ABD Terörü

4 Temmuz 2003 Cuma, Cuma dergisi

Ünlü Fransız Müslüman düşünür Roger Garaudy son yazdığı "Batı Terörü" adlı kitabında Amerika'nın terör olgusunu yeni bir savaş metodu olarak seçtiğine dikkat çekiyor. Garaudy'ye göre Amerika, terör konusundaki iddialarını kendisinin bütün düşmanlarını tasfiye etmek, onlara karşı savaşmak amacıyla kullanıyor. Garaudy, 11 Eylül olaylarının da bu konudaki gerekçelerin oluşturulması, senaryoların hazırlanması için gerçekleştirildiğini ve arkasında ABD istihbaratının olduğunu iddia ediyor. Bu olayların arkasında ABD istihbaratının olabileceği yönündeki iddialar daha önce de değişik kişiler tarafından gündeme getirilmişti. Hatta bazıları çok kesin konuşmuşlardı. Fakat henüz tam olarak aydınlığa kavuşturulmuş değildir. Böyle karanlıkta kalması da aslında şüpheleri, zihinlerdeki soruları artırmaktadır. Burada asıl dikkatimizi çeken ise söz konusu olaylardan sonra İslam coğrafyasında estirilen ABD terörüdür. Bu son günlerde ise birçok İslam ülkesinde ABD fitnesinden, saldırganlığından ve şiddetinden dolayı karışıklıklar, çatışmalar ve istikrarsızlık yaşanmaktadır. Bu haftaki yazımızda da şu yaz sıcağında ABD terörünün yansımalarına sahne olan İslam ülkelerinde yaşanan olayların üzerinde durmak istiyoruz. Ancak ondan önce terörün genel bir değerlendirmesini yapmak ve çağdaş emperyalizmin bu kavramı istismarı hakkında bilgi vermek istiyoruz.

Terör kelime olarak Türkçe'deki "tedhiş" ibaresinin karşılığıdır. Fakat bu terimin sabit bir çerçevesi olmadığından isteyen istediği gibi yorumluyor.

Terör kelime ve kavram olarak Müslümanlara yabancıdır. İslam aleminin bu kavramla tanışması da, İslam coğrafyasının sömürgeci güçlerin oyunları sonucu parçalanmasından sonra olmuştur. Günümüzde de İslam alemine bakıldığında şiddet ve terörün kaynağında genellikle Müslüman halkların inanç ve değerlerine aykırı dayatmalar, zorbalıklar ve baskılar olduğu görülür.

Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Dinde zorlama yoktur. Doğruluk sapıklıktan tamamen ayrılmıştır. Kim Tağut'u inkâr edip Allah'a iman ederse en sağlam kulpa yapışmış olur." (Bakara, 2/256) Bu ayeti kerimede Yüce Allah, insanların inanç ve düşüncelerini kendi iradeleriyle belirlemelerine imkân tanımış ve bir inancın herhangi bir kimseye şiddet yoluyla kabul ettirilemeyeceğini bildirmiştir.

Bunun gördüğümüz kadarıyla birçok önemli hikmeti var. Birinci olarak Yüce Allah kendi vahyettiği dinin insanların fıtratlarına ve akli selimlerine uygun olduğunu bildiğinden akıllarını ve fıtri kabiliyetlerini çalışamaz hale getiren herhangi bir dış engelin olmaması durumunda bu dini kabul edeceklerini de biliyor. Dolayısıyla böyle bir dinin kabul edilmesinde herhangi bir zorlamaya gerek olmadığını duyuruyor. İkinci olarak inanç konusundaki zorlama münafıkların sayısının artmasına yol açar. Münafıklar iki türlüdür: Birinciler çıkarlarından dolayı, ikinciler ise karşı karşıya kaldıkları zorlamadan dolayı gerçekte benimsemedikleri bir inanç sistemini, hayat nizamını benimsemiş gibi görünürler.

