Amerika'dan Demokrasi Türkiye'den Model İhracı

8 Nisan 2003 Salı, Vakit gazetesi

Malum olduğu üzere Amerika, insanlık dışı saldırılarını birtakım "insani" gerekçelere dayandırmaktadır. Medya organları üzerindeki hakimiyeti ve elindeki para gücünü medya organlarını satın almakta kullanması onun toplumu yanlış yönlendirmesine imkan veriyor. Bu yüzdendir ki birçoklarının isabetli tespitine göre günümüzde savaşları ordular değil medya organları kazanmaktadır.

ABD, Irak'a yönelik son saldırısında da ağırlıklı olarak bu ülkeye özgürlük ve demokrasi getireceği iddiasını kullandı. Bize her ne kadar gülünç gelse de Amerikan toplumunun önemli bir kesimi, medya organlarının yönlendirmesi sayesinde buna inandırıldı.

Irak'a yönelik insanlık dışı saldırı başlamadan önce ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, "Ortadoğu ülkelerine demokrasi ihracı" diye bir konuyu gündeme getirmişti. ABD'ye göre "Ortadoğu"da tek demokratik ülke İsrail'dir. Powell, bölgedeki diğer ülkelerde de demokrasinin hakim kılınması, bu konuda ABD'nin bilfiil rol alması gerektiğini ifade ederek bu konudaki tezlerini "demokrasi ihracı" olarak kamuoyuna lanse etti.

ABD demokrasi ihracını, Irak'a bombalar yağdırarak, masum insanları katlederek, hastaneleri, doğumevlerini bombalayarak, savaşmayanları bile kendi öz yurtlarında esir alıp kamplara göndererek, bu esirlerden bazılarını meşhur Guantanamo kampına göndereceği tehditleri savurarak ve daha nice vahşi uygulamalara başvurarak başlattı. Şimdi de ABD güdümlü, ABD'nin çıkarlarını korumak için görevlendirilmiş bir yönetim vasıtasıyla ülkeye "demokrasi" yerleştirilmesinin planlarını yapıyor. Gerçi biz ABD'nin istediği sonuca ulaşmasının bayağı zor olacağını ve epey yıpranacağını sanıyoruz.

Ortadoğu'ya demokrasi ihracı teorisinin patent sahibi Powell, Irak'a sevk ettiği askeri güçlerinin zorlanması üzerine kuzey cephesine takviye sağlamak amacıyla Türkiye'ye bir ziyaret yaptı. İşte bu ziyaret esnasında yaptığı açıklamada ilginç bir şey söyledi: "Bundan sonra Ortadoğu ülkelerinde gerçekleştirilecek siyasi yapılanmada Türkiye'deki model esas alınacaktır." Bu, aynı zamanda kendisine istediği desteği veren Türkiye'ye Powell'in bir hediyesiydi. Powell, Türkiye'nin ekonomik açmazlarını, sıkıntılarını çözme konusunda herhangi bir yardım ve destek vaadinde bulunmadı ama böyle önemli bir hediye lütfetti. Bu hediyenin Türkiye'ye reel olarak ne kazandıracağı konusunda reel-politikacılar bize biraz bilgi verirlerse fena olmaz.

Türkiye'deki sistemin model olarak alınacağı hususunu Dışişleri bakanı Abdullah Gül de bir televizyon programında üstüne basa basa dile getirdi. Üstelik bunun Türkiye açısından büyük bir kazanım olacağı imajı vererek. Silahların gölgesinde ve havadan bombalar yağdırılması suretiyle hakim kılınması düşünülen demokrasiler için Türkiye'deki yapı bir model olarak kabul edilecek.

Peki nasıl bir model?

-İsrail işgal devletini meşru kabul eden ve onunla her konuda işbirliğine açık,

-Dinin devlete müdahale etmesine asla izin vermeyen ama devletin dine istediği gibi müdahale etmesine imkan tanıyan, gerektiğinde devletin resmi politikalarının dini kaynaklara aykırı olmadığının anlatılması için hutbeler okutan bir laiklik anlayışını benimsemiş,

-Batı'yla ve ABD ile uzlaşma içinde ama bu arada toplumun dini duyarlılığını da tümüyle göz ardı etmeyen, bu amaçla yerine göre dini manipülasyonu kullanan, nassları olduğu gibi değil de siyasi otoritelerin önünü açacak şekilde yorumlayan bir muhafazakarlık anlayışını esas alan,

-Halkta dini bilinçlenmenin yansıması olarak algılanan kıyafetleri yasaklayan, bu konudaki baskıcı uygulamalardan kesinlikle taviz vermeyen, bu yasakçı zihniyeti gerektiğinde hayatın bütün alanlarına taşıyabilen ve bunu "irtica ile mücadele" olarak kabul ettirmeye çalışan,

-12 yaşın altındaki çocukların Kur'an eğitimi almalarını yasaklayan, 15 yaşa kadar da bunu oldukça sınırlayan, ondan sonraki din eğitimini de çok sıkı bir denetim altında tutan, model.

Şahsen ben, ABD tarafından yukarıdan bombalarla, paraşütlerle indirilen ve zikredilen özelliklere sahip demokrasi modelinin dayatılacağı ülkelerden birinde yaşıyor olsaydım: "İstemem, sizde kalsın" derdim.