Allah'ın Askerleri

1 Nisan 2003 Salı, Vakit gazetesi

Irak'a, her türlü yasallıktan uzak, tamamen çıkar hesaplarına dayalı ve bütün insanlığın reddettiği bir saldırı başlatan güçlerin güneydeki Necef çölünde çakılıp kalmalarıyla ilgili yorumlarda genellikle üç husus üzerinde duruluyor: Saldırgan güçlerin beklemedikleri bir direnişle karşılaşmaları, çöl fırtınası ve psikolojik problemlerin baş göstermesi. Biz bunlara, işgalcilerin daha saldırıya geçmelerinden önce dikkat çekmiş ve güneyden saldırının 15 Mart'tan sonraya kalması durumunda kum fırtınasının ve çöl sıcağının işgalcileri zorlayacağını belirtmiştik. Fakat işgalcileri çölde sıkıntıya sokan sebepler sadece bunlardan ibaret değil. Bugünkü yazımızda diğer bazı sebepler üzerinde durmak istiyoruz.

Çölde kum fırtınasından sonra işgalcileri en çok zorlayan unsurlardan biri haşerattır. Irak'ın Necef çölü zehirli haşerat yönünden oldukça zengindir. Bunlardan bazıları insanı bir ısırmayla öldürebiliyorlar. Ayrıca burası kumsal olduğundan, oralara yayılmış haşeratın ilaçlama yoluyla yok edilmesi mümkün olmuyor. Böyle bir şeyin çevreye ve doğal düzene büyük zarar verdiği bilinen bir gerçek. Ama şu anda kendi derdine düşmüş ve insanlık dışı hesapları için insanları topluca katleden saldırgan güçlerin çöldeki haşeratı ve onlarla birlikte yürüyen doğal düzeni düşünecek halleri yok. Ne var ki haşeratı topluca imha için yaptıkları ilaçlamalarda yeterince başarılı olamıyorlar. Saldırgan güçlerin komutanları ve cephe gerisi işleriyle ilgilenen elemanları askerlerine haşerattan nasıl korunabileceklerine dair öğütler içeren muhtelif broşürler dağıtıyorlar. Bu broşürlerde öğütlenenlerden biri de ayaklarına sürekli uzun botlar giymeleri. Oysa çöl sıcağında o uzun botlar ayakları fena halde yakıyor ve terletiyor. Tabii bu tür zorluklar da askerlerin psikolojilerindeki dengesizliğin artmasına yol açıyor.

İşgal güçlerini zorlayan tabii zorlukların başında gelen çamurlar, kum fırtınaları ve çöl sıcağı saldırganlar tarafından "korku üçgeni" olarak adlandırılıyor. Bu korku üçgeninin operasyona yansıyan tek sonucu kara harekatının ilerlememesi değil. Ayrıca muhtelif yan tesirleri var. Bunlardan biri de çöl sendromu adı verilen hastalık. Medya organlarında son zamanlarda savaş sendromu diye bir psikolojik rahatsızlıktan sıkça söz edilmeye başlandı ama çöl sendromu denilen hem psikolojik hem de fiziki boyutlu hastalıktan pek söz edilmiyor. Gittikçe artan çöl sıcakları işgalci askerlerin bedenlerinde su miktarının azalmasına, dinçliğin kaybolmasına ve rehavete sebep oluyor. Bu da askerlerin ağır yükleri taşımalarını zorlaştırıyor ve günlük etkinliklerinin azalmasına sebep oluyor. Çöl sıcakları bazen güneş çarpmasına, bayılmalara, çöl bölgelerine özgü hastalıkların baş göstermesine de yol açıyor.

İşgalcileri zorlayan sebeplerden biri de çöl şartlarının lojistik desteği ve ihtiyaç maddeleri takviyesini zorlaştırması. Çünkü ta Kerbela kenarında tutulan askerlerin gündelik ihtiyaçlarının, yiyecek ve yakıtlarının karşılanması için Kuveyt'teki üslerden takviye yapılması gerekiyor. Bu işlemi yapan araçlar ise uzun bir çölü aşarak oraya ulaşabiliyorlar. Bu yolu kat ederken hem çöl şartlarıyla boğuşuyor, hem de savaş şartlarının oluşturduğu korku ve endişeyi yaşıyorlar. Bu yüzden cephede tutulan askerlerin ihtiyaçlarının karşılanması bazen aksıyor, dolayısıyla yemek öğünleri veya miktarları azaltılıyor, yakıtları tükenen araçların bekletilmesi zorunlu oluyor.

Bütün bunlara bir de askerlerin maruz kaldıkları savaş sendromu adı verilen psikolojik rahatsızlıklar ekleniyor. Bu rahatsızlıklar sebebiyle ABD'nin yüzlerce psikologu bölgeye gönderdiği açıklandı. Ama bakalım onlar oradaki askerleri tedavi mi edecekler yoksa kendileri de tedaviye muhtaç hale mi gelecekler?

Bunlar, Allah'ın görünen ve görünmeyen askerlerini hesaba katmadan kendini dünyanın en güçlüsü gördüğü için ilahi kudrete baş kaldıran çağdaş Firavun'un askerlerinin maruz kaldığı sıkıntılardan bazıları. Son zamanlarda yaşanan hadiseler bu sıkıntıların onları daha da saldırgan ve vahşi hale getirdiğini gösteriyor. İnsanlığın bu vahşeti durdurmak için elinden gelen her şeyi yapması gerekiyor. Bu arada boykotu unutmayın.