç şey var:
* Zorunlu olan bölgelere insanî yardımlar ulaşmasının sağlanması, herhangi bir engel çıkarılmaması.
* Yerleşim alanları etrafındaki kuşatmaların kaldırılması yani "aç bırakma" uygulamasının bir savaş silahı olarak kullanılmasının engellenmesi.
* Sivil hedeflere yönelik saldırılara son verilmesinin sağlanması.
Aslında bunlar kendini "uluslararası kamuoyu" olarak tanımlayan ve BM yoluyla etkinliğini ortaya koyan güçlerin, bir karşılık olarak değil şartsız yerine getirmeleri gereken sorumluluk. İnsanî yardım ulaşmasının engellenmesi, "aç bırakma" silahının kullanılması ve sivil hedeflerin vurulması her biri bir savaş suçu.
Başta BM'nin ve ona bağlı uluslararası kurumların, herhangi bir yeni karara veya ön şarta gerek olmaksızın bu suçların işlenmesini engellemek amacıyla olaylara müdahale etmeleri, icap ederse baskı araçlarını kullanmaları ve zorlama yapmaları gerekiyor.
"Söz konusu savaş suçlarının işlenmesini önlemek için güç kullanmamız, baskı yapmamız mümkün değil" diye bir mazerete sarılamazlar. Bu tür savaş suçlarının engellenmesi amacıyla başka yerlerde ne gibi baskı yöntemlerine başvurulduğu biliniyor. Suriye'de 2254 sayılı karar, siyasi çözüm sürecine geçiş için Ocak ayı başından itibaren ateşkes sağlanmasını istediği, ayrıca toplu imha silahlarının engellenmesine dair anlaşma ve kararlar olduğu halde şu ana kadar belirgin bir adım atılmış değil.
Görüldüğü kadarıyla gerçekte insanî değerlerin ve ilkelerin savunuculuğunu değil küresel emperyalizmin çıkarlarının bekçiliğini yapan BM'nin belirttiğimiz konularda ihmalkâr davranmaya devam etmesinin en önemli amacı Suriye muhalefetini Cenevre'deki pazarlıklarda zayıf durumda tutmaya çalışmaktır. Bunun için de görünüşte bu meselelerde kararlar alıyor, olumlu tavır sergilemiş gibi görünüyor ama kararların uygulama aşamasında söze gelir bir adım atmıyor. Tabii muhalefet tarafının zayıf durumda tutulması masa başında onu daha çok taviz vermeye zorlarken rejimi temsil edenlerin bileğini güçlü tutmaya yarayacaktır.
Cenevre'deki "siyasi çözüm" sürecinde bu aşamada herhangi bir adım atılabilmesi için çatışan tarafların masaya oturmalarının zorunlu olduğu, artık küresel güçlerin dikte etmesi tarzındaki formül uygulamalarından herhangi bir sonuç çıkmayacağı tahmin ediliyor. O yüzden gerek rejim tarafını gerekse muhalefeti temsil edecek birer heyetin pazarlıklarda mutlaka yer almasının ve doğrudan ya da dolayı olarak pazarlık etmelerinin zorunlu olduğu düşünülüyor.
Muhalefeti temsil eden Yüksek Müzakere Heyeti aslında katılmak için olumlu bir tavır sergiledi. Fakat kesin tavrını açıklamayı ertelemişti ve ben bu yazıyı yazarken henüz resmî açıklama yapmamıştı. Amacı ise belirttiğimiz konularda önceden bir adım atılmasının sağlanmasıydı. Rejim tarafının bileğinin güçlü tutulmasını isteyen BM ise bu konuları sallantıda bırakmak için tam anlamıyla numara çevirmeye devam ediyordu. Bu da katil Baas rejiminin yanında durduğunun açık bir delilidir.
30 Ocak 2016 Cumartesi, Yeni Akit
Bundan önceki yazımızda Suriye'deki muhalefeti yani direniş gruplarını temsil eden Yüksek Müzakere Komitesi'nin Üçüncü Cenevre Görüşmeleri'ne katılma konusunda olumlu bir tavır sergilediğini ancak kendisinin de görüşmeler öncesi için bazı talepleri olduğunu dile getirdiğini belirtmiştik. BM tarafından bu konuda herhangi bir adım atılmaması, bir girişimde bulunulmaması sebebiyle de katılmama kararı aldı.
Tam bir vahşet sergileyerek baskın çıkmaya çalışan katil Baas rejimi ve onun arkasında duran zulüm güçleri, gerçekte masaya değil muhalefeti temsil edenlerin ensesine oturarak pazarlık etmek ve böylece baskın çıkmak istiyor. Muhalefeti temsil eden Yüksek Müzakere Komitesi ise önce onun ensesinden indirilmesini ve eşit şartlarda pazarlık imkanı oluşmasını, görüşmelerin de ondan sonra başlatılmasını istiyor. Fakat emperyalizm katillerin tarafını tuttuğu için onların muhalefet komitesinin ensesinden indirilmesini istemiyor. Bu konudaki sahtekârlığını da acze bağlayarak kendini mazur göstermeye çalışıyor.
BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura görüşmeleri başlatma saatinin yaklaştığı sırada kendince bu konuda bir adım atarak öldürme, işkence ve yıkımın çirkin olduğunu hatırlatıp taraflara bunlara son vermeleri çağrısı yaptı. Her şeyden önce bu konuda "taraflara çağrı" yapılması iki tarafı da eşit düzeyde suçlu gösterme anlamına gelir ki bu sadece sahtekârlık değil aynı zamanda zalimle mazlumu, haksızlık edenle haksızlığa uğrayanı bir tutmak olduğu için zulme doğrudan ortak olmaktır. Düşünün ki Madaya'yı her taraftan kuşatmaya alıp insanları aç bırakarak cezalandırmaktan vazgeçmek istemeyenle, buna son verilmesi için dünyanın harekete geçmesini isteyen tarafa aynı çağrıyı yapıyorsun. Böyle bir çağrıyı yapmanın asıl amacı o vahşetin son bulmasını sağlamak değil haksızlığa uğrayanla haksızlık edeni aynı yere koymak, böylece suçu iki tarafa birden paylaştırmaktır.
Çatışma ile katliam, insanları belli bir alana kapatıp aç bırakarak ölüme mahkûm etmek, insanî yardım ulaşmasını engelleyerek mağdur etmek aynı değildir. Eğer ki konu sadece bir çatışma ve senden istenen de bu çatışmada karşı karşıya gelenlerle ilgili olsaydı her iki tarafa da aynı çağrıyı yapman normal olabilirdi. Ama senden istenen, kuşatma altına alınarak aç bırakılıp ölüme mahkûm edilen savunmasız kitlelerin etrafındaki kuşatmanın kaldırılıp aç bırakma uygulamasına son verilmesidir. Bu durumda iki tarafa da aynı çağrıyı yapmak insanları topluca aç bırakarak ölüme mahkûm edenlerle aç bırakılan savunmasızları aynı kategoriye koymak, bu da vahşi canavarların kirli yüzlerini örtmek anlamına gelir.
Bu oyun küresel emperyalizmin eskiden beri oynadığı oyundur. Filistin'de siyonist katilleri temize çıkarmak, mağdur edilen Filistinlilerle onları aynı yere koymak amacıyla bu oyuna sıkça başvururlar. Suriye'de ise diktaya karşı başkaldırının başladığı tarihten bu yana değişik amaçlarla ve "siyasi çözüm" başlığı altında yürüttükleri muhtelif faaliyetlerde bu taktikten yararlandıklarını biliyoruz.
Bunun yanı sıra sadece çağrı yapmaktan bir şey çıkmayacağını, uygulamaların son bulması için zulmedeni zulmünden vazgeçmeye zorlayacak bir baskıya, zorlamaya ihtiyaç olduğunu De Mistura da gayet iyi biliyor. Fakat bu işine gelmiyor.
BM yetkilileri her şeye rağmen görüşmelerin başlayacağını açıkladı. Muhalefeti temsil eden Yüksek Müzakere Komitesi de istekleri yerine getirilmediği sürece katılmama niyetinde olduğunu bildirdi. Ben bu yazıyı yazarken görüşmeler başlamamış ama BM yetkililerinin açıklamasında akşam 18.00'de (29 Cuma) başlayacağı duyurulmuştu. Fakat muhalefet tarafı iştirak etmeden bir çözüm sürecine girilmesi imkânsızdır. O yüzden muhtemelen görüşmeler uzatılacak ve muhalefet tarafının en azından dolaylı görüşmeler için katılmasının sağlanması amacıyla ikna çalışmaları sürecektir.
Görüşmelerde İran ve Rusya açıktan rejim tarafını temsil ediyor; ABD tarafsız gibi dursa da katillerle perde arkasından işbirliği yapıyor; BM aracılık yapıyor görünse de rejimin hesabına tuzaklar kuruyor; muhalefetin taleplerinin savunuculuğunu yapan sadece Türkiye var.
Suriye'de sorun gerçekten çok büyük ve katlanılabilecek düzeyin üstünde. Allah izin verirse gelişmeleri takip etmeye ve değerlendirmelerimizi aktarmaya çalışacağız.
4 Şubat 2016 Perşembe, Yeni Akit
Geçtiğimiz hafta yayınlanan yazılarımızın tamamında Cenevre görüşmeleri öncesi durumu ele almaya çalıştık. Muhalefetin katılmama kararı olmasına rağmen yine de ikna edilmesi için çabaların süreceğini ve katılmasının sağlanması ihtimalinin yüksek olduğunu dile getirmiştik. Ben bunları dile getirdiğimde henüz muhalefet kesin kararını açıklamamıştı.
