Açe'de Neler Oluyor?

31 Mayıs 2003 Cumartesi, Vakit gazetesi

Bugün Endonezya diye bilinen ve Hint Okyanusu içindeki takım adalardan oluşan ülkede İslam'ın yayılması en önce Sumatra adasında başlamıştır. Bunda İslam öncesinde Körfez bölgesine yerleşip İslam geldikten sonra Müslüman olan ve kendi halklarıyla irtibat kurarak onların da Müslüman olmalarını sağlayan Sumatralıların önemli rolü olmuştur. Fakat bu bölgede İslam'ın yönetime yansıması çok sonra olmuştur. Sumatra'da İslami kimlikle en önce 15. yüzyılda Pedir Sultanlığı kurulmuş, bu devlet daha sonra Açe Sultanlığı'na katılmıştır. Açe Sultanlığı ise 1514'te bir İslâm devleti olarak kuruldu. Bu sultanlık, 16. yüzyılın sonlarına doğru, hilafeti temsil etmesi itibariyle Osmanlı padişahına bağlandı.

Açe devleti daha ilk zamanlardan itibaren sömürgeciler tarafından rahatsız edildi ve Hollandalıların 1873'te verdikleri "bayraklarından İslam'ı temsil eden hilal ve yıldızı kaldırmaları ve İstanbul'la irtibatlarını kesmeleri" yönündeki ültimatomun Açeliler tarafından kabul edilmemesi üzerine sömürgeci Hollandalılar bu ülkeye savaş açtı. 1904'e kadar süren savaş sonunda tüm Açe topraklarını, bugün Amerikan sömürgecilerin Irak'a karşı yaptıkları gibi, Sumatra adasına tayin ettikleri genel valiye bağladılar. Batı emperyalizminin zihniyetinin aslında değişmediği, sadece saldırı metotların değiştiği tarihin incelenmesiyle karşımıza çıkıyor.

Hint Okyanusu'ndaki adalara İslam'ın yayılmasında büyük hizmet veren ve yıllarca İslam'ın bayraktarlığını yapan Açe halkı, Hollandalı sömürgecilerin çekilmesinden sonra bir kukla yönetimle kurulan Endonezya'nın hakimiyetini kabul etmedi ve bağımsızlık mücadelesi vermeye başladı. Bu amaçla Açe Sumatra Milli Kurtuluş Cephesi adıyla bir örgüt kurdular. Bu cephe 4 Kasım 1976'da yayınladığı bir bildirgeyle Açe Sumatra'nın bağımsızlığını ilan etti ve cephenin lideri Dr. Tungku Hasan di Tiro'nun liderliğinde bağımsız bir hükümet kurduğunu açıkladı. Ancak Endonezya hükümeti sahip olduğu dış desteğe ve askeri güce dayanarak bu hükümete hayat hakkı tanımadı. Bununla birlikte Açe Sumatra halkının bağımsızlık mücadelesi sona ermedi. Açeliler Endonezya milliyetçiliğini benimsememekte, kendi inançlarına göre şekillenen bir yönetime kavuşma arzusu taşımaktadırlar.

İşte bu Açe bölgesinde son zamanlarda yeniden önemli bir hareketlilik yaşanmaktadır. 19 Mayıs 2003 tarihinde Açe bölgesinde Endonezya hükümet kuvvetleriyle Açe Sumatra Milli Kurtuluş Cephesi mensupları arasında yeniden çatışmalar başladı. Çatışmaların alevlenmesine Endonezya hükümetinin bölgeye 45 bin civarında asker sürerek bağımsızlık yanlılarına saldırılar düzenlemesinin sebep olduğu bildiriliyor. Meydana gelen çatışmalar sebebiyle bölgede yaşayan binlerce sivil Açeli yerlerini terk ederek etrafa göç etmeye başladılar. Verilen bilgilere göre çatışmalarda her iki taraftan da onlarca kişi hayatını kaybetti.

Çatışmaların alevlenmesi, Japonya'nın başkenti Tokyo'da yapılan görüşmelerden herhangi bir sonuç çıkmaması sebebiyle Endonezya'nın bayan başbakanı Megawati Sukarno Putri'nin Açe'de olağanüstü hal ilan etmesinden ve askerlere bölgede saldırılar düzenleme yetkisi vermesinden sonra oldu. 18 Mayıs 2003 akşamı Açe'ye karşı yeniden savaş ilan eden Megawati Sukarno Putri'nin geçmişte Açelilere büyük eziyetler çektiren, komünistlerle işbirliği yaparak Endonezya'daki tüm İslami oluşumlara ağır darbeler vuran Ahmed Sukarno'nun kızı olduğunu hatırlatalım.

Endonezya kuvvetleri bölgede sivil insanlara ve kurumlara da saldırılar düzenliyorlar. Örneğin 200 kadar okulu yaktılar. Üstelik bu okulları bağımsızlık yanlılarının yaktıklarını iddia ediyorlar. Bilirsiniz bu tür saldırgan zihniyetin kullandığı metotlardan biri insanların tasvip etmeyeceği kötülükleri işleyip bunları karşı tarafa yüklemektir. Zaten bağımsızlık yanlıları da okulların Endonezya güçleri tarafından yakıldığını bildirdiler.

Endonezya hükümeti Açe bölgesindeki medya organlarını olağanüstü hal kanunlarına uymaya zorluyor. Bunun amacı ise hükümet kuvvetlerinin çirkin yüzlerinin gizlenmesi. Örneğin okulları yakıp da bunları "ayrılıkçılar yaktı" dedikleri zaman basının bu iddiaları yalanlamamasını, aynen kendilerinin istedikleri şekilde kamuoyuna yansıtmalarını istiyorlar.