Anadolu Gençlik Dergisinin Bizimle Yaptığı Röportaj

ABD Sultası Bir Korku Hegemonyasıdır

1 Mart 2003

ABD'nin 70'li yıllarda komünizmle mücadele amaçlı olarak oluşturduğu Yeşil Kuşağın, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının hemen akabinde yine ABD tarafından düşman olarak görülmesini ve hatta NATO'nun yeni düşman olarak İslam'ı seçmesini nasıl yorumluyorsunuz?

ABD'nin dünya üzerindeki sultası bir "korku hegemonyası"dır. Bu hegemonyada "korku" unsuru iki yönlü olarak kullanılmaktadır. Birisi "tehdit unsurları" oluşturulması suretiyle zayıf düşürülenlerin ABD ile işbirliğine zorlanmaları, diğeri ise ABD'nin kendi tehdit gücünün kullanılması suretiyle yine zayıf düşürülenlerin boyu eğmeye zorlanmaları. Komünist bloğun güçlü olduğu zaman Amerika, zayıf düşürülenleri kendisiyle işbirliği yapmaya zorlamak için komünist tehdidi kullanıyordu. Ancak komünist tehdidin ortadan kalkmasından sonra yeni bir tehdit unsuru bulma ihtiyacı duydu ve bunun için de yükselen, günden güne güçlenen, aynı zamanda bir siyaset bilinciyle birlikte gelen İslami hareketi ve onun şahsında İslam'ı seçti. Bunun bir sebebi de İslami bilinçlenmenin Amerika'nın dünya üzerindeki sultasını ve gücünü tehdit etmesidir.

90'lı yalların başından itibaren radikal İslam, siyasal İslam, İslami terör gibi kavramların gündeme gelmesi, Batının Bosna'daki yaklaşımları, 28 Şubat postmodern darbesi ve 11 Eylül'ü nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce 11 Eylül'e nasıl gelindi, 11 Eylül'ü hazırlayan nedenler nelerdir?

Amerika, yeni bir tehdit unsuru belirleyince bu konuda insanlarda bir karşıt tavır oluşması ve kitlelerin gerçek anlamda bir tehdidin varlığına inandırılabilmeleri için birtakım kavramlar bulma ve bu kavramları zihinlere yerleştirme ihtiyacı duydu. Özellikle "İslamcı terör" ve "radikal İslam" kavramları bu amaç için etkili ve yoğun bir şekilde kullanıldı. Sertlik yanlısı birtakım grupların gerçekleştirdiği eylemler de bu amaçla değerlendirildi. Buna ek olarak istihbarat örgütleri tarafından gerçekleştirilmiş olması kuvvetle muhtemel eylemler de İslami oluşumlara mal edilen şiddet olayları listesine eklendi. Aslında tarihte yaşananları iyi tahlil ettiğimizde 28 Şubat sürecini ve 11 Eylül olaylarıyla birlikte koparılan fırtınayı anlamamız kolay olacaktır. Her iki olayda da önce kitlelerin bir dolduruşa getirilmesi ve hedefe yerleştirilenlerin gerçekten suçlu kabul ettirilmeleri için sebepler oluşturulmuş, ardından da yine "korku hegemonyası"nın unsurlarının oluşturulması amacına yönelik bir fırtına koparılmıştır. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere bir yandan kitleler kendilerine yönelen bir tehditle korkutulmuş, dolayısıyla bu tehdidin kaynaklarını hedef alan uygulamalara meşruiyet kazandırılmış, sonra da belli bir güç "yenilmez, sırtı yere gelmez" olarak kabul ettirilmiş, böylece onun zayıf düşürülenleri dize getirmesi için etkin faaliyet yürütülmüştür.

