Ayetullah el-Hakim

31 Ağustos 2003 Pazar, Vakit gazetesi

Ayetullah Muhammed Bakır el-Hakim ile iki yıl önce Tahran'da, Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi'nin oradaki merkezinde görüşmüştüm. Kendisiyle Irak'taki gelişmeler ve Saddam rejiminin uygulamaları hakkında bir saat civarında sohbet etme, sorular sorup cevap alma imkanı elde ettim. Cana yakın, sıcak kanlı, mülayim ve vakarlı bir insandı. Ayrılırken de "Devru Ehli'l-Beyt fi Binai'l-Cemaati's-Saliha (Salih Cemaatin İnşasında Ehli Beytin Rolü)" adlı iki ciltlik kitabını hediye etmişti.

Bir insanı uzaktan tanımakla yanına kadar gidip bizzat görüşerek tanımak farklı oluyor. Bu fırsat iyilerin iyiliklerine, kötülerin de kötülüklerine şahit olmanıza fırsat verebiliyor. Bir saat çok uzun bir süre değildir ama kısa da olsa görme, görüşme fırsatı kalpte de bir özel ilgi ve yakınlığın oluşmasına vesile olabiliyor. Özellikle muhatap olduğunuz kişi böyle gönülde muhabbet izi bırakan biriyse.

Ağustos ayı içinde Irak'ta üç karanlık patlama olayı gerçekleşti. Birincisi 7 Ağustos'ta Ürdün sefaretini harabeye çeviren patlamaydı. İkincisi 19 Ağustos'ta BM heyetinin kaldığı el-Kanat otelinde gerçekleştirilen bombalamaydı. Üçüncüsü de 29 Ağustos'ta Necef'te başta Ayetullah el-Hakim olmak üzere 287 kişinin ölümüne, 230'a yakın kişinin de yaralanmasına yol açan patlama oldu. Bunların diğer tüm eylemlerden farklı olduğunu görüyoruz. Birinci olarak patlamaların şiddeti ve planlanması yönünden diğerlerinden ayrılıyor, ama kendi içlerinde benzeşiyorlar. Her üçü de son derece şiddetli olmuş ve büyük tahribata yol açmıştır. Son olarak Necef'te gerçekleşen patlamanın şiddetiyle bomba konulan araçlardan birinin 100 m ileriye fırladığı tespit edilmiştir. Patlamanın gerçekleştirildiği kapının karşısındaki bir lokanta binası çökmüş, çalışanları ve müşterileri enkaz altında kalmışlardır. Bu tür bir patlamanın planlanabilmesi Irak'taki mevcut örgütlenmelerin imkanlarını aşmaktadır. Her üçü de normalde çok iyi korunuyor olmaları gereken yerlerde gerçekleştirilmiştir. Geçici Hükümet Konseyi başkanı İbrahim el-Caferi de doğrudan bir suçlama yapmaktan çekinmekle birlikte Necef'teki güvenlikten Amerikan işgal güçlerinin sorumlu olduklarını hatırlatma ihtiyacı duymuştur. Her üçünde de hedef alınanlar Irak'taki direniş örgütlerinin hedefleri arasında yer almayanlardır. Her üç olayı da biraz tahlil ettiğinizde işgalcinin birtakım hesaplarıyla, uzun vadeli planlarıyla ve bazı stratejileriyle uyumlu çıkar noktaları görüyorsunuz.

Necef'teki olayda Amerika'nın çıkarlarıyla bağlantılı iki önemli nokta mevcuttur. Birincisi: Irak'taki Şii cemaati peşinden çekmesi ve gerektiğinde işgalcilere karşı harekete geçirmesi mümkün dolayısıyla şimdilik olmasa bile ileride işgalciye karşı potansiyel tehlike arz eden bir karizmatik liderin tasfiyesi. İkincisi de bu olayın fitne amaçlı olarak kullanılmasıdır ki hadisenin bu cihetine birçok yorumcu parmak basmıştır. Fitne ise çağdaş emperyalizmin ve onun gölgesinde palazlanan siyonizmin, karşılarındaki güçleri zayıf düşürmek amacıyla en çok kullandıkları metottur.