Yüce Allah, birinci tür münafıkların ortaya çıkmasını engellemek için çeşitli kurallar koyduğu gibi ikinci tür münafıkların ortaya çıkmasını engellemek için de dini yaymada "zorlama" yolunun kullanılmasını yasaklamıştır.

Şiddet ve terörün iki yönü var: Bir yönünü saltanat ve gücü ellerinde bulunduranların bu konumlarını devam ettirmek için başvurdukları şiddet oluşturmaktadır ki buna resmi şiddet denilebilir. Diğer yönünü de saltanat ve gücü ele almak isteyenlerin başvurdukları şiddet oluşturmaktadır.

Terörün kavram olarak da çoğu zaman saptırıldığına şahit oluyoruz. Dünya kamuoyunda teröre karşı bir tepki oluştuğundan herhangi bir fiili mücadelenin terör olarak nitelendirilmesi çoğu zaman, onun kitlelerin nazarında mahkum edilmesi için yeterli olmaktadır. Örneğin Rusya, haksız bir şekilde Çeçenistan'ı işgal etmesine karşı verilen haklı mücadeleyi terör olarak niteleyerek dünya kamuoyunun nazarında kendini haklı çıkarmaya çalışıyor. Gerçi Rusya bu konuda başarılı olabilmiş değildir. Ama ne yazık ki siyonist İsrail, hizmetindeki medya organlarının gücünden yararlanarak bunu kısmen başarabilmiştir.

Müslümanca düşünme gereği duyanların bu tür terimlere anlam verirken kendi kavram literatürlerini bilmeleri ve başkalarının yaptığı suçlamaları kendi anlayış süzgeçlerinden geçirmeleri zorunludur. Saltanatlarını haksızlık ve zulüm üzere bina etmiş olanlar bu haksızlığa ve zulme karşı direnerek hak mücadelesine girenleri teröristlikle suçlayabilirler. Ama bizim Müslüman olarak hak mücadelesini desteklememiz ve zalime karşı mazlumun yanında yer almamız gerekir. Başkalarının bu hak mücadelesini terör olarak nitelemesi bizi ilgilendirmez. Rusya'ya göre Çeçen halkının mücadelesi bir terör ve isyandır. Ama bize göre şanlı bir direniştir. Aynı şey Filistin'de meşru direniş için de söz konusudur.

Amerika'nın 11 Eylül olayları sonrasında İslam coğrafyasına yönelik olarak açtığı yeni haçlı savaşı sebebiyle İslam aleminin her tarafında bir korku ve endişe ortaya çıktı. Bu günlerde de birçok yerde fiili çatışmalar veya istikrarsızlık yaşanmaktadır. Son dönemde hareketliliğe şahit olan bazı bölgelerdeki durum ise şöyledir:

