ABD'nin Yeni Hesabı

5 Nisan 2003 Cumartesi, Vakit gazetesi

ABD yanına aldığı işbirlikçileriyle birlikte yaptığı ilk hesabında yanıldı. Bu hesabı askeri operasyonun başlamasının hemen ardından Irak halkının ayaklanacağı, askerlerin de zaten zorla savaştıkları, dolayısıyla Kuveyt'teki gibi silahı gördüklerinde teslim olacakları varsayımına göre yapmıştı. Bu konuda onu Saddam zulmünü ortadan kaldırmak için ABD zulüm ve vahşetini Irak'a davet eden birtakım sözde liderler (!) yanıltmışlardı. (Bizim bu konuda iki hafta önceki Cuma dergisine yazdığımız ABD Yanlış Hesap Yaptı başlıklı yazımızı okumanızı tavsiye ederiz.) Gelişmeler ABD'nin bu hesabının tutmadığını gösterdi. Ancak artık kendi açısından dönülmesi mümkün olmayan bir yola girmişti ve önceden planladığı hedefe ulaşıncaya kadar bu yolda ilerleme konusunda kararlı olma ihtiyacı duyuyordu. Bu yüzden yeni gelişmelere ve yeni şartlara göre yeni hesaplar yapmaya başladı.

Amerikalı yetkililerin ağızlarından çıkan ve bazı raporlarına yansıyan bilgiler, ayrıca bunları teyit eden birtakım uygulamalar bize yeni hesap hakkında fikirler veriyor. Biz de bugünkü yazımızda bu yeni hesapla ilgili tespit ve tahminlerimizi aktarmak istiyoruz.

ABD'nin stratejilerini şekillendirenler açısından Irak'taki mevcut rejiminin askeri diktatörlük rejimi olması yeni hesapların şekillendirilmesi konusunda hareket noktasını oluşturmaktadır. Buna göre Irak halkı yıllardan beridir baskıcı bir askeri diktatörlük rejimine katlanmakta ve silahın gücü onları itaate zorlamaktadır. Dolayısıyla burada önemli olan halkın tavır veya tercihi değil silahın gücüdür. Şu an için bu güç Saddam rejiminin elindedir. Bu güç işgalci askerlerin eline geçtikten sonra değişen tek şey otoritenin el değiştirmesi olacak, halk yine silahın gücüne boyun eğmek zorunda kalacaktır. Bu belki biraz zaman alacak ve işgalcilerin epey bir kayıp vermelerine sebep olacaktır. Ama istenilen sonuca ulaşıldığında otorite yeniden şekillenecek ve halk bu yeni otoriteye uyum sağlamaya zorlanacaktır. Hatta bu yeni otoritenin şekillenmesinde, paranın gücünün ve Irak halkının yoksulluğunun kullanılması suretiyle dahili potansiyelden yararlanılması da mümkün olabilecektir. Bu arada savaş ülkeyi bayağı silkeceği, ülke genelinde büyük bir yıkıma sebep olacağı, alt yapıyı tahrip edeceği için paranın ve silahın gücü biraz daha etkili bir şekilde kendini gösterebilecektir. Amerikalı bazı yetkililerin Irak'taki operasyonun başarısının halkın ve askerlerin Saddam rejiminden ümit kesmesine bağlı olduğunu vurgulamaları bu konuda fikir vermektedir. Özellikle Bağdat'a yüklenilmek istenmesinin sebebi de budur. Operasyonun başlangıcında da Bağdat'taki devlet yetkililerinin kaçtıklarına, öldürüldüklerine, yaralandıklarına, televizyona yansıttıkları görüntülerin gerçek görüntüleri olmadığına dair yalan haberler yaymalarının amacı da halkta yönetimin yenilgiyi kabul ettiği kanaatinin hasıl olmasını sağlamaktı. Bu arada yakalanan sivillere yönelik şiddet muameleleri, aşağılayıcı hareketler, yollardan veya evlerden alınıp esir kamplarına götürülmeleri de silahın gücünün test edilmesi, bu gücün o insanları ne kadar itaate zorlayabildiğinin görülmesi amacına yöneliktir.

Bizim kanaatimize göre saldırganlar inşallah bu hesaplarında da yanıldıklarını göreceklerdir. Saddam'ın silahın gücüne dayalı diktatörlük rejimi her ne kadar ülke genelinde bir otorite kurabildiyse de, işgalcilerin benzer bir otoriteyi kurmaları mümkün olmayacaktır. Her şeyden önce işgalciler otoriteyi devralıncaya kadar büyük kayıplar verecek, belki de bu konuda iyice zorlanmaları onları geri adım atmaya itebilecektir. Otoriteyi devralsalar bile Irak halkı onlara teslim olmayacak, şehirlerde Filistin'deki gibi bir intifada, kırsal alanda Afganistan'daki gibi bir gerilla savaşı kendilerini karşılayacaktır. ABD bunu biraz tahmin ettiğinden Moro'ya gerilla savaşı eğitimi almaları, Filistin topraklarına da İsrail askerlerinin yanına intifadaya karşı savaşı öğrenmeleri için asker gönderdi. Ama istedikleri sonucu elde etmelerinin ve Irak halkını teslimiyete zorlamalarının hiç de kolay olmayacağına inanıyoruz.