Amerika'nın Asker Talebi

31 Temmuz 2003 Perşembe, Vakit gazetesi

Bu sıralar Türkiye'nin gündeminde ağırlıklı olarak Irak'a asker gönderme konusu var. Öyle ki bu konu YAŞ toplantısının gündemini gölgede bırakacak bir konuma gelmiş gibi görünüyor. Oysa bu toplantının, gündeminin ve alınacak kararların kesinlikle gölgede kalmaması gerekir.

Amerika sadece Türkiye'den değil birçok ülkeden asker talebinde bulundu. Fakat bu konuda da oldukça sinsi bir politika izliyor. Kendisi asker istiyor, sonra da "şu şu ülkeler Irak'a asker göndermek için bize müracaat ettiler" diyor. Nitekim konuyla ilgili son açıklamasında da otuz kadar ülkenin Irak'a asker göndermek için müracaatta bulunduğunu iddia etti. Sanki dünya ülkeleri Amerika'nın çıkarlarına hizmet etmek için kuyruğa geçmişler, müracaatlarının sonuçlarını adeta işsiz bir işçinin bir yabancı ülkede bulduğu iş için yaptığı vize müracaatının sonucunu bekler gibi heyecanla bekliyorlar. Aynı oyunu Türkiye'ye karşı da oynadı ve talebin asıl Türkiye'den geldiğini iddia etti. Fakat Abdullah Gül, Amerika'ya gittiğinde bu talebi resmi olarak diğer tarafa ileten Türkiye değil Amerika oldu. Bu durumda Türkiye'deki hükümetten bir cesur yürekli çıkıp da "hayır bizim böyle bir talebimiz olmadı; bakın zaten resmen talepte bulunan taraf Amerika'dır" diyemedi. Ne yazık ki Amerika'nın tehdit gücü yalanlarının, numaralarının ortaya çıkarılmasını da önlüyor. Artık bu korku temeline oturtulmuş pasif diplomasiyi aşmak gerekmiyor mu?

Amerika, taleplerini şantajlarla paralel götürmeye çalışıyor. Türkiye'den asker isterken bir yandan da Kongre'de Ermeni meselesini gündeme getirdi. Aynı şantaj politikasının Suudi Arabistan'a karşı uygulandığını da çok bariz bir şekilde görüyoruz. Asker talebinde bulunmasına paralel olarak Kongre'de, Suudi Arabistan'ın, 11 Eylül eylemlerini gerçekleştirenlere ve onları besleyen kurumlara maddi yardımda bulunduğu iddiası gündeme getirildi. Bu da gösteriyor ki Amerika işlerini diplomatik kurallar çerçevesinde değil mafya çetelerinin yaptığı gibi şantaj ve tehdit politikalarıyla götürmeye çalışmaktadır. Ancak biraz gerçeklerin altını kurcalarsak Amerika'nın şantaj gücünün abartıldığı kadar büyük olmadığını görebiliriz. Önemli olan bu şantaj politikalarına karşı bir ortak tavır sergilenebilmesidir.

Amerika, Irak'taki gerilla savaşının yayılmasından korkuyor. Çünkü her gün en az iki üç askeri öldürülüyor. Bu yüzden bir yandan askerlerinin direnç güçleri azalırken bir yandan da kendisine karşı tepkiler artıyor. Ama Irak'ta planladığı gibi bir yapıyı oluşturmadan çekilmesi durumunda bütün hesapları alt üst olacak. İşte bu yüzden asker takviyesi istiyor. Fakat eğer Irak ve Afganistan'da kendini rahat hissedebilirse bu kez İran'a daha fazla yüklenmeye başlayacak. İran'a yüklenmesi tehlikenin Türkiye'ye doğru yaklaşması anlamına gelir. Bu itibarla Türkiye, Irak'a asker göndermesi durumunda hem bir bataklığa saplanacak hem de tehlikenin kapıya doğru yaklaşmasına yardımcı olacaktır. İşgalci Amerika'nın Irak'ta kalmasına değil oradan çıkarılmasına yardım etmek gerekir.