Irak, ABD işgali sebebiyle ciddi bir sıkıntının içine girdi. Amerikan emperyalizminin gerçekleştirdiği işgalin tam anlamıyla bir devlet terörü olduğu üzerinde bütün akıl ve izan sahiplerinin ittifak halinde oldukları biliniyor. Bu işgali onaylayanlar ise akıllarının değil birtakım çıkar hesaplarının, dünyevi hırslarının kendilerini içine soktuğu duruma göre tavır aldıklarından böyle yapıyorlar. Irak halkı Amerikan işgalinden rahatsızdır ve bir an önce sona ermesi için uğraşıyor. İşgalci saldırganlar haksız bir şekilde girdikleri Irak topraklarında kalmakta ve bu halkın bütün tabii kaynaklarına el koymakta ısrarlı davranınca bağımsızlık yanlısı örgütlenmeler ortaya çıktı ve bu örgütlenmeler işgalcilere karşı mücadele başlattı. Ne kadar ilginçtir ki Amerikan emperyalizmi bu mücadeleyi karalamak için de "terör" kavramını kullanıyor. Bu kavram vasıtasıyla kendisinin sivil ve savunmasız insanlara yönelik olarak düzenlediği vahşi operasyonlarını gerekçelendirmeye çalışıyor. Oysa bu operasyonlarında belli bir bölge kuşatılarak o bölgedeki evlere teker teker baskınlar düzenleniyor, insanlar herhangi bir sebep gösterilmeksizin tutuklanıyor ve kitleler halinde toplama kamplarına götürülerek sorgulamadan geçiriliyor. Oysa işgalcilerin oradaki varlıkları esas itibariyle gayri meşru olduğundan, bırakın herhangi bir fiili eyleme girişmeyen sivil, savunmasız insanları, fiili mücadelenin içine giren gerilla güçlerine karşı bile operasyon düzenlemeye hakkı yoktur ve yaptığı tümüyle eski haçlı zihniyetinin, saldırgan ve işgalci sömürgeciliğin sürdürülmesidir. Ne yazık ki başta BM olmak üzere güya "uluslararası hukuk"u uygulama, haksızlığa uğrayanların haklarını takip iddiasındaki birtakım kuruluşlar, Müslümanların hak arayışlarına karşı demir yumruklarını gösterirken emperyalistlerin böyle saldırgan tutumları karşısında sessiz kalmayı, çoğu zaman da bu haksızlıkları kılıfına uydurmayı tercih ediyorlar. Bu durum söz konusu kuruluşların gerçekte hukuku uygulama, hakları takip etme değil haksızlığa hukuk kılıfı geçirme amacına hizmet ettiklerini ortaya koyuyor.

Bu sıralarda Amerikan terörünün yüzünü gösterdiği İslam ülkelerinden biri de İran'dır. ABD bu sıralarda İran'ı fitne yoluyla karıştırmaya çalışıyor. Söz konusu fitne olaylarının arkasında durduğunu da gizlemiyor. Yerine göre kendisine karşı düzenlenen eylemleri ve tepkileri "terör" olarak nitelendirirken, böyle başkalarına karşı "terör"ü bir araç olarak kullanmaktan hiç çekinmiyor. Amerika, İran'da sadece fitneden değil terör örgütü olduğu tescil edilmiş ve şimdiye kadar birçok suçsuz insanın öldürülmesi olayına karışmış Halkın Mücahitleri Örgütü'nden de yararlanmaya çalışıyor.

Amerikan terörünün bu sıralarda en çok yüzünü gösterdiği yer ise Filistin'dir. Siyonist terör Filistin topraklarında sürekli Amerika'nın verdiği araçları ve imkanları kullanarak terör eylemleri, saldırılar gerçekleştiriyor. Siyonistlerin her şeyden önce Filistin topraklarındaki varlıkları tamamen gayri meşru bir işgaldir. Dolayısıyla Filistinlilerin onları kendi yurtlarından çıkarmak için mücadele etme hakları vardır. Bunu bırakın, 1967 Savaşı'nda işgal edilmiş topraklardaki varlığının tamamen gayri meşru işgal olduğu BM kararlarıyla da tescil edilmiştir. Eğer siyonistler buralarda bile asker bulunduruyor ve saldırılar düzenliyorlarsa haksızlıkların peşine düştüklerini iddia eden uluslararası örgütlerin bu işin de peşine düşmeleri ve siyonistleri oralardan çıkmaya zorlamaları gerekirdi. Ama bu konuda hiçbir şey yapmadıkları gibi Filistinlilerin evlerinin yıkılmasına, çocuklarının öldürülmesine, ileri gelenlerine karşı havadan saldırılarla cinayetler gerçekleştirilmesine göz yumuyorlar. İşte bütün bu saldırılar, yıkımlar ve cinayetler de Amerikan emperyalizminin verdiği araçlarla ve sağladığı imkanlarla gerçekleştiriliyor. Amerikan emperyalizmi siyonistlerin bu saldırganlıklarına her türlü desteği sağlarken Filistinlilerin hak mücadelelerini "terör" olarak nitelemek suretiyle işgalci siyonistleri haklı göstermeye çalışıyor.