11 Eylül sonrasında yayınlanan Ortadoğu ve Orta Asya'daki terörist sığınak ve hedeflerin haritasının, aynı zamanda, ana enerji kaynaklarının da haritası olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD'nin kendi saldırganlığına gerekçe olarak kullandığı "terör"le ilgili iddialarının çoğu birer kurgudur. Dolayısıyla kurgunun siyasi hesaplara göre şekillendirilmesi zor değildir. Eğer ki burada reel bir olay söz konusu olsaydı, harita Amerika'nın planlarına, hesaplarına göre değil realiteye göre şekillenirdi. Ama her şey birer kurgudan ibaret olduğundan harita da ona göre şekillendirilmiştir.

Sizce ABD'nin terörizmle savaşı 11 Eylül sonrasında planlanmış bir harekat mıdır yoksa daha önce planlanmış bir strateji midir? ABD Başkanı Bush'un 11 Eylül'ün ertesinde "haçlı savaşından" ve "şer üçgeni"nden bahsetmesinin ana nedeni nelerdir? ABD dış politikasında İslam'ın yeri neresidir?

Bizim gördüğümüz kadarıyla 11 Eylül olayları, önceden planlanan bir savaşa meşruiyet kazandırılması için değerlendirilmiştir. 11 Eylül olayları etrafında birtakım tereddütler olmasının temel sebebi de zaten savaş planının önceden hazırlanmış olmasıdır.

Bugün ABD'nin Irak'la devam ettirmek istediği küresel savaşı Müslümanları nasıl etkileyecek? 90'lı yılların başından beri Müslüman topraklarına ve Müslümanlara karşı hızlanan saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz? ABD'nin savaşacağını ilan ettiği ve teröristlikle suçladığı ülkelerin (K.Kore hariçte tutulursa) İslam ülkelerinden oluşması, ABD'nin İslam ülkelerini kuşatma altına almaya çalışmasının bir uzantısı olarak görebilir miyiz?

Irak savaşının sonunun nasıl geleceği konusunda şimdiden bir tahminde bulunmak zor. ABD aslında umduğunu bulamamıştır. Ayrıca ABD'nin Irak'a yönelik planı çağımızın güç merkezleri arasında da bir siyasi savaşın tetiklenmesine sebep olmuştur. Bu sebeple, ABD'nin planlarının tam rotasında yürüyeceğini düşünmemek gerekir. Bu düşünce ABD'nin gücünün çok abartılmasından ve onun planlarını uygulamada yanılmayacağı zannına kapılmaktan kaynaklanmaktadır. Irak'a yönelik bir saldırı ABD'yi çöküşe götürecek bir etken de olabilir. Nitekim "İsrailli" bir uzman Irak'a yönelik operasyonun başarı ihtimalinin düşük olduğuna ve bu operasyonun başarısız kalması durumunda ABD'nin çöküş sürecini hızlandıracağına dikkat çekmişti. Bizce bu, gerçekçi bir değerlendirmedir ve Amerika bu olayda biraz büyük oynamaktadır. Kaybetmesi ise temelli kaybetmesine sebep olabilir.

Muhtemel Irak savaşında İsrail ve İngiltere'nin konumlarını nasıl görüyorsunuz? Her iki ülkenin de ABD'nin yanında açıktan yer almasının nedenleri nelerdir?

İngiltere'nin işbirliği bir yönden Amerika'yla ortak hesaplarının olmasından, bir yönden de AB içi rekabette ABD desteğine ihtiyacının olmasından kaynaklanmaktadır. İsrail'in desteği ise tamamen kendi beklentileriyle ilgilidir. Hatta bu operasyon başarılı olacak olursa en büyük kazancı elde edecek olan taraf İsrail işgal devleti olacaktır. İşgal devletinin burada pek çok beklentileri ve planları bulunmaktadır. Bu yüzden de Amerika'nın böyle bir saldırıyı gerçekleştirmesi için sürekli teşvikçi ve tahrikçi tutum izlemiştir. Ama İsrail'in desteği siyasi destekten ibaret kalacaktır, askeri yönden bir şey vermeyi düşünmüyor. Yani İsrail vermeden alan olmak istiyor.