Daha sonra BM temsilcisi, saldırıları sürdüren Baas rejiminden ve destekçi güçlerden muhalefetin talepleri konusunda güvence alındığını ifade edince muhalefeti temsil eden Müzakere Yüksek Komitesi katılma kararı aldı. Çünkü katılmaktan yanaydı.
Bu günlerde kendileriyle görüştüğüm zevattan bana en çok sorulan soru "Cenevre'deki görüşmelerden bir sonuç çıkar mı?" sorusu oluyor. Fakat ilginçtir, birçokları soruyu sorduktan hemen sonra benim cevabımı beklemeden kendisi sorusuna cevap veriyor ve "Yok canım, bir şey çıkmaz; bu da bir Cenevre oyunu" diyor.
Evet, doğru işin içinde bir oyun var. Ama bu kez oyundan sonuç çıkması için zorlama yapılıyor. Çünkü artık Suriye'deki savaş tüm dünyayı etkiliyor ve "siyasi çözüm"ün kapıları zorlanıyor. Fakat katil Baas'ın yanında durduğu iyice belli olan küresel emperyalizm, rejimin etkin olduğu bir formülün kabul edilmesi için zorlama yapıyor. Yani Suriye muhalefetini oyunda "karşı taraf" olarak görüyor ve mat etmeye çalışıyor. Eğer böyle bir tavır sergiliyor olmasaydı muhalefeti temsil eden komitenin görüşmelere katılmasını sağlamak amacıyla verdiği güvencenin gereğinin yerine getirilmesini sağlamak için saldıran, hunharca katliamlar gerçekleştiren tarafa biraz olsun baskı yapar, en azından görüşmeler sürecinde saldırıların durdurulması için "uluslararası kamuoyu" olarak tanımlanan küresel güçlerin bu konudaki imkân ve araçlarını kullanırdı.
Verilen güvencenin gereği yerine getirilmedi. Vahşi katiller özellikle sivil hedeflere yönelik saldırılarını ve katliamlarını kesintisiz bir şekilde sürdürdüler. Cenevre'de fiili görüşmelerin başlatılmasından sonraki süre içinde gerçekleştirilen saldırılarda onlarca sivil öldürüldü. "Aç bırakma" uygulaması son bulmadı ve kuşatmalar kaldırılmadı. Esir edilenlerden hiçbiri serbest bırakılmadı.
Neden? Daha önceki yazılarımızda ve radyo programımızda da dile getirdiğimiz üzere küresel emperyalizm ve onun himaye ettiği Baas tarafı muhaliflerin kafasına tabanca dayayarak onu anlaşma imzalamaya zorlamak istiyor. Böylece ona pazarlık imkânı vermemek, dikte edileni kabule zorlamak istiyor. Dolayısıyla, muhalefetin istediği konularda "güvence" verme işlemini satrançtaki piyonunu geri çekme işlemi gibi değerlendirmek ve karşı tarafın açılan boşluğa dalış yapmasını sağlamak istedi. O, açılan boşluğa girince de arkadan sıkıştırmak için atak yaptı.
Bu kez muhalefet geri çekilme işlemi yapınca bir başka atakla muhalefeti kıskaca almaya çalışıyor.
Ne yapıyor? BM Suriye Özel Temsilcisi De Mistura, medya organlarına yaptığı açıklamalarda muhalefetin görüşmelerden çekildiğini dolayısıyla görüşmelerin sonuçsuz kalabileceğini, bu görüşmelerin sonuçsuz kalması durumunda da ümidin tamamen kaybolabileceğini iddia etti.
Böyle bir açıklama yaparken dünya kamuoyuna, görüşmelerdeki tıkanmanın asıl sorumlusu olarak muhalefetin Müzakere Yüksek Komitesi'ni göstermeye çalışıyor. Böylece gerçek sebebi yani BM'nin verdiği güvencenin arkasında durmaması, katillerin saldırılarını bütün şiddetiyle sürdürmeleri ve kuşatmaların son bulmaması, esirlerden hiçbirinin serbest bırakılmaması, insanî yardımların engellenmesi gerçeğini gölgede bırakmayı amaçlıyor.
Oysa Müzakere Yüksek Komitesi sözcülerinden Riyad Naasan Ağa'nın yaptığı açıklamada da dile getirildiği üzere gerçekte muhalefet görüşmelerden çekilmiş değil. Katılma işlemini askıya aldı. Eğer şartları yerine getirilir, BM verdiği güvencenin gereğini yaparsa görüşmelere yeniden katılacak. Maksadı katillerin kafasına silah dayayarak onu görüşmeye zorlamaları işleminin son bulması ve eşit şartlarda pazarlık imkânı oluşması.
BM temsilcisinin yaptığı aslında bir polemiktir ve amaç Müzakere Yüksek Komitesi'ni masaya geri dönmeye zorlamaktır. Fakat rejim güçlerinin ve destekçilerinin onun ensesine oturmuş, kafasına da silahı dayamış halde dönmeye zorlamak istiyor. Bunu başardığı zaman mat hamlelerini başlatacak.