Amerikan terörünün kendini gösterdiği bir İslam ülkesi de Afganistan'dır. Amerikan emperyalizminin buradaki varlığı da aynen Irak'taki varlığı gibi gayri meşru işgaldir. Böyle olmasına rağmen, işgali istemeyenlere karşı şiddet ve saldırı metodunu kullanarak cinayetler gerçekleştiriyor. Bu da bir devlet terörüdür. Amerikan terörü ve saldırganlığı yüzünden Afganistan bir türlü huzur ve istikrara kavuşamıyor. Afganistan'ın geçmişte kendi içinde fitneye maruz kalmasında da Amerikan emperyalizminin bazı oyunlarının önemli rolü oldu.

Bunlara ek olarak çeşitli İslam ülkelerinde ABD baskısı ve oyunları sebebiyle, muhtelif fikri akımlara baskı uygulanmakta, devlet terörüne başvurulmaktadır. Bu yüzden devlet terörünün çirkin yüzünü gösterdiği bu ülkelerde son zamanlarda ciddi rahatsızlıklar, endişeler ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri de Suudi Arabistan'dır. Suudi Arabistan'daki devlet terörünün Şarmu'ş-Şeyh zirvesinden sonra tırmanışa geçmesinin bir tesadüf olduğunu sanmıyoruz. Suud yönetiminin bu zirvede Amerikan emperyalizminden aldığı talimatlar gereği devlet terörünü artırmaya başlamış olması kuvvetle muhtemeldir.

İslam aleminde, ABD baskıları sebebiyle devlet terörünü artıran ülkelerden biri de Fas'tır. Bu ülkede devlet terörünün alt yapısının oluşturulması amacıyla muhtelif saldırı eylemleri gerçekleştirildi. Bu eylemleri tahlil ederken sadece eylemleri gerçekleştirenlerin kimliklerine değil, eylemlerin gerçekleştiriliş tarzına, akabinde yaşanan olaylara, arka planında gerçekleşen olaylara da bakmak gerekir.

Amerika sadece İslam aleminde değil Avrupa'da ve kendi topraklarında da Müslümanlara karşı devlet terörünün kullanılmasını sağlıyor. Bu sıralarda bazı Avrupa ülkelerinde Müslümanların sosyal faaliyetleri basit gerekçelerle, çoğu zaman da terör gerekçesine başvurularak engelleniyor. Oysa bu gerekçeleri haklı gösterecek hiçbir delil ileri sürülemiyor. Bu konuda Avrupa ülkelerinin hukuku rafa kaldırmaları, hukuk kurumlarını işlemez hale getirmeye çalışmaları da dikkat çekici bir durum. Amerika'nın içinde ise Müslümanlara karşı devlet terörü ve baskısı çok daha bariz bir şekilde kendini gösteriyor. Burada "Müslüman" kimliği taşıyan ya da herhangi bir İslam ülkesinin vatandaşı olan herkese potansiyel suçlu muamelesi yapılıyor.

Sonuç olarak Amerika'nın İslam alemine karşı savaş açtığı şu dönemde "terör"ü bir gerekçe olarak kullanırken kendisinin son raddesine kadar terörden yararlandığını ve gerçekte söz konusu kavramı kendisinin haksız savaşına, terörüne haklılık kazandırmak için kullandığı görülmektedir. Ayrıca şunu da aklımızdan çıkarmayalım ki bu savaş İslam'a ve Müslüman kimlikli herkese karşı bir savaştır. Dolayısıyla sadece belli siyasi akımların mensuplarına değil, Müslüman kimlikli herkese dokunabilir. Hatta Amerika'da sadece Müslüman kimliklilere değil, doğu kökenli herkese dokunmaktadır. O yüzden insani değerlere saygılı bütün herkesin Amerika'nın bu vahşi savaşına karşı tavır koyması, insanlık onurunu savunması gerekir.